Johanna Arendt: Çoğulcu Bir Düşünür

Ocak 27, 2020
Johanna Arendt Yahudi ve Alman olmaktan ötürü işkence görmüş biridir. Yıllar boyu "ülkesiz" kalmıştır. Belki de çoğulcu bir düşünce sisteminin olması bununla ilişkilidir.

Johanna Arendt 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biriydi. Hatta bazıları onu “filozof” olarak adlandırır, fakat o böylesi bir kategorizasyonu reddederdi. Belki de bunun nedeni filozofun daha kati ve Arendt’in entelektüel kapasitesini sınırlayıcı bir unvan olmasıydı.

Johanna Arendt “Yahudi tartışması” ile ilgili en başarılı uzmanlardan biriydi. Yahudi olmasına rağmen diğer düşünürlerin aksine, konuya mesafeli ve eleştirel bir tutum sergiledi.

“En radikal devrimci dahi devrimin ertesi günü muhafazakar birine dönüşür.”

– Hannah Arendt

Kitabı Totalitarizmin Kaynakları bir politik teori klasiğidir. Kitapta Yahudi karşıtlığı, ırkçılık ve emperyalizmin tarihsel gelişimine ışık tutuluyor. Johanna Arendt “total egemenlik” dediği kavramın Nazizm ve Stalinizm’den doğduğu görüşünü bildiriyor.

Johanna Arendt: Zeki ve Genç Bir Kadın

Ders veren Johanna Arendt

Johanna Arendt 14 Ekim 1906’da Almanya’nın Linder-Limmen bölgesinde dünyaya geldi. Ailesi Yahudi idi ve günümüzde Rusya topraklarında yer alan, Prusya’nın Linden bölgesinde doğmuşlardı.

Arendt’in babası mühendisti ve o yalnızca 7 yaşındayken frengi yüzünden hayatını yitirdi. Annesi Martha Cohn da, liberal düşüncelere sahip bir kadındı. Zamanında kızına erkeklerin aldığı gibi bir eğitim aldırmak için çabaladı.

Johanna Arendt’in entelektüel becerileri ve asi karakteri, çok küçük yaşlarından itibaren fark ediliyordu. Bazıları henüz 14 yaşındayken, Emmanuel Kant ve Karl Jaspers’ın eserlerini okuduğunu ifade eder. Böylesi özelliklere sahip bir genç kızken, tabii ki de onu 17 yaşında “disiplin sorunları” nedeniyle okuldan attılar.

Bunun ardından Arendt tek başına Berlin’e gitti ve orada teoloji ve felsefe dersleri aldı. Kendi başına çalışmaya başladı ve 18 yaşında Marburg Üniversitesi sınavlarına girdi ve başarılı oldu.

Johanna Arendt: Yahudi Bir Entelektüel

Bir şeyler anlatan Hannah Arendt

Sosyal bilim dünyasının epey tanınan isimlerinden Martin Heidegger, Arendt’in öğretmeniydi. Sonraları birbirlerine aşık oldular ve gizli bir ilişki sürdürdüler. Heidegger evli ve çocuklu bir adamdı. Bu ilişki Arendt daha sonra bir dönemliğine Freiburg’taki Albert Ludwig Üniversitesine gidince tarih oldu.

Johanna Arendt burada Edmund Husserl ile dersler aldıktan sonra 1928 yılında doktora derecesini kazandı. Tez danışmanı Karl Jaspers’tı ve danışmanı sonrasında çok yakın arkadaşlarından biri oldu. Arendt aynı zamanda, zamanın meşhur filozoflarının çoğuyla da arkadaştı.

Yahudi karşıtlığının baş göstermesiyle Nazizm de giderek yükseldi. Çoğu çocuk ve genç insanın kaçmasına yardım etmek için Arendt kendi evini kullandı. 1933’te bir gestapo tarafından tutuklandı ve 8 gün boyunca hapiste kaldı. Ardından, Fransa’ya kaçtı ve orada ilk kocası Günther Stern ile tanıştı.

Ülkesiz Bir Düşünür

Johanna Arendt başından beri yeni rejime boyun eğen filozofların aksine, Nazizm karşıtı söylemlerde bulunan birkaç Avrupalı entelektüelden biriydi.

1937 yılında Hannah, Günther’den boşandı ve aynı yıl Alman hükumeti vatandaşlığını düşürdü. 1939 yılında annesini Almanya’dan çıkarmayı başardı. 1940’ta Heinrich Blücher ile evlendi. Kısa bir süre sonra, öyle olmamasına rağmen Alman olmak suçuyla Fransa’da bir toplama kampına gönderildi. Buradan kaçmayı başardı ve kocası ve annesiyle birlikte Amerika’ya göç etti.

Amerika’ya gittiklerinde, Avrupa’daki deneyimlerine de dayanarak burada gazeteci olarak çalışmaya başladı. 1951 yılında Amerikan vatandaşı olsa da, kalbinin hep Alman dili, sanatı ve şiirine bağlı olduğunu dile getirdi.

Johanna Arendt’in Parlak Yolu

Amerikan vatandaşı olduğunda artık “ülkesiz” olmaktan kurtulmuştu. Vatandaş olmanın “haklara sahip olma hakkı” olduğunu dile getiriyordu. Amerika’da parlak bir kariyeri oldu ve burada en önemli eserlerini kaleme aldı.

1961’de The New Yorker için muhabirliğe başladı ve bir Nazi savaş suçlusu olan Adolf Eichmann’ın yargı sürecini kaleme aldı. Yazısı “Şeytanın Bayağılığı” başlığını taşıyordu ve epey sansasyona yol açtı.

1959 yılında Princeton Üniversitesinin ilk kadın öğretim görevlisi oldu. 1963’te Chicago Üniversitesinde profesör unvanını aldı ve bunun ardından başka akademik kurumlarda da çalıştı.

Eşi 1970 yılında vefat etti. 4 yıl sonra da Hannah kalp krizi geçirdi fakat iyileşmeyi başardı. Akademik bir toplantı sırasında ikinci kez geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını yitirdiği 1975 yılına dek çalışmalarına devam etti.

  • Arendt, H. (2005). Arendt sobre Arendt. H. Arendt, De la historia a la acción. Buenos Aires: Paidós.