Bilinmezlik Korkusu: Bu Korku Nasıl Çözümlenir?

22 Ağustos, 2020
Bilinmezlik korkusu, bir tehdidi çözemediğimizde ortaya çıkar çünkü basit bir şekilde anlaşılamaz olan şey bizi korkutur. Bu durumun yarattığı güçsüzlük duygusu üzerinde çalışmak ve korku karşısında daha aktif bir zihin durumunu benimsemek oldukça önemlidir.
 

Bilinmezlik korkusu konsepti Sigmund Freud tarafından çalışılmış ve günümüzde de bu korku hissi tüm dünyaya yayılmıştır. Bu dönemde pek çok insan, çocukluğundan beri hissetmediği bir korku yaşadı. Bu his, bazı üstün güçler karşısında savunmasız ve hatta çaresiz kalma durumudur.

Bu temel his, kişi bilinmeyen bir şeyden korktuğu zaman ortaya çıkar, aslında bu çocuksu bir histir. Kendimizi köşeye sıkışmış hissederiz çünkü bu korku her yerimizi sarar. Bu, bildiğimiz belirli bir şeyden korkmaya benzemez, tersine her yeri gölgelerle kaplı olan tahmin edilemez bir durumdur.

Dünyayı saran bu durum, tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi hareket etme seçeneğimizi ciddi bir biçimde sınırladı. Çocukken bizi yönlendiren büyüklerimize bağımlı yaşarız, bu insanlar bizim adımıza kararlar verir. Yaşadığımız bu durumla birlikte, küçük çocuklar gibi sanki çıplak ayaklarımızla karanlık bir ormana terk edildik.

“İnsanın en güçlü ve eski hissi korkudur; korkuların en eskisi ve en güçlüsü ise bilinmezlik korkusudur.”

– H.P. Lovecraft, Supernatural Horror in Literature

üzgün insan telefonla konuşuyor

Bilinmezlik korkusu nasıl işler?

Freud araştırmadan önce, bilinmezlik korkusu basit bir şekilde dehşete neden olduğu için tehdit edici bir his olarak görülüyordu. Psikanalizin babası odağını bu konuya çevirdi ve meseleye iki konsepti ortaya atarak yaklaştı: tanıdık olan ve yabancı olan. 

 

Tanıdık olan adı üzerinde bize tanıdık gelen şeylerdir ve bize bir nevi güven hissi verir; çünkü basit bir biçimde normal deneyimlerimizin bir parçasıdır. Hayatımızdaki insanlar, durumlar, mekanlar, fikirler ve hisler tanıdık adını verdiğimiz bir bütünün parçalarıdır. 

Ancak yabancı olarak tanımladığımız şey ise bu alanın dışındakilerdir. Yabancı olan bilmemekten öte tanımlayamadığımızdır. Bize yabancı gelen hakkında az ya da çok hiçbir bilgimiz yoktur. Bu yabancı olan şeyin verdiği his günlük hayatımızın bir parçası değildir. Ne bu hissin genel mantığını ne de onunla nasıl baş edebileceğimizi bilebiliriz.

Tanıdık olanla yabancı olan arasındaki dinamik

Freud’a göre, bilinmezlik korkusu tanıdık olan yabancılaştığında ya da tam tersi yabancı olan tanıdık hale geldiğinde ortaya çıkar. Yabancı olanın bizi korkutma nedeni yeni olması değildir; bizi korkutan şey tanıdık sandığımızın şeyin bilinmeyene dönüşmesidir. Bu geçiş durumu yaşadığımız sıkıntılı hisse neden olur.

Bütün korku filmleri bu önerme üzerinden ilerler. Dracula korkutucudur çünkü hem insan hem de tam tersi bir canavardır. Dracula insanken iğrenç bir canavara dönüştüğünde hissettiğimiz korku belirgin bir şekilde artar.

Drakula her zaman bir vampir olsaydı, kesinlikle ondan korkardık, ama bu korku daha farklı bir şekilde olurdu, bilinmeyenin korkusu gibi olmazdı. Bakışlarımızı geri çevirebilir, arkamızı dönebilir veya onu düşüncelerimizden kolayca çıkarabilirdik. Ama hem canavar hem de insan olduğu için, sonunda onun bu değişken varlığının ve belirsizliğinin kurbanı oluyoruz.

 

Bu bahsettiğimiz durumun tam tersi de gerçekleşebiliyor. Yabancı olan tanıdık hale geldiğinde de benzer bir korku durumu ortaya çıkıyor. Bazı korku filmleri bu temayı işler; ana karakter aniden garip yaratıkların içinde olduğunu fark eder ve başlangıçta diğer varlıkları kendi gibi sanır. Örneğin Rosemary’s Baby buna çok iyi bir örnek olabilir.

üzgün kadın gözlerini kapatmış ve bilinmezlik korkusu

Bilinmezlik korkusu ile mücadele etmek

Bilinmezlik korkusuyla nasıl başa çıkabilirsiniz? Yapabileceğiniz ilk şey, bu tehdide objektif olarak yaklaşmaktır.

Kendinizi küçük bir çocuk gibi hissediyor olsanız bile, aslında bir yetişkin olduğunuzu da hatırlamakta fayda var. Özerksiniz ve hayatta seçenekleriniz var. Ne kadar sınırlı olursa olsun bu seçenekleri kullanmanız gerekiyor; duygularınızı ve bu yeni hayat rutininizi nasıl yöneteceğinize karar vermelisiniz. İnancınızı kaybetmeyin ve hem bireysel düzeyde hem de insan türü olarak hepimizin kendimizi koruyacak araçlara sahip olduğumuzu unutmayın.

 

Freud, S. (1973). CIX. Lo Siniestro. Obras completas, 3.