Düşünmeden Karar Verme: Sezgisel Zeka

12 Ocak, 2017
 

Bir noktada hepimiz düşünmeden konuştuğumuz veya düşünmeden karar aldığımız konusunda suçlanmışızdır, sanki bunu yapmak kötü bir şeymiş gibi. Aslında bu bir erdem de olabilir, tabi eğer sezgisel zekayı kullanmayı öğrenebildiyseniz.

“Basit kararlar alırken artıları ve eksileri göz önünde bulundurmak avantaj sağlar. Hayati öneme sahip konularda ise karar bilinçsizce, içimizdeki derin bir yerden alınmalıdır.”

– Sigmund Freud

ellerinde-kalp-tutmak

Birkaç on yıl öncesine kadar zeka konusunda çok fazla bilgimiz yoktu. Zekayı, mantık problemlerini çözme yeteneği olarak görürdük örneğin. Daha sonra herkesin ağzını açık bırakan bir teori ortaya çıktı: çoklu zeka kuramı.

Bilim insanları insanoğlunun denklem veya bilmece çözmekten çok daha fazla yeteneğe ve zekaya sahip olduğunu keşfettiler. Buna ek olarak, son yıllarda sezgisel zeka konsepti üzerine pek çok araştırma yapıldı. Bu teori kararlarımızı nasıl ve ne şekilde aldığımızla ilgili.

Freud’un dediği gibi hayatımızı gerçek anlamda etkileyen, örneğin eşimiz veya işimiz hakkındaki kararlar doğanın kanunları tarafından, sezgilerimiz tarafından alınmalıdır.

Bunun anlamı ne? Yani eğer düşüncelerimize değil sezgilerimize güvenirsek, teoriyi değil pratiği dikkate alırsak, korkunun ve güvensizlik duygusunun bizi yönetmesine izin vermezsek, kararlarımız doğal olarak asla “doğru” veya “yanlış” olmayacaktır.

 

Çoğu zaman varoluşumuzun derinliklerinden gelen duygularımıza karşı gözlerimizi köreltiriz, çünkü aklın dediklerini dikkate almayı tercih ederiz.

Neden sadece akıl karar vermek zorundadır? Kalbimiz haklı olamaz mı?

sazliktaki-kiz

Sezgisel zeka: duygularınızla düşünmek

Çoklu zeka teorisi, Kanada asıllı sosyolog Malcolm Gladwell sayesinde ortaya kondu. Kendisi, tamamen gündelik ve subjektif deneyimlerimize dayanan belli bazı mantıksal davranışları durumlara uygulama kapasitemiz olduğunu ifade ediyor. Ancak, göz kırpması gibi çok kısa bir süre içinde neyin daha önemli olduğunu belirleyebilme yetisine de sahibiz. İşte bu sezgisel zekadır.

Eğer bunu kullanırsak, problemlerimizi hızlıca çözebilir, kararlarımızı hızlı bir şekilde alabiliriz. Şüphesiz ki bu konsept fikirlerimize ve geleneklerimize aykırı olacaktır. Küçük yaşlardan itibaren bize, iyi kararlar almak için uzun uzun düşünmemiz gerektiği öğretilir. “Sabah ola hayrola,” “Birkaç gün daha bekle“, vs.

Karar almanın klasik yöntemi olan tüm seçeneklerin doğru ve yanlışlarını analiz etmekten farklı olarak bu sosyolog bizi çok fazla düşünmeden karar almaya davet ediyor. Ya da aslında bizi, kararlarımızı akıl yürüterek veya bize daha önce öğretilmiş olan konseptler çerçevesinde değil duygularımıza ve deneyimlerimize dayanarak almaya davet ediyor.

 
iki-yola-yuzunu-donen-adam

Karar almak için daha fazla bilgiye sahip olmak her zaman için yeterli değildir. Bir şeyi 20 defa analiz edebilir, daha fazla bilgi arayışına girebilir, diğer insanların fikirlerini alabilir, biraz araştırma yapabilir veya üzerine düşünmek için bir yerlere gidebiliriz. Ancak, bu hiçbir zaman başarılı olmayı veya doğru seçimi yapmayı garanti altına almaz.

Sezgisel zeka teorisine göre, uzun zaman ve derin bir analiz, kafamızı karıştırarak veya süreç içerisinde bizi sıkarak durumu olumsuz etkileyebilir. Tam da bu anda yanlış bir karar alabilirsiniz, çünkü beyin kendisini “kapatır”.

Beynimizi bir ağ sunucusu ile kıyaslayabiliriz. Bir sürü pencereyi aynı anda açtığınızda ve onlarca işi tek seferde gerçekleştirmeye çalıştığınızda ne olur? Evet, sistem çöker. Çok fazla bilgi ve aşırı baskı yüklendiğinde beyninize de işte bunun aynısı olur.

Sezgisel zeka teorisini anlamamıza yardımcı olabilecek bir başka net örnek ise tatlı yemek istediğimizde gerçekleşir. Dükkana gideriz ve yüzlerce çeşit şekeri ve çikolatayı görürüz. Karar vermek için saatler harcayabiliriz… Ya da bunun yerine, evdeki buzdolabını açarsak (şansımızın yardımıyla) iki çeşit tatlı görürüz ve ikisi arasından seçim yapmak için onu afiyetle yerken harcadığımızdan çok daha az zaman harcarız.

 

Sezgisel zekanın prensiplerini geliştirebiliriz, bunu “açık bir akıl” sahibi olarak yapabiliriz. Duygularınızın size gönderdiği mesajları veya işaretleri okumayı öğrenin, arada bir de olsa, onların sizi taşımasına izin verin.