Abraham Maslow: İnsan Psikolojisinin Babası

· Nisan 21, 2019

Abraham Maslow, psikolojideki en önemli isimlerden biridir. Psikologlar onu “hümanist psikoloji” dediğimiz şeyin babası olarak görüyorlar. Bu, psikanaliz ve davranışçılık arasında kalan bir psikoloji türüdür. Psikolojinin zaman içinde gelişim şekli üzerinde büyük etkisi oldu.

Yahudi göçmen bir ailenin oğlu olan İbrahim Maslow, 1 Nisan 1908’de Brooklyn, New York’ta doğdu. Maslow kolay bir çocukluk geçirmedi. Ergenliği boyunca çok fazla ayırımcılık yaşadı. Bu ayrımcılık belki de psikolojiye ve beynimizin farklı durumlarda nasıl davrandığına dair ilgisini motive eden şeydir.

Maslow birkaç kez mutlu bir çocuk olmadığını söyledi. Kabul görmesi zor oldu, bu da merakını uyandırdı. Kütüphane onun ikinci eviydi. Orada, kendisini en iyi öğrencilerden biri yapan keskin bir zeka geliştirmeye başladı.

“Bir müzisyen nihayetinde mutlu olacaksa müzik yapmalı, bir ressam resim yapmalı, bir şair yazmalıdır.”

– Abraham Maslow

abraham maslow siyah beyaz fotoğraf

Abraham Maslow’un Eğitimi

Önceleri hukuk okuyacağına inanıyordu. Maslow aslında hukuk kariyerine başladı ama kısa sürede gerçek tutkusunun psikoloji olduğunu anladı. Psikolojiye olan tutkusu New York’tan ayrılmasına ve çalışmalarına Wisconsin Üniversitesinde başlamasına neden oldu.

Üniversite yıllarında hayatı sonsuza dek değişti. Kendisinden yaşça büyük bir kadınla evlendi ve ilk akıl hocası olacak kişiyle tanıştı: Harry Harlow. Harlow ile birlikte ilk çalışmalarını primatlar üzerinde yapmaya başladı. Maslow, özellikle primatların cinsel davranışları ve güç ilişkileri tarafından etkilendi.

Birkaç yıl sonra New York’a döndü ve Columbia Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Orada Edward Thorndike ve Alfred Adler ile tanıştı. Sigmund Freud’a çok yakın olan Alfred Adler, ikinci akıl hocası oldu.

Daha sonra Maslow, New York City Üniversitesi Brooklyn Okulunda profesör olarak çalıştı. Bu onun hayatında özellikle üretken bir zamandı. Orada, psikolojinin en önde gelen iki kişileri olan ve vizyonunu zenginleştiren Erich Fromm ve Karen Horney ile tanıştı.

Maslow’un devrimci teorileri

Abraham Maslow, her şeyden önce büyük bir gözlemci ve tutkulu bir araştırmacıydı. İnsan davranışının anlaşılmasının ötesinde Maslow, insanların olabilecekleri en iyi insan olma yolunda adım atmalarına yardımcı olacak araçları bulmak istiyordu. Tezinde Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi adını verdiği ilk teorisini ortaya attı.

maslow ihtiyaçlar piramidi

Kurduğu piramit ise teorisinin ana eksenlerini yoğunlaştırıyor. Tüm insanların paylaştığı bir dizi insan ihtiyacının varlığını ortaya atar. Bu tür ihtiyaçlar, beslenme gibi temel ihtiyaçlardan başlayarak yaratıcılık gibi en soyut ihtiyaçlara kadar kapsar.

Maslow, piramidin tabanının fizyolojik ihtiyaçlar olması gerektiğini belirtmiştir. Ardından, sırasıyla güvenlik, sevgi/aidiyet, özsaygı ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları gelir.

Abraham Maslow’un psikolojideki önemi

Maslow’un teorileri ilk aşamada iyi bir tepki almadı. O zamanlar, özellikle davranışçı düşünce okulundaki bazı psikologlar, Maslow’un teorilerini bilimsel olarak çok katı ve ağır buldu. Bu teorilerin psikolojiden çok hümanizmle ilgili olduklarını düşünüyorlardı.

Maslow’un teorisi de psikanalitik toplulukta kabul görmedi. Bundan hoşlanmadılar çünkü Freud’un temel varsayımlarından uzaklaşıyordu. Bununla birlikte Maslow, Viyana psikanalizini övdü. Ancak Maslow, Freud’un çalışmasını eleştirdi çünkü insan davranışını anlamada yetersiz kaldığını düşünüyordu. Ona göre, Freud sadece nevrotik davranış üzerinde çalışmıştı ve sağlıklı davranışa gelince yetersiz kalmıştı.

Direnişe rağmen, Maslow’un teorisi dönemin psikologlarının dikkatini çekti. İnsanoğlunun yapılandırılmış ihtiyaçlara sahip olduğu ve refahımızın bu ihtiyaçların karşılanması ile şartlandırıldığı düşüncesi aydınlar için ilginçti. Sosyoloji, antropoloji ve pazarlama gibi diğer disiplinlerdeki uzmanlar da Maslow’un teorisine güvenmeye başladı.

Amerikan Hümanist Birliği, 1967’de Maslow’u Yılın Hümanisti olarak seçti. Maslow kariyeri boyunca öğretmeyi asla bırakmadı. Takip eden yıllarda bile ara sıra ders verdi. Vaktini, bir kısmı asla sonuçlanmayan bir dizi proje ile doldurdu. 1970 yılında öldü. Teorileri, sonrasında resmi olarak ortaya çıkacak hümanist düşünce okulunun temellerini attı.