Can Dostum, Sınırları Aşmak

Aralık 21, 2020
Can dostum filmi farklı hayatlara sahip iki kişinin birbirini ne kadar iyi tamamladığını gösterir, hayata farklı açıdan bakmayı öğretir.

Can dostum, Olivier Nakache ve Éric Toledano’nun yönettiği 2011 yılında yayımlanan bir Fransız filmidir. Çok beğeni alan ve büyük başarılara imza atan Fransız filmlerinden biri olan, Welcome to the North’un ardından ikinci sırada yer alır. Film, engellilik konusuna değinen, örnek alınan bir film haline geldi. Çünkü bizi acıma duygusundan ve dramdan uzaklaştırarak, bizi daha doğal, daha az trajik ve daha olumlu bir perspektife yönlendirir.

Can dostum, farklı dünyalardan gelen birbirine zıt karakterde iki adam arasında ortaya çıkan dostluğu anlatır. Başrollerinde Abdel Yasmin Sellou’nun yer aldığı film, Sellou’nun otobiyografik kitabı Benzersiz Dostluk’tan esinlenmiştir. Bu hikayede Sellou, paraşüt kazasından sonra omur ilik felçi geçiren Philippe ile arkadaşlığını anlatmaktadır.

Filme hayat veren iki arkadaşın adı: Driss ve Philippe’tir. Driss, Paris’in banliyölerinde yaşar. Senegal kökenlidir ve zor bir hayat yaşamaktadır.; Sabıka kaydı var, işsiz ve bulmak için de hiç çabalamıyor. Driss, zorluklara rağmen neşeli ve eğlenceli bir adamdır. Hayatla ilgili hiçbir endişesi yoktur, ne bir plan yapar ne de geleceği için endişelenir.

Diğer tarafta ise paraşüt kazasından sonra felç olan zengin Philippe vardır. Philippe motonon bir hayat sürmekte ve etrafındaki herkesin ona olan acıma duyguları karşısında bunalmış durumdadır. Philippe kişisel bir asistan arar ve Driss dahil farklı adaylarla bir dizi mülakat yapar. Driss oraya gitmekteki tek amacı, reddedilmektir. Çünkü reddedildiğinde, kağıdına damga vurulacak, böylece işsizlik parası almaya devam edecektir.

Süpriz bir şekilde, Driss işe alınmıştır. Philippe, Driss’te gördüğü ukalalığı sevmiştir. Ona acıyarak bakmayan, yapabildiği şeylerde değil, yapamadığı şeylerde ona yardımcı olacak birini aramaktadır.

İlk bakışta çılgınca görünen şey, ikisi için de harika bir fırsat haline gelecektir ve bu fırsat, gerçek bir arkadaşlığa dönüşecektir. Can dostum, komik öğeler içeren, büyük bir başarı ile hassas noktalara değinerek, engelli bir insanın hayatında dostluğa verdiği önemi görmemize, dostluğun yeryüzünde bulabileceğimiz en büyük hazine olduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Can dostum ve engellilik

Philippe, artık hayatının bir trajedi olmasından bıkmıştır. Herkes sakatlığı nedeniyle ona üzülmekte ve herkes ona sadece dört yanı felçli bir adam gözüyle bakmaktadır. Driss’de ise eksik olan merhamet duygusunu fark etmiştir. Kendine dört tekerlekli sandalyesiyle, yeniden hayatın tadını çıkarabileceği bir dost bulmuştur.

Driss, fakir bir gecekondu mahallesinden gelen kaba ama eğlenceli ve her zaman hayatı makaraya almayı seven biridir. İkisini birbiriyle uyumlu ve birbirini tamamlamaktadır. Driss, Philippe hayatında eksik olan eğlence duygusuyla tanıştırır. Ona hayatla mücadelesinde ihtiyacı olan dayanıklılık gücünü verir.

Driss o kadar vurdumduymazdır ki, bazen Philippe’e hareket etmediğini unutturur ve bu da oldukça komik durumlara yol açar. Bu mizah ve Philippe’i sadece tekerlekli sandalyeye mahkum olan bir adam olarak görmeme yeteneği, Philippe’nin aradığı şeydir. Philippe, sınırlarının fark edilmediği, sadece bir insan olarak görülmek ister.

can dostum yemek sahnesi

Etrafımıza baktığımızda toplumumuzda insanların engelli bireylere acıyarak baktığını görürüz. Bu nedenle Philippe’in kendisine acımayan, kendisini diğer insanlardan farklı görmeyen, hayalini yaşatacak birine ihtiyacı var. Philippe’in hayatı oldukça sıradandır. Etrafındaki insanlar ona acıyarak bakarlar.

Philippe, dışarıdan bakıldığından ne kadar mutsuz gözükse de, onun da hayalleri vardır. Gülmek ister. Kazadan sonra özgüveni derinden etkilenmiştir. Artık kendinde bir kadınla flört etme cesaretini bulamaz. Hatta eğlenmeye bile cesaret edemez. Madalyonun diğer tarafında ise içindeki çocuğu kurtarmak isteyen, hayallerine kavuşmayı bekleyen bir adam vardır.

Driss’in ilgisizliği ve hayata bakış açısı, Philippe’in bu hayallerini yeniden kazanmasını sağlar, hayatındaki tek şeyin, engelli bir birey olmasını unutarak kendini yeniden diğer insanlar gibi hisseder. Sonunda tekerlekli sandalyesine dikkat etmeyen birini bulmuştur ve bu kişi ona diğer insanlara davrandığı gibi davranıyordur. Tamamen doğal ve sıradan. Onu olduğu gibi görür.

Bu ilişki iki arkadaşın arasındaki dostluktan da öte, Can Dostum, yaşamın en acı anlarında bile bize nefes aldıran bir yaşam biçimidir. Hem eğlenebilir hem de anın tadını çıkarabilirsiniz. Her iki karakterin de sorunları vardır. Philippe bir tekerlekli sandalyeye mahkumken, Driss ise geçmişine, ailesine ve sosyal şartlarına mahkum olmuştur. Ama her iki karakter de hayatı olduğu gibi kabul ederek, hayattan zevk alarak, anı yaşayarak arkadaşlık duygusuyla hayata başka bir açıdan bakmayı başarırlar.

can dostum eğlenirken

Can dostum’da vurgulanan sosyal hayatın etkisi

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Driss ve Philippe iki farklı dünyanın insanıdır ancak kendimize sormamız gereken şey; sosyal farklılıkların hayatlarını hangi ölçüde etkilemiş olabileceğidir. Philippe, zenginliği sayesinde, kendisini kariyerli, kültürlü bir adam yapan iyi bir eğitim alma imkanına sahip olabilmiştir. Driss ise onun yaşadığı hayatın tam tersine bir hayat sürmüştür. Hayatını gecekondu mahallelerinde geçirmiş, işlediği suçlarla başını derde sokmuş ve iyi bir eğitim alamamıştır.

Her birinin doğduğu yer, ekonomik şartları hayatlarını farklı şekilde etkileyecektir. Sonuç olarak karşılaştıkları sorunlar da farklı olacaktır. Driss’in ailesi hırsızlığa, marjinalliğe ve kanunları çiğnemeye daha çok meyillidir. Buna karşın Phillippe’in hayatı ise Driss’in hayatından tamamen farklıdır. İkisi de aynı şehirde yaşamasına rağmen, birbirinden çok farklı hayatlar yaşarlar.

Normalde yüksek sosyal sınıflara ait olan insanlar, en fakir bölgelerde yaşayan insanların varlıklarından ve zorluklarından habersizdir. Ancak, aynı şekilde, zengin bir insanın sorunları her ne kadar farklı olsa da, bu onların önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Can dostumla eğlenirken

Farklı sosyal hayatlar, farklı sorunlar

Hayatımızdaki sorunların belli bir öznelliği vardır. Çocukken bir arkadaşa kızmak dünyanın en büyük sorunu gibi gelebilir ve bize büyük acılar yaşatır. Yetişkin yaşlara geldiğimizde bunun aptalca olduğunu düşünsek de, çocukluğumuzda bizde iz bırakan şeyler vardır. Aynı şey sosyal farklılıklar için de geçerlidir. Para her şey demek değildir. Can Dostum’da en zengin adamın aynı zamanda filmin en mutsuz karakteri olduğunu görürüz.

Philippe ve Driss, birbirlerini mükemmel bir şekilde tamamlayan iki arkadaştır. Birlikte dünyalarının en iyi yanları bir araya getirme yeteneğine sahiptirler. Driss’in doğal olması ve vurdumduymazlığı Philippe’nin kültürel yönüyle birleşir. Böylece ikisi birbirinin eksik taraflarını tamamlar. Driss  işini daha iyi yapmaya çalışacak, öğrenecek, kültür seviyesini yükseltecektir. Philippe ise, daha sakin, daha rahat bir hayat sürmeyi öğrenip el alem ne der baskısından kendisini kurtaracaktır.

Sade, doğal olaylar örgüsü ve çok gerçek karakterlerin eşlik ettiği Can Dostum, bizde mutlu bir his bırakır. Suç ortağının yaptıkları gözümüzden kaçmadan bizleri eğlenceli anlara götürür. Bu iki karakter arasındaki dostluk bizi büyüler, etkisi içine alır. Hayatın karşımıza çıkardığı zorluklara yenilmeden, farklılıkları normalleştirmeye ve dramatize etmemeye, kendimize daha fazla gülmeye ve karşılaşmamız gereken koşullar ne olursa olsun daha fazla yaşamaya ve eğlenmeye davet eder.

“Saf olabilirim ama hale banka hesabımla birilerini baştan çıkarabileceğimi umuyorum.”

– Philippe, Intocable