Aromakoloji: Hakkında Her Şey

Mayıs 18, 2019

Aromakoloji, kokular ve bunların insanlarda meydana getirdiği reaksiyonlar arasındaki ilişkiyi inceleyen bir bilimdir. Aromakoloji, kokuların neden olduğu duygusal değişiklikler de dahil olmak üzere insan üzerinde farklı kokuların etkisini inceler.

Aromakolojiyi aromaterapiden ayırmamız gerekir. Aromaterapi, hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde uçucu yağların kullanılmasıdır. Aromakoloji ise hoş kokuların psikolojik yararları üzerine odaklanır.

“Koku, hafıza ve iştah duyusudur.”

– Jean-Jacques Rousseau

Aromaterapi, masaj veya ağızdan alım yoluyla doğal aromaların fiziksel kullanımına dayanmaktadır. Diğer taraftan, aromakoloji ise uçucu yağlarla birlikte sentetik kokuları ve parfümleri kullanır. Temel olarak aromakoloji, farklı hoş kokulara maruz kaldığımız andaki sinir sistemimizin tepkilerini inceler.

Aromakoloji, 20. yüzyılın başında Japonya’da ortaya çıkmıştır. Bilim insanları, bitkilerin doğal aromalarının etkin kökenlerini incelemeye, analiz etmeye ve hatta izole etmeye başladılar. 70’lerde, aromaterapiden ayırt etmek için “aromakoloji” terimi kullanılmaya başlanmıştır. O tarihlerden itibaren de hoş kokuların ruh halimizi ve dolayısıyla davranışımızı nasıl etkilediğini araştırmaya odaklanan bir bilim dalı olarak şekillenmeye başladı.

Aromakoloji neyi araştırır?

Geçtiğimiz yirmi yılda birçok insan koku alma duyumuzla ilgili çalışma yaptı. Yapılan çeşitli deneyler farklı hoş kokuların meydana getirdikleri tepkilerin yanı sıra neden oldukları duyuları da ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle, aromakoloji uzmanlarının yaptığı çalışmaların çoğu limbik sistemin farklı kokuları işleme biçimi üzerine odaklanmaktadır.

“Hiçbir şey bir koku kadar unutulmuş bir anıyı tekrar hayata geçiremez.”

– Christopher Poindexter

Duyguların limbik sistemde, açlık, susuzluk ve tokluk gibi belirli içgüdüsel davranışlarla meydana getirildiğini biliyoruz. Limbik sistem, hipotalamus yönetimini sona erdiren içgüdüleri harekete geçirir.

Limbik sistem hayatta kalmamızda temel bir rol oynar. İsteğimize bağlı değildir ve uyaranlara bağlı olarak tepkisi çok yoğun olabilir. Limbik sistemin aromakolojide temel bir rol oynadığını söylememiz gerekir.

limbik sistem

Hoş kokular vücudumuza burun deliklerimizden giren küçük parçacıklarla hareket ederler. Burnumuz bu gelen havanın bir kısmını analiz edecek şekilde tasarlanmıştır. Nazal kıvrımlarda bulunan koku alma reseptör hücreleri, farklı aromaların kimyasal bileşimlerini tespit eder.

Bununla birlikte, koku alıcı reseptör hücreleri, silya denilen küçük tüycüklerde depoladıkları 1000’den fazla koku alıcı reseptör proteinleri sayesinde, aromaların kimyasal bilgilerini elektrik sinyallerine dönüştürürler. Bu bilgi, analiz edildiği, depolandığı ve daha sonra da işlenmesi için limbik sisteme iletildiği yer olan beyne aktarılır.

Bugün, kokuların ruh halimizi değiştirebileceğini ve iştahımızı, dikkat süremizi ve hafızamızı etkileyebileceğini biliyoruz.

Aromakoloji ve koku alma hafızası

Hoş kokuların neden olduğu psikolojik uyarılma iki ayırt edilmiş süreçten oluşur:

Birincil süreç

Ruh halimizin bir hoş kokuya doğrudan tepki vermesinden kaynaklanır ve koku dışında başka hiçbir şeye bağlı değildir. Bu birincil uyaranlara örnek olarak cinsel isteğimizi “uyandıran” hoş kokuları veya yiyecekleri verebiliriz.

aromakoloji

İkincil süreç veya koku alma hafızası

İkincil süreç, koku alma hafızasına dayanan bir aroma tepkisinden kaynaklanır. Bu ise hoş kokuların anında tanınmasını ifade eder, çünkü bunlar hafızamızda önceden depolanmıştır. Bu hoş kokuyu bir dizi duyuya bağlayabiliriz ya da o hafıza yerleri, insanları ya da duyguları hatırlamamızı sağlayabilir. Koku alma hafızamız beynimizdeki aroma kodlarında yer alan tüm bu duyuları yeniden canlandırabilir.

Bu ikincil sürecin bir örneği olarak da aniden hoş bir koku aldığımızda çocukluk hatıralarını (görüntüler, sesler, hisler veya duygular) gerçekten canlı bir şekilde hatırlamamızı verebiliriz.

“Keşke bir hatırayı şişeleyen, koku gibi bir buluş olsaydı. Ve hiç unutulup gitmezdi ve asla bozulmazdı. Ve sonra biri istediğinde, şişeyi açar ve o anı tekrar yaşar gibi olurdu.”

– Daphne du Maurier