Aşkın Kimyası: Neden Aşık Oluruz?

Şubat 28, 2018

Albert Einstein, o özel kişiye aşkımızı tamamen kimyasal bir şekilde açıklamanın bütün büyüyü yok edeceğini söylemiş. Ancak sevsek de sevmesek de nörokimyanın önemli olduğu bir çekim veya takıntılı tutku süreci vardır. Bu oldukça karışık ve inanılmaz bir alanın sınırlarını çiziyor. Aynı zamanda kim olduğumuzu da belirliyor.

Romantik ya da felsefi bir bakış açısından aşk şairlerin ve yazarların her gün bahsettiği bir konu. Bu duygunun anlatıldığı edebi dünyaya girmek isterdik. Aşkta kesinliklerden çok gizem olduğu söylenebilir. Ama konu aşık olmaya gelince- biyolojik açıdan-  bize bu konuda en doğru bilgiyi verecek olanlar nörologlardır. Belki istediğimiz çağrışımları yaptırmasalar da en objektif ve gerçek sonuçları onlardan alabiliriz.

“İki insanın bir araya gelmesi iki kimyasal maddenin birleşmesi gibidir: eğer bir reaksiyon olursa ikisi de değişir.”

– C.G. Jung

Antropologların bile bu konu üzerine ilginç düşünceleri var. Bunlar sinir bilimi sayesinde edinebildiğimiz kimya bilgisiyle iyi örtüşüyor. Aslında, bu alanda oldukça çekici bir bilgi var. Uzun süreli ilişkilerin altında yatan süreci açıklayabileceği düşüncesi. Bir şekilde istikrarlı ve mutlu kurulan ilişkileri açıklayabilecek bir fikir.

Antropologlara göre insanın beyninde üç farklı “eğilim” var. İlki cinsel uyarımın davranışlarımızı çokça etkilediği bir tanesi. İkincisi ise “romantik aşk”ı tanımlıyor. Burada bağlılık, duygusal ve kişisel yönlerden bir ilişki yaratmış oluyoruz. Üçüncü eğilim ise sağlıklı bir bağa odaklanır. Bunda çiftin karşılıklı çıkar sağladığı anlayış söz konusudur.

Şimdi ilişkide istikrar ve mutluluğun nerden geldiği hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak istiyoruz. Bu herkesin ilgi duyduğu bir konu. Aşık olmaktan bahsediyoruz. Aşkın kimyasından söz ediyoruz. Tuhaf, yoğun, özel ve kimi zaman bizim için mümkün olabilecek en kötü kişiye aklımızı gözlerimizi ve kalbimizi bağladığımız karmaşık bir süreç bu. Ya da belki bizim için dünyadaki en doğru kişiye…
mutlu yaşlı çift

Aşkın kimyası ve içindekiler

Belki de aşık olmanın sadece nörokimyasal mercekten bakarak açıklanabileceğini düşünüyorsunuz. Ya da bu çekimin nörotransmitterlerin katıldığı süreçle ve aşkın kimyasıyla birlikte giden değişenlerin formülünden çıktığını sanıyorsunuz. Beynimizde büyünün, arzunun ve takıntının oluştuğu yerden…

Ama sandığınız gibi değil. Her birimizin belirli, derin, kendine özgü ve hatta bilinçsiz tercihleri var. Aslında karakteri bizimkine benzeyen insanlara aşık olma eğilimindeyiz. Bu insanlar hemen hemen bizimle aynı zeka düzeyinde, aynı zevklere, aynı mizah anlayışına ve değerlere sahip olur.

İşte burada oldukça merak uyandırıcı ve kayda değer bir şey var. Bizimle aynı karaktere sahip otuz kişilik bir sınıfta olabiliriz. Bizimle aynı değer ve zevklere sahip olsalar bile onlardan birine asla aşık olmayabiliriz. Hintli şair ve felsefeci Kabir aşk yolu uzundur ve kalpte yalnızca bir kişi için yer vardır demiş. Peki aşkın kimyasına başka neler dahil?

“Dopamin, norepinefrin, serotonin… aşık olduğumuzda doğal bir ilaç fabrikasına dönüşürüz.”

– Helen Fisher

Genlerin etkisi

Soyut, görülmez, fark edilmezdir. Şimdi size genlerin kişiler arasında çekime neden olan başkalarının duyamayacağı bir koku yarattığını söylersek buna inanmayabilirsiniz.

  • Fakat genler dışında bize özel bir koku veren başka bir etken var. Bunun bilincinde değiliz ama bu çekicilik üzerinde etkili. Bu da bağışıklık sistemi, daha özele inersek MHC proteinleridir.
  • Bu proteinlerin vücutta özel bir rolü var: savunmacı reaksiyonlarımızı tetikliyor.
  • Örneğin erkeğinkinden farklı bağışıklık sistemi olan bir kadının o erkeği çekici daha çekici bulduğunu biliyoruz. Bu evrede yön verici olan kokudur. Kişi kendi genetik profilinden farklı birini tercih ediyorsa bunun bir nedeni var. Bu çiftin çocukları olursa daha da karmaşık bir genetik yapıya sahip olacaktır.
sevgililer

Dopamin: Seninle iyi hissediyorum, seninle olmaya ihtiyacım var ve nedenini bilmiyorum

Karşımızda çok çekici biri olsa bile yine de bir şeyler eksik olabilir. Bizi iyi hissettirmez, sohbet akmaz, uyumlu değilizdir ve hiç bağ kuramayız. Birçok insan hemen “arada kimya yok” der ve bunun tamamen yanlış olduğunu söyleyemeyiz.

  • Aşkın kimyası diye bir şey var ve bunun doğru olduğunu gösterecek bir neden var. Her duygu belli bir nörotransmitter tarafından tetiklenir. Beynin doğru şekilde uyaranlar ve daha az veya daha fazla bilinçli etkenler ortaya çıkarmasını sağlayan kimyasal bir bileşen vardır.
  • Örneğin dopamin, “parlamamızı” sağlayan biyolojik bir bileşendir. Zevk ve neşeyle doğrudan ilişkili bir kimyasal maddedir. Bu nedenle bazı insanlar içgüdüsel olarak doğrudan ve çabucak ilgimizi çeker. Bu insanlarla birlikte olmak bize büyük bir keyif, mükemmel bir his verir ve körü körüne çekim yaratır.
  • Dopamin iki işi birden yapar: aynı zamanda hormon görevi vardır. Çok güçlü bir ödül sisteminde rol alır. Bu o kadar güçlüdür ki beynimizde bunun için 5 farklı reseptör vardır.

Hepimizin bir dönem yaşadığı kesin bir şey ise başka insanlarla olmaktansa bir kişiyle kalıcı ilişki istektir. Aşık olmak bizi seçici yapar. Dopamin, bizim dünyayı o özel kişiden ibaret görmeye odaklanmamıza neden olur. Bu takıntılı bir hal bile alabilir.

Norepinefrin: Her şey seninle daha yoğun

Birini kaotik, çılgın, zıtlıklarla dolu ve bazen de kontrol edilemez hisler yüzünden sevdiğimizi biliriz. Ellerimiz terler, daha az yeriz, ya hiç uyumaz ya da çok kısa uyuruz, doğru düzgün düşünemeyiz. Neredeyse farkında olmadan küçük bir uyduya dönüşürüz. Tek bir fikrin etrafında döner dururuz: sevdiğimiz kişi.

  • Delirdik mi? Kesinlikle. Adrenalin üretmeyi tetikleyen norepinefrin hormonunun etkisi altındayız. Bu da kalbimizin daha hızlı atmasına, noradrenerjik nöronların harekete geçmesine yol açar.
  • Noradrenalin sistemi beynin iki lobundaki ortalama 1500 nöronla çalışır. Bu sayı çok fala görünmese de aktive olduğunda etkisi artar. İnanılmaz bir keyif, neşe, yaşam enerjisi ve heyecana neden olur. Dahası iştahı keser uykusuzluğa neden olur.

Hayatım, “feniletilamin”imi tetikliyorsun

Aşık olduğumuz zaman feniletilamin adı verilen bir organik bileşen oluşur. Kelime benzerliğinden de anlaşılacağı üzere burada amfetaminlere büyük benzerlik gösteren bir elementten söz ediyoruz. Bu da dopamin ve serotoninle birleştiği zaman filmlerdeki gibi bir aşk yaşatır.

  • İlginçtir ki çikolatada bundan çok var. Ancak peynirdeki kadar çok miktarda değil. Günlük tükettiğimiz diğer ürünlerle kıyaslandığında çikolatadaki feniletilamin çok daha hızlı metabolize eder.
  • Şimdi bu organik bileşenin asıl rolünü merak ediyorsanız bunu size çok basit bir şekilde açıklayacağız. Bu tıpkı tüm duygularınızı yoğunlaştırmaya çalışan bir çeşit biyolojik araçtır.

Feniletilamin içkide şeker ya da tuvaldeki cila gibidir. Her şeyi daha da belirginleştirir. Dopamin ve serotoninin etkisini yoğunlaştıran şey de budur. Aşkın gerçek kimyasını yaratan, tatmin olmuş ve motive hissettiren şeydir.

feniletilamin

Serotonin ve oksitosin: Aşkımızı güçlendirir

Şu ana kadar üç nörokimyasaldan söz ettik: dopamin, norepinefrin ve feniletilamin. Bunlar ilk aşık olduğumuz süreçte belirleyici olan güçlü bileşenlerdir. Tutku, istek ve takıntı burada kendini gösterir.

Oksitosin ve serotoninin de ilk aşamada olduğunu atlamayalım. İki nörotransmitter da bağlarımızı sağlamlaştırır. Bu şekilde ilişkide daha güçlü bir evreye girmemiz için gerekli enerjiyi vermiş olur.

Gelin daha ayrıntılı ele alalım:

  • Oksitosin bizi büyük harflerle “AŞIK” eden hormondur. Sadece aşık olmaktan ya da çekimden bahsetmiyoruz, sevdiğimiz kişinin ilgisine ihtiyaç duymaktan söz ediyoruz. O kişinin bir parçası olmak ve karşılıklı adanmışlık istiyoruz.
aşık olmanın kimyası

  • Serotonin tek bir kelimeyle özetlenebilir: mutluluk. Sadece aşık olma evresinde etki sahibi değildir. O kişiyle birlikte olmanın bizi mutlu ettiğini fark ettiğimizde de serotonin oradadır. Bu nedenle mutlu ruh halimizi korumak için daha fazla çaba ve kararlılık göstermeliyiz.
  • Serotonin iyimser bir bakış açısı ve memnuniyet hissi verir.
  • Yine de karşımızdaki kişinin uzaklaştığı duygusuna kapılabiliriz. Ya da ilişki soğuyabilir ya da cinsel evreden öteye geçmez. Bu durumda serotonin düşebilir. Bu da kendimizi savunmasız ve endişeli hissetmemize neden olabilir. Depresyon başlangıcı da denebilir.
güneşe karşı elele

Aşkın güzel kimyası

Kısacası, sevsek de sevmesek de aşkın kimyası davranışlarımız üzerinde belirleyicidir. Bu aşık olmanın devamında, sağlam bir ilişki kurulan dönemde de etkilidir.

Doktor Helen Fisher aynı zamanda aşık olan tek canlının insan olmadığını öne sürüyor. Darwin’in de dediği gibi filler, kuşlar ve kemirgenler de dahil olmak üzere ömür boyu birlikte yaşamak için eş arayan yüzden fazla tür bulunuyor. Bu uzmanların “primitif romantik aşk” dediği şey. Yine de aşk…

Bu evrensel duyguyu kimyayla açıklamak kulağa çok romantik gelmemiş olabilir ama gerçek bu.

Referanslar:

  • Giuliano, F.; Allard J. (2001). Dopamine and sexual function. Int J Impot Press.
  • Sabelli H, Javaid J. Phenylethlyamine modulation of affect: therapeutic and diagnostic implications. Journal of Neuropsychiatry 1995; 7:6-14.
  • Fisher, H. (2004). Why We Love: The Nature and Chemistry of Romantic Love. New York: Henry Holt.
  • Garrido, José María (2013). La química del amor. Madrid. Chiado Editorial
  • Giuliano, F.; Allard J. (2001). Dopamine and sexual function. Int J Impot Press.
  • Sabelli H, Javaid J. Phenylethlyamine modulation of affect: therapeutic and diagnostic implications.