Sürüngen Zihin ve Güç Bağımlıları

· Ekim 29, 2017

Sürüngen bir beyin ve güç bağımlılığı birbirlerini tetikleyen durumlardır. Bunun gibi dürtüler son derece ilkel, aşırı agresif ve empati eksikliği yaşayan bireylerde görülür ve peşinden koştukları tek şey kendi egemenlik alanlarının zevkini ve sefasını sürüp, kendilerine ilgi duymaktır. Kendi zihinlerinde ne kendini kontrol etme ne de başkaları için endişelenme gibi bir durum vardır.

1952 yılında, türümüzün geçirmiş olduğu evrim sürecinin bir parçası olarak, yaşadığımız duygusal değişimleri açıklamak adına, “sürüngen zihin” evrim teorisini ortaya atan ünlü psikiyatrist ve nörobilimadamı Paul D. MacLean’dı. MacLean’a göre, bugünün insanları üç temel yapıyı halen sürdürmeye devam ediyor: sürüngen bir zihin, limbik bir sistem ve yeni ve karmaşık, daha ileri seviye işlevlerden sorumlu olan bir beyin.

“Bilgeliğin, gücün ve bilginin sırrı alçak gönüllülüktür.”

– Ernest Hemingway

Eğer nörologlar, beynimizin biyolojik evrimine yönelik bu kavramı kabul ederse, o zaman, “parçalanmış” bir beyin ve uyum eksikliği fikrine de şüphe ile yaklaşmaları beklenir. Bu kavramı savunmanın, tıpkı son birkaç yıldır konuşula gelen, neredeyse bir saplantı haline gelmiş beynin sağ ve sol yarım küreleri üzerine yapılan ayrımı savunmak gibi bir durum olduğunu düşünürler.

İnsanın beynine de bu şekilde bakmalıyız. Başka bir yol izleme bizi yanlışa götürür. Beyin dediğimiz yapı bir yapboz değil, daha ziyade, tıpkı, sürekli mükemmel bir şekilde çalışan bir makine gibi, bir bütün olarak bazı işlevleri yerine getirmek için başka sistemler ile bağlantı kuran ve belirli uzmanlık alanlarına sahip olan bir organdır. Öyleyse, özellikle duygular mevzu bahis olduğu zaman, beyindeki bir bölümün daha çok aktifleşmesi muhtemeldir.

Davranışları, içgüdülerine bağlı olarak, duygusal dengesini ve limbik sistemin ve neokorteksin uyguladığı kontrolü göz ardı eden insanlar, beynimizin son derece somut ve özel bir parçası olan ‘sürüngen zihin’ çatısı altında hareket eder.

Sürüngen zihin ve akıl dışı kararlarımız

Sadece sürüngen zihin tarafından yönlendirilen, çok somut bir kişilik türü olduğundan bahsetmiştik: yaşadığı bölgeyi korumaya, kontrol etmeye, hüküm sürmeye ve hatta bu bölgede saldırgan bir tutum içerisinde hareket etmeye bağımlı olanlardır. Peki bu durum, herkesin beynin bu doğuştan gelen ve atalarımızdan bize miras kalan bölgesine sahip olduğu anlamına mı geliyor?

Kesinlikle evet, ve nöro pazarlamadaki uzmanlar bunun hakkında çok şey biliyor. Yaşlı ve karanlık bir arkadaş olan sürüngen bir zihin, aynı zamanda birçok temel işlevlerimizi ve içgüdülerimizi de kontrol eder. Aslında, solunum gibi görevler ya da açlık ve susuzluk gibi durumlar onun kontrolü altındadır; ayrıca arzunun, cinselliğin, gücün ve hatta şiddetin hayatta kalma aracı olan ilkel bir dürtüdür.

Reklamcılık endüstrisi, herhangi bir ürünü satın almak isteyen bir tüketicinin, neredeyse her zaman sürüngen zihin tarafından yönetildiğini çok iyi bilir.

Örneğin, bir sigara bağımlısı, kendisini öldüreceğini bile bile sigara almaya devam eder çünkü bağımlılığını tatmin etmesi gerekir. Bunun gibi vakalarda beynin mantık kısmını oluşturan neokorteksin bir şey söyleme durumu yoktur. Öyle ki, nöro pazarlama uzmanları, bu gibi durumlarda karar verme yeteneğinin % 20’ye ulaşamadığını çok iyi bilir.

ağzında purosu ile otomatikleşmiş elemanlarını izleyen patron

Güç bağımlıları ve düşük duygusal kontrol

Üç yaşındaki bir çocuğun sahip olduğu kişilik tarafından kontrol edilen despot bir yetişkin bu yazı için mantıklı bir benzetme olabilir. Bu benzetmeyi çok basit bir nedenden ötürü yapıyoruz: duygularını yönetirken kendisini kontrol edemediği için. Ünlü motivasyonel psikolog David McClelland, insanı ihtiyaçların şu üç kıstas temelinde şekillendiğini söylemektedir: ilişkiler, başarılar ve güç.

“Güç kullanmak yozlaştırır, güce boyun eğmek insanı aşağılar.”

– Mijail Bakunin

Her birimizin öne çıkan bir ihtiyacı vardır. Bazılarımız, ilişkilerine daha çok önem verecekken, belirli hedeflere ulaşmayı arzulayan ve yalnızca tek bir takıntıya sahip olanlarda olacaktır: sahip olduğu gücü ellerinden gelen her yerde kullanmak.

Aşağıda, bu tür bir kişilik ile ilişkili bir profilin temel özelliklerini paylaşıyoruz:

  • Dışarıdan bakıldığında, kendisi ve çevresi ile uyum içinde olup, başkaları ile dost canlısı ve aşırı seviyede şeffaflık gösteren sosyal bağlar kurarlar.
  • Bununla birlikte, bu şeffaflık gerçekte, gizli bir çıkarı kapsamaktadır: kontrol etmek, şantaj yapmak için daha fazlasını bilmek ve güç kazanmak için ittifaklar yaratmak.
  • Sürekli olarak savunmacı bir tarz takınan insanlardır. En azından, mağduru, incinmişi veya ihanete uğramışı oynarlar ve bu gerçekten başlarına gelince de, agresif davranmaktan çekinmezler.
  • Öfke kontrolünü de çok kolay bir şekilde kaybetme eğilimi gösterirler, çünkü sürüngen zihinde öfkeyi, siniri, rahatsızlığı ve hatta korkuyu yönetmek için gerekli olan kontrol mekanizmaları bulunmamaktadır.
  • Beynimizin bu derin ve içten yapısı duygusal tutarlılıktan, dengeden ve içgüdü ile mantık arasındaki ayrımı yapma yeteneğinden yoksun olduğu için, başkalarının ihtiyaçlarına karşı duygusal ya da empatik açıdan yaklaşamazlar.

Sonuç olarak, her birimiz bu profile uyan birisini tanıyor olsak da, bir şeyi unutmamamız gerekiyor: şüphesiz ki, sürüngen bir zihin, birçok hareketimizi ve kararımızı yönlendiriyor. Bununla birlikte, tüm davranışlarımızı kontrol etmesine izin vermemeliyiz.

‘Sürüngen zihin’ teorisinin, duygularımızın dünyasını anlamada, ve her şeyden önce, doğru bir duygusal gelişim açısından yeterli zamanı ve azmi göstermenin önemini kavramak adına bilinmesi gerekir. Tıpkı spor yaparak bedenimizi geliştirirken ve her gün kültürümüzü genişletmeye çalışırken, hayatımızın büyük bir kısmını yönettiğini düşünmesi zor olsa da, bu ilkel dürtüleri ve duyguları daha iyi bir şekilde yönetmek için çabalamalıyız.