1917: Acı Verici Bir Film

09 Mayıs, 2020
1917 adlı film, Oscar ödülleri arasında ilk sırada gösterilen ödülün önde gelen adaylarından biriydi. Ancak bu yapım, eleştirmenlerin büyük oranda desteğini almış olmasına rağmen daha çok teknik dallarda verilen Oscarları almayı başardı. Bu yazımızda, 1917 adlı yapımla ilgili bazı ilgi çekici noktalara değiniyoruz.

1917 adlı film, Oscar ödüllerinin en prestijli olanlarını kazanmak adına önde gelen adaylar arasında gösterilen bir yapımdı. Ancak film, sadece teknik dallarda verilen ödüllerle yetinmek zorunda kaldı. Parazit adlı yapım ise gerçek anlamda 2020 Oscar ödüllerine damga vurarak adeta bir tarih yazdı ve en çok istenen ödülleri silip süpürdü.

Yetenek ne dil ne de herhangi bir sınır tanır. Bunun en büyük kanıtı Güney Kore yapımı filmin tarihi bir başarıya imza atarak en iyi film dalında Oscar alması ile kanıtlanmış oldu. Ancak bu yazımızda, favoriler arasında gösterilen diğer bir harika yapımdan bahsediyoruz. 1917, BAFTA ve Altın Küre ödüllerinde büyük bir başarı yakalamasına rağmen aynı seviyede bir başarıya Oscar ödüllerinde ulaşamayan bir film.

Unutulmuş Bir Geçmiş

II. Dünya Savaşı ve hatta Vietnam Savaşı ile ilgili sayısız film yapılmıştır. Ancak I. Dünya Savaşı ile ilgili uluslararası arenada ses getirmiş film bulmak pek mümkün değildir. Bugüne kadar çekilmiş filmler arasında belki de en iyi bilineni, unutulmaz bir Stanley Kubrick yapımı olan ve Kirk Douglas’ın oynadığı Paths of Glory (Zafer Yolları) adlı yapımdır.

I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşına oranla insanların zihinlerinde daha fazla soru işaretine yol açan ve ikincisi kadar sinemaya konu olmamış bir savaştır. Bunun nedeni belki de düşmanın çok da belirgin olmaması ve bu savaşın genel karakteri olan kaos nedeniyle sinema dünyasıyla buluşmasının daha güç olmasından kaynaklanmaktadır. Savaş sineması denince izleyicilerin aklına ilk gelen şey düşmanı Nazi olan film başlıklarından başka bir şey olmayacaktır.

Büyükbabasından duyduğu hikayelerden ilham alan Sam Mendes, oldukça basit bir hikayesi bulunan bu filmle izleyiciyi I. Dünya Savaşının siperlerine oldukça görkemli bir biçimde götürüyor.

Doğru Düğmeye Basmak

Bir fıkra pek çok şekilde anlatılabilir. Elbette bu fıkrayı kimin anlattığı ve nasıl anlattığı da son derece önemlidir. Çünkü bunlara bağlı olarak fıkralara kimi zaman güleriz, kimi zaman da bunları eğlenceli bulmayız. İşte bu durum sinemaya ve daha geniş bir çerçevede değerlendirildiğinde sanatın tüm dallarına uyarlanabilir. Elbette verilmek istenen mesaj tüm sanatsal aktivitelerin temelinde yer alır. Bu konuda herhangi bir şüphe bulunmaz. Eğer arka planda yer alan hikaye bizi yakalamıyorsa bu konuda yapacak pek bir şey yoktur. Ancak yine de tıpkı fıkralarda olduğu gibi anlatma şekli çok önemli bir detaydır.

1917 adlı yapım son derece basit ve yalın bir konuyla karşımıza çıkıyor. İngiliz ordusunda görevli iki asker, birliklerinin düşman tarafından bir katliama uğramasını önlemek amacıyla bir mesaj iletmek ve onları uyarmakla görevlendirilirler. İşte o anda basit bir mesaj hayat kazanır ve insanların kendilerini aynı durumun içinde bulmalarına ve o şartlar altında neler hissedebileceklerini düşünmelerine yol açar. İzleyiciler adeta bir ölüm sessizliğine gömülür. Çünkü filmde kalplerin durma noktasına geldiği ve sinirlerin adeta bir ölümle yüzleşme anındaki kadar gerildiği anlar yaşanır.

Savaş ve korkan askerler

Filmin kadrosunda İngiliz sinema dünyasına son dönemde damga vurmuş Colin Firth ya da Bennedict Cumberbatch gibi yıldızlar yer almaktadır. Ancak yapımcılar, filmin ağırlığını iki bilinmeyen ve genç oyuncunun omuzlarına yüklemeye karar vermişlerdir.

Bu filmde farklı bir yorumla yukarıda da belirttiğimiz ünlü oyuncular gibi ikinci karakterlere ve daha geniş bir kadroya daha fazla yer verilebilirdi. Ancak kısıtlı sayıda kahramanın etrafında dönen hikaye seyircilerin filmin hareketine ve heyecanına tam anlamıyla konsantre olmalarını sağlamaktadır.

Savaşta karşımıza çıkan siperler hiç bu kadar şok edici, hiç bu kadar şiirsel ve aynı anda hiç bu kadar boğucu olmamıştır. Filmi izleyen seyirciler dehşeti, yalnızlığı ve perişanlığı çok açık bir biçimde algılama ve izleme şansına sahip oluyorlar. Ve tüm bunlar kusursuz bir teknik sayesinde gerçekleşiyor. Peki nasıl oluyorda bu denli başarılı ve gerçekçi sahneler yaratmak mümkün oluyor? Bunun nedeni, hem sonsuz hem de aldatıcı bir sekans çekimi tekniğinin kullanılmasından başka bir şey değil.

1917 ve Aldatıcı Sekans Çekimi

1917 adlı yapımda kullanılan tekniğin yeni keşfedilen bir yöntem olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü Alfred Hitchcock, 1948 yapımı La Soga’da bu tekniği kullanarak sınırları zorlayan bir film ortaya koymuştu. Bu filmi daha yakın zamanda üretilen Birdman (Joaquin Oristell, 2015) ya da Victoria (Sebastian Schipper, 2015) gibi yapımlar izlemiştir.

Kullandıkları bu yöntemle, bu filmlerin yaratıcıları yeni teknolojilerin sunduğu fırsatları kullanarak ve birleştirerek farklı bir tarz ortaya koymuşlardır. Bu tarzın en önemli başarısı ise izleyiciyi filmin kahramanlarına tamamen odaklayarak onları adeta “gerçek zamanlı” olarak takip etme algısı yaratmasıdır.

Hem uygulama hem de teknik açıdan bakıldığında bu tür bir çalışmanın çok büyük bir emek istediğinin altını çizmek gerekir. Çünkü bu tür uzun sahneler çekilirken her şeyin milimetre seviyesine kadar mükemmel olması ve hesaplanması gerekir. Buna hava şartları da dahildir.

Milimetrik ve neredeyse algılanması mümkün olmayan geçişleri ile sekansın aldatıcılığı tekniğinde film çekimi, izleyici olarak bizlere yaratılan sahnelerin içindeki acıyı tam olarak hissettirmeyi başarıyor. Yani artık sadece bu trajedinin pasif birer izleyicisi olmaktan çıkıyor ve adeta onun bir parçası haline geliyoruz. Filmin kahramanları bir yerden kaçamadığında biz de onlarla birlikte oraya sıkışıp kalıyoruz. Bu bağlamda, doğal ışık kullanımı, çekim yerleri, insanların yüzleri ve pek belirgin olmayan özel efektler bu sahnelerin gerçekliğini ve gücünü artırıyor.

Sonuçta izleyici, siperlerden oluşan bir labirentin içinde kendini tuzağa düşmüş gibi hissediyor. Bu sayede, kendini filmin kahramanlarının yerine koyabiliyor ve ekrandan geçen o korku hissini net bir biçimde algılayabiliyor.

Sinema ve Gerçeklik Duygusu

Bunun sonucunda, müzik ve görüntüler bir araya gelerek ortaya çıkan enerjinin çok ciddi bir hava yarattığı tüyler ürperten bir güzellik ortaya koyuyor. Kamera hiçbir zaman dönüp arka tarafı göstermiyor, hiçbir zaman geriye doğru gitmiyor. Karakterlerin geçişleri ile birlikte sadece ileriye doğru hareket ediyor. Müzik de gerilimin en yüksek olduğu anlarda devreye giriyor. Bu haliyle bizlere kısmen de olsa Hitchcock’u anımsatıyor.

1917’nin en karmaşık yönü, çekim için doğal kaynakları kullanmanın ne kadar zor bir iş olduğunu tam olarak göstermesi. Gölge ve ışık oyunları, doğal ışık ve vermek istediği duygu ya da mesajın doğrudan ve hemen iletilmesi, bu karmaşıklığın içinde olan ögeler arasında bulunuyor. Elbette bu savaşa gönderilen sayısız genç adamın yaşayıp öldüğü siperlerle dolu ve düşmansı bir sahnenin her türlü detayları ile birlikte hazırlanması da çok büyük bir emek gerektiren büyük bir ekip işi.

Savaşan adamlar

1917: Sinematografik Bir Tecrübe

Her ne kadar bir göz yanılsaması olsa da sahne kesintileri olmayan bir film izlemek izleyicide önemli bir belirsizlik duygusunun oluşmasına neden olur. Bu belirsizlik, çok uzun süre, kesin bir şekilde ve filmin düşünülmüş tarzı içinde trajik bir biçimde devam eder. Vurulduktan sonra her şey kararır ve büyük bir karanlığa gömülürüz. Bu sonsuz karanlık bizi rahatlatmaktan çok acılarımızı daha da derinleştirir. Peki böylece her şey bitmiş mi olur? Artık kesintilerle dolu sahneler mi karşımıza çıkar? Hayır, kesinlikle hayır. Güçlü bir kesinti sadece bir noktada işe yarar ve hala söylenecek çok şey bulunan bir hikaye bunu takip eder. Çünkü hala sonsuz sayıda ve insanı boğan vurulmalar ve düşüşler devam eder.

1917, Oscar gecesinde büyük ödüllerden on tanesine birden aday gösterilmiş, ancak bunlar arasında teknik alanlarda verilen ve diğerlerine oranla daha az öneme sahip sadece üç dalda ödül kazanmış bir film. Sağlam bir senaryosu olmayan bir film hiçbir anlam ifade etmez. Ancak bunun yanında hiçbir film sadece senaryoyla da hayat kazanmaz. Kostümlerden müziğe, oyuncu performanslarından görsel içeriğe kadar sinema son derece karmaşık bir sanat dalıdır. Bu sanat dalının içinde tüm parçaların birbirinden önemli olduğu sağlam bir takım çalışmasının bulunması gerekir.

Bu yazı büyük bir olasılıkla şimdiye kadar yazdığım en tarafsız yazılardan biri. Ancak her tür eleştiride ve her sanat türünde kişisel zevkin en önemli belirleyici faktör olduğunu da unutmamak gerekir. Savaş sineması konusunda pek de tutku sahibi olmayan ve zamanla savaş karşıtı bir kişi olmama rağmen, Mendes ve Roger Deakins’in (1917‘nin görüntü sorumlusu) çok büyük bir hayranı olduğumu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Mendes, Amerikan Güzeli (American Beauty) adlı yapımla beni büyülemiş, hipnotize etmiş ve filmin derinliklerine dalmaya çağırmıştı. Çok da şaşırtıcı olmayan bir şekilde beni tamamen yakalayan ve bugün de büyülemeye devam eden yapımlara imza atmaya devam ediyor. Bana bir poşetin içindeki güzelliği göstermeyi başaran Mendes, şimdi de inanılmaz derecede düşmansı ve şiddet dolu bir ortamda güzelliği bularak şaşkına dönmeme yol açıyor.

Sinema ve Doğa

Tüm bu yapımlar aslında çok iyi bildiğimiz bir konuyu bize tekrar hatırlatıyor. Sinemada defalarca anlatıldığı gibi hem savaşlar son derece absürd ve hem de insanlar. Ancak doğa yine de kendi yolunu çizmekten geri kalmıyor. Çünkü kirazlar çiçek açarken boğulmak hiçbir zaman bu kadar dikkat çekici olmamıştı. Hayat yeşerirken ölüme şahit olmak ya da yeşermeye çalışan doğal bir ortamda insanın yarattığı yıkım o denli şiirsel, katartik ve rahatlatıcı ki.

Doğa, insanlara yabancı ancak her zaman ve her yerde bulunan ekstra bir karakter olarak işlev görüyor. Ağaçların büyüyüp yeşermesi bunun en canlı sembolü durumunda. Başlangıçta ve sonda görünen bir ağaç bu filmi bir şekilde dönütsel bir yapıya büründürmüş. Teknik detayların ötesinde 1917, insanlığa bir ders, Büyük Savaşı yaşayanların, ellerinde ve yanılgılarında ölümü görerek bunu çamura gömenlerin anısına saygı niteliği taşıyan çok özel bir yapım.

“Doğal ortamın tarihin karakterlerinden biri olmasını istedim; savaşa yeni bir bakış açısı sunan bir ses. Ve kayıp bir dünyada şiirsellik için bulunması gereken zamana ve mekana ihtiyaç vardı.

“- Sam Mendes about 1917

Leah Padalino