Terapide Sanrı Yönetimi

Aralık 21, 2019
Şizofreni spektrumunda yer alan bazı rahatsızlıkların tedavisi, hastanın sanrıları bulunması durumunda karmaşık bir hale dönüşür. Bu yazımızda, sanrının aşılabilir ve çözüme kavuşturulabilir bir engel olduğunu gösteren çeşitli önerilerin detaylarını sunuyoruz.

Sanrı içindeki bir insanı düşündüğü şeyin aslında gerçek olmadığına ikna etmek mümkün müdür? Bir terapi gerçekleştirmek için hastanın sahip olduğu sanrılarına inanıyor gibi davranmak mı gerekir? Şimdi sizlere, şizofreni spektrumunda hangi hastalıkla yüzleşiyor olursak olalım, terapide sanrının nasıl yönetilmesi gerektiğini açıklayarak bu sorulara cevaplar arayacağız.

Sanrı ya da hezeyan, şizofreni spektrumunda yer alan ya da bazı psikotik özelliğe sahip rahatsızlıkları etkiler. Bu durum, sanrısal rahatsızlıklar denilen ve psikotik semptom olarak sadece sanrı bulunması ile nitelendirilebilecek kısa psikotik rahatsızlıklar ya da şizofreni olarak tanımlanabilir.

Sanrılar, yanlış inanışlar ve algıların ya da tecrübelerin hatalı bir biçimde yorumlanması anlamına gelmektedir. Buna ek olarak, tam tersi kanıtlar açık bir biçimde ortada olsa ve toplumdaki diğer insanlar tarafından paylaşılmasa da inanılan konu hakkında herhangi bir fikir değişikliği olmaması durumudur.

Sanrıya bir örnek vermek gerekirse, kocasının sadık olmadığını ya da kendisini aldattığını düşünen bir kadından söz edilebilir. Düşüncesi ile ilgili herhangi bir kanıt bulunmasa ve ortaya çıkan hiçbir şeyin sadakatsizlik gibi bir durumla ilgisi olmasa da kadın yine de bu düşüncesinden vazgeçmez. Ancak gerçekleri yanlış yorumlamasının sonucu olarak – yani sanrıları nedeniyle – kadın bu düşüncesinden bir türlü kurtulamaz ve aynı şekilde düşünmeye devam eder.

Endişeli kadın yere bakıyor

Sanrı ile Halüsinasyon Arasındaki Farklar

Terapiye başlamadan önce sanrı ile halüsinasyonu birbiri ile karıştırmamak çok önemlidir. Halüsinasyon, çevrede herhangi bir sinyal olmadığı halde çeşitli algıların oluşması halidir. Halüsinasyon tamamen istemsiz bir biçimde ortaya çıkar. Son derece rahatsızlık verici, yıkıcı, yüksek seviyelerde stres kaynağıdır. Halüsinasyon durumu, belirli bir dış uyarıcıyı harekete geçirecek gerçek bir neden yokken bu yönde hissetmeyi ve algılamayı içerir.

Kimi zaman halüsinasyonlar sanrıların içinde yer alabilir. Örnek olarak, sürekli bir biçimde rahatsız edildiği düşüncesiyle yaşayan bir insan, kendisini rahatsız eden insanların evinin içinde hoparlörlerden bağırarak onu delirtmeye çalıştığını düşünebilir. Bu tür bir vak’ada kişi hem sanrı hem de halüsinasyon yaşıyor demektir. Ancak sadece halüsinasyon görülen durumlar da olabilir. Örneğin, sanrısal bir problemin yaşanmadığı ancak halüsinasyon sonucu duyulan seslerin rahatsızlık verdiği bir kişi sadece bu problemi yaşıyor demektir. Bunun tam tersi olarak, herhangi bir görme, koklama, dokunma ya da duyma ile ilgili bir değişimin aslında bulunmadığı ve sadece sanrının görüldüğü vak’alar da olabilir.

Terapide Sanrı

Şizofreni ya da sanrısal bir rahatsızlığa yönelik yapılan terapinin amacı, diğer problemlere yönelik olanlardan biraz daha farklıdır. Bu bağlamda, hastaya stres yönetimini çok iyi bir biçimde öğretmek ve halüsinasyon, sanrı ya da bir psikotik kriz risklerini mümkün olduğunca azaltmak son derece önemlidir.

Bunu yapabilmek için aktivasyonun azaltılması amaçlanır. Psikozun getirdiği temel fonksiyonlardaki değişimlere ek olarak, dikkat, algı, biliş, muhakeme, öğrenme vb. özelliklerin de rehabilite edilmesi hedeflenmektedir.

Bununla birlikte terapide, sosyal yetenekler, sorun çözme becerileri, üstesinden gelme stratejileri ve günlük fonksiyonların yeniden elde edilmesi gibi temel bazı konuların da gözden geçirilmesi istenmektedir. Ancak bu hedef görüldüğü kadar kolay elde edilebilecek bir hedef değildir. Eğer en başta sanrılar tedavi edilmezse yukarıda sayılanları düzgün bir biçimde işler hale sokmak mümkün olabilir mi?

Sanrı Tedavisi

Bilişsel davranışsal terapi yaklaşımı içerisinde, sanrı ile mücadelede kullanılacak ilk silah sözlü tartışma yöntemidir. Bu sözlü tartışma sürecinde, bilişsel yeniden yapılandırma tekniğine benzer biçimde, kişinin sanrının gerçek olduğunu düşündüğü kanıtlar üzerinde tartışma yapılır. Düşünülen şeyin olası alternatifleri üzerinde çeşitli öneriler sunulur. Bunlara ek olarak eğer mümkünse gerçeklik testleri uygulanır.

Bununla birlikte, rahatsızlık verici inanışlarla bağlantılı bilişsel faktörler, genellikle kişinin kanıtları anlamasını ve onları bulmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, eğer başlangıçta dikkatle ilgili ön yargılara ilişkin sorunlara çözüm bulunmazsa, sözlü tartışmalar çoğu kez tam olarak işe yaramaz. Yani olasılıksal muhakeme, farklı değişkenlerin birbirine bağlantılarına yönelik ön yargılar ve referanslar, sürecin yönetiminde kritik etkenler arasında bulunmaktadır.

Her ne kadar terapi süresince üzerinde çalışmak gerekse de, terapistin bu tür sanrılarla birlikte süreci devam ettirmesi gereken zaman pek de kısa değildir. Bu bağlamda, sanrıların içeriğine girmek ve gerçeklik testleri uygulamak için oldukça uzun bir zaman geçmesi gerekebilir.

İnanıyor Ya Da İnanmıyor Gibi Yapmak

Terapide uygulanabilecek yöntemlerden biri, hastanın sanrılarına inanıyor gibi yapıp terapi sürecinde bir bağlılık oluşturmak ve kişinin bize tam olarak güvenmesini sağlamaktır. Aslında bu yöntem genellikle tavsiye edilen bir yöntem değildir. Çünkü herhangi bir sanrı inancını destekleyerek, hastanın dışında başka bir kişinin de buna inanması istenen bir durum değildir. Bu nedenle, terapinin başında bile olsa terapistin, kişinin inandığı şeylere kendisinin de inandığını açıklaması doğru bir hareket tarzı olmayacaktır.

Ancak bununla birlikte terapi bağlılığı oluşturmak da çok önemli bir konudur. Büyük bir olasılıkla kişinin etrafında bulunan ve sanrı sahibi aile ve sosyal çevre içindeki herkes hastanın içinde bulunduğu durumu kanıtları ile birlikte reddetmiştir.

Yani hasta, terapi süresince karşısına sürekli olarak çıkan duvarlarla yeniden karşılaşmamalıdır. Terapist, diğerlerinin daha önce geçtiği o uzun yollardan yeniden geçmeye çalışarak iyi bir terapi bağlılığı oluşturamaz. Bu yüzden, terapi başlangıcında sanrının detaylarına girilmemesi tavsiye edilmektedir. Yani inanmasanız da inanır gibi yapmanız uygun olacaktır.

Sanrı konusunda herhangi bir değer yargısına varmamak ya da bu konu üzerinde açıklama yapmamak, kişi sözlü tartışma aşamasına geçmeye hazır olana kadar düşmememiz gereken bir “tuzak” niteliği taşımaktadır. Ayrıca, kişi ile terapist arasında terapi bağlılığı oluşması durumunda atılacak her adımın daha etkin ve faydalı olacağını belirtmek gerekir. Bu bağlılığı ise, hastanın düşündüklerinin gerçek olmadığını doğrudan onun yüzüne karşı söyleyerek oluşturmak mümkün değildir.

Sanrının Diğer Bir Aktörü: Psikolog

Terapide sanrı, inanmayı reddettiğimiz durumlarda kişinin psikologun da kendi sanrısı içinde olduğunu düşünmesi gibi başka tür bir problem yaratır. Somatik sanrı – bir kişinin vücudunun değiştiğine, yüzünün kare şeklinde olduğuna, bir kolunun diğerinden daha uzun olduğuna vb. inanması – ya da suç sanrısı – bir kişinin asla affedilemez bir hata yaptığına ya da günah işlediğine inanması – bağlamında böyle bir duruma rastlanmasa da, düşünce kontrolü, büyüklük ya da rahatsızlık sanrısında ortaya çıkabilir.

İlk durumda – düşünce kontrolü sanrısı – kişi, birinin kendi aklına, aslında kendine ait olmayan fikirleri soktuğunu düşünür. Buna sokulma türü de denmektedir. Hasta, psikologun kendisine inanmayan ve kendisine güvenilmez gerçeklik testleri uygulamaya çalışan farklı bir insan olduğunu düşünürse, o kişinin terapisti de sanrının içine çekmiş olması mümkündür. Bu şekilde terapistin kendisi de ilgi duyulan hedeflere ve isteklere karşı çalışan bir stratejinin parçası haline gelmiş olur. Böyle bir durumun çözüm için pek de elverişli olduğu söylenemez.

Bu durumdan kaçınmak son derece önemlidir. Sanrılı bir insanı tamamen kendi kararıyla terapiye götürmek zordur. Özellikle kişi, psikologun kendisine karşı tutum sergileyen bir insan olduğunu düşünürse bundan herhangi bir fayda sağlayamayacağını düşünür. Bu yüzden, söylediklerinin imkansız şeyler olduğunu kanıtlamaya çalışmadan önce sabırlı olmak ve çok hızlı bir biçimde ilerlememeye çalışmak gerekmektedir. Bu nedenle, sanrı kısmına fazla takılı kalmadan bilişsel bölüme odaklanmak daha iyi bir yöntem olacaktır.

Hasta, psikolog ve terapi

Sanrı İçinde Oynamak

Sanrı ya da yanlış algı ve inanışların devam ediyor olması terapinin işe yaramadığını göstermez. Terapinin ana amaçlarından biri kişinin sağlıklı olması ve günlük hayatına doğru işleyen bir psikoloji ile devam etmesi olduğu için terapist sanrının derinliklerine inip çalışmayı o noktadan sürdürebilir.

Eğer bir kişide referans sanrısı adı verilen durum varsa (bazı detayların, cümlelerin ya da olayların kendisine özel mesajlar taşıdığına inanıyorsa), o cümlelerde gizli duygusal etkilerden söz etmek mümkün olacaktır. Bu durumda, bu cümlelerin onu neden etkilediği, belirli bazı şeylerden bahsetmenin onun için ne anlama geldiği ya da bu tarz mesajlar duyduğunu söylemesine nelerin yol açtığını anlamak önemli olacaktır.

Sanrı halindeki bir insan hiçbir zaman herhangi bir durumun ya da olayın algısal olarak “gerçek” halden farklı bir biçimde oluştuğunu düşünmez. Yani aslında bu kişi, her şeyin sandığı şekilde olduğuna inanır.

Sonuç olarak, sanrının aslında olmadığı gerçeğine çok fazla odaklanmadan, ancak aynı zamanda sanrının yol açtığı mesajların duygusal ve bilişsel olarak etkilerine dikkat ederek belirli bir ilerleme kaydetmek mümkün olacaktır. Yani en iyi tedaviler ve çözümler her zaman doğrudan problemin kendisine yapacağımız hamleler olmayabilir.