Yalnız Kalmak, Bizi Olası Zararlardan Korur

· Aralık 9, 2017

Özgürce seçilen yalnızlık, bizi dışarıdaki tehlikelerden korurken sadece rahatlatıcı bir merhem olmaktan öte kendimizle yeniden iletişime geçmek için de etkili bir terapidir. Bazen de yalnız kalarak kendimiz ve uzak tutmak istediklerimiz arasında bir mesafe oluşturmuş oluyoruz. Böylece bizi hayal kırıklığına uğratabilecek ya da iç huzurumuzu bozacak şeylerden korunmuş oluyoruz.

Psikolojinin sıkça “işlevsel yalnızlık” olarak tanımladığı bu duruma biz de az çok aşinayız: zararlı ve tehlikeli olan şeylerle aramıza mesafe koyarak kendimizi yeniden bulabilir ve psikolojik iyiliğe tekrar kavuşabiliriz.

“En kötü yalnızlık kendinle barışık olmamaktır.”

– Mark Twain

Bahsettiğimiz, gönülsüzce yalnız kalmak değil. Bu, sosyal ilişki kurmakta duyulan eksiklik veya anlamlı bir birlikteliğe sahip olmamaktan kaynaklanan üzüntü olabilirdi. Bu durumda, öz saygı ve kişisel öncelikler gibi temel faktörleri onaran terapötik bir bileşen vardır. Bunun anlamı, bizden alınmış olan özel alanı geri almaktır.

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Pearl Buck’ın da dediği gibi, her birimizin içinde kendini arada bir yenilemesi gereken güzel kaynaklar vardır; ancak böyle hayatta kalmaya devam edebiliriz. Kulağa ne kadar garip gelse de böyle bir olay ancak seçilmiş, dinamik ve hoş bir yalnızlık döneminde gerçekleşebilir.şelale ve kırmızı sonbahar

Biriyle birlikteyken yalnız hissetmek, tehlikeli bir uçurum

Çoğu insan yalnız kalmaktan korkar.  Bunun için kendimizi bomboş bir yerde, bir Cumartesi öğleden sonrası yürürken hayal etmek yeterlidir; beynimiz alarm zilleri çalmaya başlar bile.  Korkmuş ve sıkıntılı hissederiz. Bunun nedeni aslında çok basit bir mekanizmaya dayanıyor: tek başına hayatta kalamayacağımız içgüdüsü. İnsanoğlu doğası gereği sosyaldir ve hayatta kalan tür olmasını da gruplar içinde yaşamasına borçludur.

Bu nedenle, günübirlik hayatlarımızda posta kutusunun boş olduğunu görmek, düşünebileceğimiz en büyük felaket senaryosu durumunda. Araştırmalara göre, evli insanların  %60’ı kendini yalnız hissediyor. Gençlerin %70’i çok sayıda arkadaşları olmasına rağmen kendini yalız hissediyor ve anlaşılmadığını düşünüyor. Buradan şunu çıkarabiliriz: yalnız hissetmenin hayatımızda ne kadar çok insan olduğuyla bir ilgisi yok. Bu daha çok, ilişkilerimizdeki duygusal kaliteyle alakalı.

Öte yandan, sıkça mutsuzluk yaratan şeyleri onaylıyor ve devam ettiriyoruz. Yalnız ve yanlış anlaşılmış hissediyoruz. İş yaşantımızdan memnun olmasak bile sırf para kazanmaya ihtiyaç duyduğumuz için hoşnut olmadığımız koşullarda çalışmaya devam ediyoruz. Hayatımız boyunca arkadaşlık ettiğimiz için, her zaman aynı insanlarla dışarı çıkıyoruz. Onları şimdi nasıl bırakabilirim? Sırf yanlarında bir boşlukla yaşamaktan korktukları için yalnız hissettikleri halde sevgililerinden ayrılmayan insanlar var.adam

Tüm bu örnekler aslında işlevsiz yalnızlığın göstergeleri. İşlevsiz yalnızlık, bizi gerçekliği görmekten alıkoyan bir savunma mekanizması oluşturmaya itiyor. Kendimize her şeyin yolunda olduğunu, sevildiğimizi, yaptığımız şeylere değer verildiğini söylüyoruz. Bu şekilde düşünmek tıpkı boğulan birinin biraz daha su istemek için kafasını dışarı çıkarması gibi…

Mutsuzluğun tedavisi daha fazla acı çekmek değildir. Kimse yanında bir başkası varken yalnız hissetmeyi hak etmez.

Yalnızlık düellosu

Bazen baskıcı, rahatsız edici veya bencil bir ortamda bulunan biri, bir gün kendi beklentilerinin de karşılanacağını umarak kendini başkalarının ihtiyaçlarını gidermeye adayabilir.

“Yalnız kalmaktan korkmuyorum. Bazıları yalnızlıktan hoşnut olmayı bilir.”

– Charlotte Bronte

Bu koşullar altında yapılacak şey gerçeğe el koymak ve bir çözüm bulmaya odaklanmaktır. Bilinçli olarak tercih edilen yalnızlık, mesafe ve kendine emek harcamak her zaman için sağlıklı, gerekli ve duygusal anlamda boşalmaya yardımcı bir davranıştır. Mutlu olmanın anahtarı çok basit: sizin için iyi olmayan her şeyi ardınızda bırakın.saçlarında çiçekli kız ve kuş

Kendimize zaman ayırmak her zaman başarıya götüren bir tariftir.  Kendimiz için özel bir yer oluşturmak ve kim olduğumuzu, bundan sonra kim olmak istediğimizi düşünmemiz gerekir. Bunu yapmak belki günlerimizi hatta aylarımızı alabilir. Her birimizin kabul etmesi ve saygı göstermesi gereken kendi ritmi ve zamanlaması var.

İsteyerek yalnız kalmak, bazen sadece iyileşmeyi ve kırılan parçaları onarmayı sağlamakla kalmaz. Kendi kişisel filtremizi oluşturmamıza yardım eder. Bu filtre sayesinde kendimiz için zararlı olan ne varsa dışarıda bırakır ve bizi iyi hissettiren, mutlu eden her şeyi içeri alarak duygusal dengemizi sağlar ve yalnızca kendimiz için kalbimizde özel bir yer oluşturmayı başarırız.