Gerçekliği Parçalar Halinde Biliyoruz, Geri Kalanını Aklımız Tamamlıyor

6, Ağustos 2017 İçinde Psikoloji 0 Paylaşıldı

Belki de bunun hakkında daha önce hiç düşünmediniz ama aklınız parçalar halinde çalışıyor. Aklımız, gerçekliği yapboz parçaları şeklinde alır -her bir duyu için birkaç tane- ve gerçeklik dediğimiz o hayranlık uyandıran bütüne tamamlama işini üstlenir.

Bu, yalnızca duyularımızdan gelen parçalardan değil, sessizce birbirine karışmış hisler, düşünceler, fikirler ve hatıralardan da oluşan sürekli ve devamlı bir iştir.

Romanın parçaları

Bir zaman önce şu şekilde başlayan çok keyifli bir hikaye okudum: “Bir roman aldım ve ben okumaya başlamaya zaman bulamadan köpeğim başlangıcını, sonunu ve geri kalanının ortalığa dağılan düzinelerce sayfasını yemiş.”

Biz de dış dünyaya bu şekilde şahit oluyoruz, sanki birkaç parçasını köpeğimizin ısırıp kopardığı bir hikaye gibi. Oysaki biz durumun böyle olduğundan haberdar değiliz, çünkü aklımız bilginin olmadığı yerleri hikayenin anlamlı olması için kendi birleştirir ve doldurur.

Bunu değiştiremeyiz

Hikaye şöyle devam eder: “Davranışının uygunsuzluğu üzerinde düşünmesi için köpeğime olay yerini tekrar tekrar göstermeden, oluşan zararı tayin etmek ve kurtarabileceğim ne kaldıysa kurtarmak için işe koyuldum.”

Yukarıda belirtildiği gibi, hikayenin elimizde olmayan parçasından bir anlam çıkarmak çok zordur çünkü aklımız neredeyse otomatik olarak bu boşlukları kapatmaktan sorumludur. Gerçek şu ki birçok durumda fena bir iş çıkarmaz  ve yamaları büyük ölçüde gizler. Böylece yamaların varlığını fark etmek çok zor olur.

Bilgiyi bilgi olmayandan ayırt etmek bir hipotezden fazlasıdır. Daha az ya da fazla ihtimalle bu kasıtlı bir görevdir ve genellikle yamaları yerleştirmekten daha zordur. Bunun yanı sıra unutmayalım ki beynimiz, Ockham’ın usturasını harfiyen izler ve genellikle en ekonomik hipotezi seçer.

Eksik olan bir şeyi yerine koyduğumuz için mi bir şey oluyor

Çoğu durumda hayır. Oldukça zeki bir beynimiz vardır. Örneğin, birinin bu sabah çok erken kalktığını söylersek 10’dan önce uyanmış olduğunu düşünürüz, hatta daha erken.

Bununla birlikte, Can’ın bu sabah, geçen hafta ve ondan öncekinde de işe geç kaldığını öğrenirsek Can’ın çok dakik biri olmadığını, belki de işini ciddiye almadığını düşünürüz. Bunun olmasının sebebi ise düşünme eylemimizi, “bu ya da şu” bilginin o olaya zımbalanması ve bu şekilde depolanmasıyla yapıyor olmamız.

Aklımız zekidir ve birçok durumda bize en çok uyan hipotezi kullanır. Can’ın geç kalmasının alternatif hipotezinde ise Can’ın vaktinde gelmesini engelleyen asıl sebep yaşadığı bir sorun olabilir. Fakat bizim için bu daha karmaşık bir senaryodur.

Aklımız bizi korur

Neden Can’ın bir sorunu olması hipotezi işine ilgisini yitirmiş olmasından daha karmaşık gelir? Çünkü ilk hipotez bizi soru sormak durumunda bırakır. Can’a doğrudan bunu sorabiliriz ancak hayatının içine dalmak için ona yeteri kadar güvenmiyoruz.

Ona yakın olan birine de sorabiliriz, ancak bizim burnumuzu soktuğumuzu düşünüp kaşlarını kaldırması muhtemeldir, hatta bizi daha fazla yanlış bilgilendirecek bir şey de söyleyebilirler. Diğer yandan, Can’ın bir problemi varsa ve ona yardım edebilirsek, etmemiz gerekmiyor mu?

İş yerinde sessizce oturmak zihnimizi uyandırır. Bu, uyandığında talihsiz bir durum yaratabilir çünkü dikkatimiz kolayca dağılabilir ve en sonunda kendimizi, Can’ın sorunu için bir şeyler yapmaya zorlarız.

Bununla birlikte hikayemiz böyle biter: “Romanın sonu bilhassa talihli görünüyordu: en enteresan ve sempatik karakterlerden biri, neden bilmiyorum ama, para için öldürdüğü bir adamdan dolayı alacaklı çıktı, halbuki önceki sayfalarda kimseyi öldürmemiş ya da bu vahşeti çağrıştıracak hiçbir şey söylememişti. Komiser purosunu alırken polis de onu tutuklamak üzeredir ve biz yakıp yakmadığını bilemeden roman biter.”

Bunlar da ilginizi çekebilir