Devam Etmek – İnsan Ruhunun Harika Yönü

· Mayıs 20, 2018

Devam etmek bir seçenek değil, zorunluluktur. Bunu hepimiz yaşadık. Hepimiz hayatımızın kritik bir anında çıkmaza girdik. Bunu yaşadığımız zaman tüm evrenimiz tepetaklak oldu; kendimizi uyumsuz, garip ve boğucu bir boyutta yüzüstü çakılmış halde bulduk. Ve hepimiz çok iyi biliyoruz ki ilerlemeyen ya da bir şeye takılıp kalan bir kimse eninde sonunda yok olup gidecektir. Durgun bir su gibi her şey kötüye gitmeye başlar.

“Devam etmenin sırrı başlamaktadır.”

– Mark Twain

Zor ve hoş olmayan zamanlardan geçtiğimiz zaman beynimizin bir kısmı bizi yolumuza devam etmeye teşvik eder. Bu mantığımızın sesidir ve sevdiklerimizin bize söyledikleriyle uyumludur. Bizim için endişelenen ve bizi yüreklendirici sözlerle destekleyen kişilerin sesiyle aynıdır. Ancak beynimizin, değişime direnen ve huzurumuzu kaçıran acı verici olaylara tamamen takılı kalan başka bir kısmı daha vardır. Bu kısım, kısa bir süre önce tadını çıkardığımız güven hissini bizden çalan kısımdır.

Bırakmak

Bir şeyi bırakmak ya da bir kişinin gitmesine izin vermek, işimiz ya da arkadaşımız gibi benliğimize ait şeylerden vazgeçmek tüm varlığımızı bir panik haline sokar. Bununla birlikte düzgün bir şekilde, titizlikle ve akıllıca idare etmemiz gereken karmaşık bir durum baş gösterir. Bizi ele geçiren birikmiş negatif duygulardan olabildiğince uzaklaşmak isteriz. Fakat yine de bu duygusal düğümle direkt olarak yüzleşmek, durumu anlamak ve düğümü çözmek için aslında oldukça yardımı olacak bir taktiktir. Karmaşık koşullar içinde kontrolü elimize alır ve çözüm yolu ararsak devam etmek için gerekli olan o itiş gücünü de sağlamış oluruz.

Bazen tam kalbimizde bulunan, hepimizin içindeki o harika direnme ve kendini geliştirme kapasitesini hafife alıyoruz. Hepimiz içimizde yolumuzu aydınlatacak, dayanıklı ve sert bir elmasa sahibiz. Bu fikrin derinliklerine inmek için önce bizi kesinlikle düşünmeye sevk edecek ve birden fazla çıkarım yapmamızı sağlayacak kısa bir hikaye anlatmak iyi olacaktır.

Bir mesajın eski bir kütüphanede kaybolan tarihi

O meşhur “Sakin Ol ve Devam Et” (Keep Calm and Carry On) posterini hepimiz görmüşüzdür. Sakin kalmak ve devam etmek muhtemelen kişisel gelişim alanında en çok satılan mesajlardan biri olmuştur. Ancak bu sözün ilk çıkışı oldukça ilginç bir hikayeye dayanır. Bu hikayeyi keşfetmek için 1940 yılına, İkinci Dünya Savaşı’daki Londra’ya bir yolculuk yapacağız.

Birleşik Krallık’taki durumun bundan daha karmaşık bir hal alamayacağını hükümet biliyordu. Savaşın en kötü zamanlarıydı ve Alman ordusu büyük şehirleri düzenli olarak bomba saldırısına tutuyordu. Askeri çabalara ek olarak başka bir savunma yöntemi daha izlemelilerdi; toplumun moralini yükseltmeleri gerekiyordu. Tipik İngiliz metanetini hissetmeleri gerekiyordu ki böylesine korkunç koşullar içinde ruh sağlıklarını kaybetmesinler.

Bu yüzden devlet, halkı devam etmeleri için yüreklendirmek adına sokaklara posterler koymaya karar verdi. “Cesaretin, Neşen, Azmin bize Galibiyet getirecek” ve “Sakin ol ve Devam Et” gibi çeşitli mesajlar ortaya sürüldü. İngiliz halkının duymaya ihtiyacı olan kelimeleri daha uygun bir şekilde yansıtacağı düşünüldüğü için ikinci mesaj seçildi ve iki milyondan fazla kopyası basıldı. Devlet bütçesinin hatrı sayılır bir kısmı bu proje için kullanıldı.

sakin ol ve devam et posteri
Sakin ol ve Devam et

Zorluklardan kuvvet almak

Şimdi asıl soru şu: bu etkileyici ve iyi niyetli posterin gerçekten de bir yardımı oldu mu? Bu sorunun cevabı basit – aslında çok da gerekli değildi. Posterleri hiçbir zaman sokaklara asılmadı. Winston Churchill, İngiltere halkının dayatmacı mesajlara ihtiyacı olmadığını düşündüğü için bu posterlerin uygun olmadığına karar verdi. İnsanlar devam etmenin, mücadele vermenin ve güvenmenin tek makul seçenek olduğunu zaten çok iyi biliyordu. İnsanoğlu zaten zorluklardan ve direnç göstermekten kuvvet alma mekanizmasına sahip bir varlık.

Sokaklara bu mesajları yerleştirmek bir şakadan daha fazlasıydı. Bu yüzden hükümet, pek de gerekli olmayan bir şey uğruna devletin bu kadar para yatırdığını fark eden olmasın diye bu mesajların büyük bir kısmını sakladı ve yok etti.

Ta ki bazıları 2000 yılında tesadüfen eski bir kitaplıkta keşfedilene kadar. Bu keşif çok şaşırtıcı oldu ve yıllar önce yaratılan bu söylemin insanlar tafaından tutulması ve son derece popüler hale gelmesi çok uzun sürmedi.

“Başarı, başarısızlıktan başarısızlığa koşarken hevesini kaybetmemektir.”

– Winston Churchill

İnsanların dayanıklı bir malzemeden yapıldığını, direnmenin ve vazgeçmemenin genlerimizde olduğunu içten içe hepimiz biliriz. Peki hevesimizi kaybettiğimizde ne yaparız? Elimiz kolumuz bağlandığında, kalbimiz soğuduğunda ve negatif düşüncelerin hakimiyetine girdiğimizde nasıl davranmalıyız?

kurt silüeti ve adam

Ümitsizliğe düşmeden devam edebilmenin anahtarı

  • Duygularınızı hissedin. Bunu en başta da vurgulamıştık. Duygusal labirentimizi anlayabilmeli, negatif duyguların farkında olmalı, bu duyguları benimsemeli ve kanalize etmeliyiz ki yoğunluklarını adım adım kaybetsinler.
  • Neleri hak ediyorsunuz? Düşünün, bunu derinlemesine sorgulayın ve hak ettiğinizi düşündüğünüz şeylerin bir listesini yapın. Mutlu olmak, bir şans daha kazanmak, daha özgür olmak için. Kendi sorumluluğunuzu almak, sevmek ve sevilmek, başarılı olmak, yeniden umutla dolmak için.
  • Ayaklarınızın yere bastığını hissedin. Saçma görünse de ayaklarımızın yere bastığını hissetmek gibi basit bir şey bize güven ve hareketlilik duygusu verir. Yere çakılmış değiliz, hala ilerleme ve harekete geçme kabiliyetine sahibiz.
  • Derin nefes alma ve meditasyon alıştırmaları yapın. Kendimizle ve etrafımızı saran her şeyle bağlantı kurmak en temel kuraldır. Bu alıştırmalar odaklanmamıza, duygularımızla bağlantı kurmamıza, kafamızı boşaltmamıza ve başka bakış açılarının da olduğunu fark etmemize yardımcı olur.
  • Dirençli bir grup insan yaratın. Arkadaşlarınız ve aileniz arasında, çok kötü dönemlerden geçmiş ve bunların üstesinden mücadele vererek kalkabilmiş insanlar mutlaka vardır. Bu insanlardan bir şeyler öğrenin.
  • Bir mantra yaratın. Günlük hayatınızda size motivasyon verecek ve cesaretlendirecek bir söz yaratın. Buna “Hak ediyorum”, “Cesurum”, “Beni harika şeyler bekliyor ve bunları yaşamaya hazırım” gibi örnekler verebiliriz.

Son olarak, en önemli adım ise hız kazanmaktır. İlerlemeye devam etmek, ortada bir dayanağımız olmamasına rağmen umut etmek, kendine ve sahip olduğu kaynaklara güvenmek anlamına gelir. Bütün bunlar, hepimizin daha dolu ve tatmin edici bir gerçekliğe ulaşması için yapabileceği şeyler. Hak ettiğimiz gerçekliğe ulaşmak için…