Bağımlılıklar ve Mikrobiyota

30 Eylül, 2020
Bağırsaklarımızın kendilerine ait bir sinir sistemi olduğunu ve bunlar üzerinden beyinle iletişim içinde olduklarını biliyor muydunuz? İşte bu yüzden araştırmacılar, bağımlılıklar gibi belirli patolojilerin bağırsak mikroorganizmaları ile ilişkisi bulunduğunu düşünüyorlar.

Bağımlılıklar, çok sayıda ve farklı etkenin bulunması nedeniyle tedavisi oldukça zor olan hastalıklardır. Bu nedenle, bu tür hastalıkların mekanizması ve olası tedavi yöntemleri konusundaki araştırmalar da hiçbir zaman bitmeyecektir. Günümüzde bu rahatsızlıklara yol açan mekanizmalar hakkında pek çok şey bilinmektedir. Ancak her geçen gün konuyu yakından ilgilendiren çok ilginç sonuçlar elde edilmeye devam etmektedir. Bunlardan biri de sindirim sisteminde bulunan mikrobiyota ve oynadığı roldür.

Mikrobiyota, ağızda, vajinada, deride ya da bağırsaklarda bulunan bir dizi mikroptur. Önceki dönemlerde insan vücudunun bu ekosisteminin otizm, Parkinson, anksiyete ya da şizofreni gibi diğer rahatsızlıklarla ilişkisi ortaya konmuştur. Ve görünüşe göre mikrobiyota, aynı zamanda bağımlılıkların gelişiminde de belirli bir rol oynamaktadır.

Beyin-Bağırsak Ekseni

Günümüzde sindirim sisteminin kendi sinir sistemine sahip olduğu bilinmektedir. Enterik sinir sistemi adı verilen bu sistem 500 milyondan fazla nörondan oluşmaktadır. Merkezi sinir sistemi ile iletişim halinde olan enterik sinir sistemi beynin işlevselliği ve dengesine katkıda bulunur.

Bu iki sistem arasındaki iletişim dinamik ve çift yönlü bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle mikrobiyota beyindeki nöron aktivitesini etkileyebilir ve bunun tam tersi de olabilir. Ancak bu etki doğrudan gerçekleşmez. Çünkü beyin kan-beyin bariyeri adı verilen bir yapı tarafından korunmaktadır. Yani bağırsak nörotransmitterleri bağırsak duvarında bulunan hücreler üzerinden etkileşim içine girer ve merkezi sinir sistemi ile bu şekilde iletişime geçer.

Bu bağlamda, enterik sinir sisteminin dopamin, GABA ya da serotonin gibi vücudumuzda bulunan nörotransmitterlerden büyük bir kısmının üretimini gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Bağımlılıklar ve Mikrobiyota

Madde bağımlılığının ortaya çıkmasının nedeni, bu maddelerin beyindeki ödül merkezini harekete geçirmesi ve özellikle dopamin başta olmak üzere çeşitli nörotransmitterlerin ortaya çıkmasına yol açmasıdır. Bu durum, beynin çok çabuk bir biçimde alıştığı oldukça hoş bir duygunun üretilmesine neden olur. Bu yüzden de hep daha fazla doz alımı ihtiyacı ortaya çıkar.

Daha önce de belirttiğimiz gibi enterik sinir sisteminin dopamin gibi nörotransmitterleri üretme kapasitesine sahip olduğu artık bilinmektedir. Bu yüzden, eğer mikrobiyota dengeli değilse bu durum çeşitli patolojilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu gerçek, mikrobiyota ekosisteminin bağımlılıklar anlamında oldukça ilginç sonuçlar veren bir faktör olarak ön plana çıkmasına neden olmaktadır.

Mikrobiyota ve Alkol Bağımlılığı

2014 yılında yapılan bir çalışmada bağırsak bakterileri ile alkol bağımlılığı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bunu gerçekleştirmek için alkol bağımlılığı bulunan kişilerin bağırsak geçirgenliği ve mikrobiyotalarında herhangi bir değişim olup olmadığı araştırılmıştır. Aynı zamanda bu tür değişimlerin bağımlılık semptomları ile bir ilgisinin bulunup bulunmadığı da mercek altına alınmıştır.

Yapılan araştırmalar sonunda, bağırsak geçirgenliği artan ve sızıntılı bağırsak sendromu problemi yaşayan kişilerde anksiyete riskinin daha yüksek olduğu ve bu kişilerin normal insanlara oranla daha yoğun bir biçimde yoksunluk sendromu yaşadıkları gözlenmiştir.

Bunun da ötesinde, bu vakalarda hem mikrobiyota yapısı hem de aktivitesinin değişime uğradığı görülmüştür. Araştırmacılar, alkol bağımlılığında mikrobiyotanın önemli bir rol oynadığı ve özellikle sorunun nüksetmesi konusunda bu durumun ciddi sonuçlara yol açtığı sonucuna ulaşmışlardır.

Yemek Bağımlılığı

Bilim insanları, yemek bağımlılığı ile mikrobiyota arasındaki ilişkiyi de incelemişlerdir. Bu bağlamda, sağlıklı insanların dışkıları, vücut kitle endeksleri ve beyin görüntüleri analiz edilmiştir. Bu inceleme esnasında araştırmacılar, pek çok yiyecek maddesinde bulunan bir aminoasit olan triptofan seviyesinin azalması ile ortaya çıkan metabolitlere odaklanmışlardır. Bu maddenin azalması serotonine dönüşmesine ve bunun sonucunda da kişinin ruh halinin ve sağlığının etkilenmesine yol açmaktadır.

Bu sürecin iki farklı sonucu bulunmaktadır. Bir yandan triptofan bağırsak bakterileri tarafından parçalandığında dışkı yoluyla atılırken, diğer yandan triptofan miktarı azaldığında bağırsak-beyin ekseninde yer alan bir metabolit olan indol bileşenine dönüşür.

İndol bileşeninin yüksek oranlarda obezite ve beyindeki ödül sistemi üzerindeki olası etkilerinden dolayı kontrolsüz beslenme ile ilgili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Özellikle amigdala ile bağlantılı çevrimleri etkilediği düşünülmektedir.

Hangi Tedavi Yöntemleri Uygulanabilir?

Bu bulgular, hem bağımlılıklar hem de bunların olası tedavi yöntemleri konusunda farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Yani bağırsak florasında dengenin yeniden sağlanması ile bağımlılıklarla ilgili bazı önemli noktaların olumlu yönde değiştirilebileceği beklenmektedir.

Örnek olarak bazı araştırmacılar, bağırsak hormonlarına müdahale seçeneğini öne sürmektedir. Diğerleri ise çok basit ve Çin tıbbında kullanılan geleneksel uygulamalar da dahil olmak üzere farklı türlerde tedavi yöntemlerinin faydalı olacağını düşünmektedirler.

Fetal mikrobiyota nakli de bu tedavi yöntemleri arasında bulunmaktadır. Bu prosedür, dışkı transferi ile sağlıklı bir donörden alınan mikroorganizmaların hastanın bağırsaklarına nakledilmesini içerir.

Şu anda bu tedavinin etkinliği sadece tekrar eden kalın bağırsak iltihabı vakalarında denenmiştir. Yani bu yöntemin diğer rahatsızlıklarda da uygulanması şu an için sadece fikir aşamasında bulunan bir projedir. Ancak yine de bağımlılıklar ve diğer hastalıklarda mikrobiyotanın rolüne yönelik araştırmalar, yeni tedavi yöntemlerinin keşfi ve uygulanması için devam etmektedir.