Fikir Sahibi Değil Bilgi Sahibi Olmak

Stephan Hawking, bilgi sahibi olmanın asıl düşmanının cehalet değil, bildiğini sanma yanılsamasına düşmek olduğunu söyler. Peki gerçekten bildiklerimize dayanarak mı düşünüyoruz?
Fikir Sahibi Değil Bilgi Sahibi Olmak

Son Güncelleme: 21 Mart, 2021

Yeni Bilişim ve İletişim Teknolojileri (New Information and Communication Technologies – NICT) artık gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası konumuna gelmiş durumdadır. Bu teknolojik araçlar yavaş yavaş eğitim ve öğrenme biçimimizin de dönüşüme uğramasına neden oluyorlar. Bugün artık internetin ayrı bir evren olduğunu ve tabletler, akıllı telefonlar ve çok sayıda sosyal medya platformu ile birlikte pek çok konuda fikir sahibi olduğumuzu biliyoruz. Bu araçların aynı zamanda fikirlerimizi değiştirme ve etkileme gücüne sahip olduğunu söyleyebiliyoruz.

Bu noktada “bilgi toplumu” adı verilen kavramın tam olarak internet tarafından sağlanan çok yüksek miktarda ve sonsuz bilgiyi doğru bir biçimde kullanmaktan geçtiğinin altını çizmek gerekir. Bu teknolojiyle birlikte daha iyi iletişim kurabiliyoruz. Ancak bunun da ötesinde daha doğru ve derin fikirler üretebiliyor ve böylece daha yüksek bir entelektüel seviyeye ulaşabiliyoruz.

“Gazeteyi gazete yapan haber değildir, haberi haber yapan gazetedir ve dört farklı haberi nasıl bir araya getireceğini bilmek okuyucuya bir beşinciyi de sunmak demektir.”

– Umberto Eco

telefona bakan bir kadın

Hepimizin Bir Fikir Sahibi Olma Hakkı Vardır, Gereksiz ve Faydasız Bilgiler Konusunda Bile…

Felsefeci ve yazar Umberto Eco, “toplumsal cehalet” adı verilen kavramı çok şiddetli bir biçimde eleştirir. Son kitaplarından biri olan Budalalıktan Deliliğe (Chronicles of a Liquid Society) adlı eserinde ölümünden önce basında çıkan ve toplum, internet ya da eğitim ve yazı yazmanın geleceğine dair kaleme aldığı makalelerini derlediği bir bölüme yer vermiştir.

Eco bu yazılarda, hem olaylar hem de bu olayların başrolünde bulunan kişiler açısından güncel gelişmeleri ele almıştır. Bu bağlamda farklı haberleri, televizyon programlarını ve politik konuları esprili ve iğneleyici bir biçimde okuyucuya sunmuştur:

“Sosyal platformlar, daha önce sadece bir barda önünde bir kadeh şarapla konuşmuş olan budala güruhlarına, topluma zarar vermeden konuşma hakkı veriyor. Eskiden çok kolay bir biçimde susturulan bu insanlar şimdi Nobel ödülü kazanan bir kişi ile aynı konuşma hakkına sahipler. Aslında bu durum dünyayı aptalların istila etmesinden başka bir şey değil.”

Fikir Sahibi Olmak ve Bilmek Arasındaki Görünmeyen Büyük Fark

Pek çok uzman bu iki kavram üzerinde çalışmıştır. Görünürde birbirine çok benzeyen bu kavramların derinlere inildiğinde aslında çok farklı oldukları anlaşılır. Çünkü bir fikir somut ve iyi bilinen bilgiler ışığında şekillenmesine rağmen gerçekte durum sanıldığından biraz daha farklıdır. Bu bağlamda, konunun detaylarını incelemeye karar verirsek karşımıza klasik dönemin büyük filozofları Platon ya da modern dönem felsefecilerinden Kierkegaard gibi isimler çıkar. Bu düşünürler sahip oldukları fikirlerle günümüz düşünce sistemine önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Bu bağlamda Platon, Devlet adlı eserinde adil toplum ya da şehir çerçevesi içinde fikir sahibi olmak ve bilgi sahibi olmak kavramlarını birbirinden ayırmıştır. Platon’a göre kendilerini sadece yüzeysel olarak şımartan ve doyuran insanlar – örnek olarak renklerle ya da şekillerle – gerçek bilgiye asla erişemezler. Buna karşın bunları gözlemleyerek fikre dönüştürebilen insanlar ise gerçekten ne anlam içerdiklerini anlama şansına kavuşurlar.

“Sadece güzel bedenleri değil, aynı zamanda güzelliğin kendisi üzerinde düşünen ve mantıklı bir biçimde çalışan; adalet ve iyilik ideali konusunda düşünen, bu yüksek fikirle hareket eden ve anlık kararsızlıklarla değişkenlik göstermeyen kişi…”

– Platon

19. yüzyılın büyük düşünürlerinden Soren Kierkegaard ise “İki Çağ” olarak adlandırılabilecek yazısında bilgi edinmenin tek yolunun sessizlikten geçtiğini ifade etmektedir. Filozof, fikrini savunurken kişinin öncelikle dinlemeyi, odaklanmayı ve başka konularla dikkatini dağıtmamayı öğrenmesinin gerektiğini, bunu başardıktan sonra ise herhangi bir fikir beyan etmeden daha derin düşüncelere girebileceğini öne sürmüştür.

Bu düşünürlerden bizi ayıran yüzyıllar ve sayısız fikre rağmen bugün fikir ya da bilgi toplumu olarak adlandırılan kavrama çok uygun görüşler ileri sürdüklerini rahat bir biçimde söyleyebiliriz. Her ne kadar gerçek dediğimiz kavram bazı durumlarda göreceli olsa da, sonuçta bilgi mutlaktır ve değerinden bir şey kaybetmez. Çünkü her şeyden önce saf bilgiye karşı tüm fikirleri ve kişisel ifadeyi savunmak için gereken riskleri alırız.

“Sadece gerçek anlamda sessiz kalan insan gerçek anlamda konuşabilir ve gerçek anlamda harekete geçebilir.”

– Soren Kierkegaard

konuşan arkadaşlar

“Bilenleri Dinlemek İçin Daha Az Konuşun, Daha Çok Susun”

COLMEX (Colegio de México) Sosyolojik Çalışmalar Merkezinden profesör Manuel Gil Antón, geçtiğimiz yıl eğitim reformu konusunda gerçekleştirilen bir tartışmada son derece önemli konulara değinmiştir. Bu tartışmada, daha fazla bilgi sahibi olan insanlara daha uzun süreler söz hakkı vermenin önemini vurgulanmış, bu sayede fikirlerini saha sağlıklı ve iyi bir biçimde ifade edebileceklerinin altını çizmiştir. İşte ancak bu şekilde daha adil bir toplum ve daha kolektif bir mutluluğa erişmek mümkün olabilir.

Cehalet çağı, Profesör Charles Simic’in 2012 yılında New York Review’da yayımlanmış olan bir makalesinde açıkladığı şekilde günümüz toplumunu tanımlamaktadır. Bu yazıda Simic, insanların Obama’nın Müslüman olduğunu düşünmeye başlamalarıyla bir tür “opak zihinlerin zeki olanlara karşı isyanı” algısının oluşmaya başladığı sonucuna varmaktadır. Ayrıca yazar “tarihin en büyük güçlerinden birinin ise aptallık olduğunu” da vurgulamaktadır.

İlgini çekebilir ...
Daha İyi Yaşamak İçin Düşünme Sanatı
Aklınızı KeşfedinRead it in Aklınızı Keşfedin
Daha İyi Yaşamak İçin Düşünme Sanatı

İyi düşünme sanatıyla zorluklara karşı bakış açımızı nasıl değiştirebileceğimizi anlatıyoruz. Negatif duygularınızı bir kenara bırakın.