Sevgi: Bir Çocuğun Zihinsel Gelişiminin Anahtarı

12 Nisan, 2017

Sevgi, büyüme şeklimizi ve kişiliğimizi en çok etkileyen çevre faktörlerinden biridir. Bu nedenle, bir çocuğu sevgi ile eğitmek, duygusal sağlığı açısından, temel yapıyı oluşturmaktadır.

Sevgi sayesinde, çocuklarımıza, kendi kimyalarını ve zihinsel gelişimlerini kontrol etme imkanı sunuyoruz; bir başka deyişle, onlara duygusal kapasitelerinin etkisi ile biyolojik yapılarını kontrol etme yeteneğini kazandırıyoruz.

Bu sayede, elimizde, çocuklarımızın hayatlarının geri kalanında hem fiziksel ve hem de psikolojik açıdan sağlam birer karakter oluşturma fırsatı var. Onlara sevgimizi sunarak ve bu sevgiyi hissettiklerinden emin olduktan sonra, beyinlerinin en güzel bağlantılarını teşvik etmeye yardımcı olacağız.

Tüm hayatları boyunca onları koruyabilmek için çocuklarınızı sevin

Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir araştırmada, çocukların beyinsel gelişimleri üzerinde sevgi, dikkat ve şefkatin ne denli önemli olduğu hakkında veriler elde edildi. Sevginin, öğrenmede, hafızayı geliştirme de ve stres ile nasıl başa çıkılacağını anlamada beynin önemli bir yapı taşı olan hipokampüsindeki  gelişime büyük bir katkı sağladığı ortaya çıkmıştır.

Bu bulguları ilk yayınlayan dergi olan Proceedings’in açıklamalarına göre, çalışmaya katılan araştırmacılar, çocuklarının şikâyetlerini dikkate alan ve onlara özen gösteren ve bu eylemlerde bulunmayan anneleri ve babaları iki gruba ayırarak çalışmayı gerçekleştirmişlerdir.

Yıllar sonra araştırmacılar, artık birer yetişkin olan o çocukların MR’larını çektiklerinde, şefkat ile yaklaşılan çocukların, bu şekilde bir yaklaşımı hiçbir zaman görmemiş olanlara kıyasla, hipokampüs alanlarının daha iyi geliştiğini gözlemlemişlerdir.

Küçük bir hipokampusa sahip olmanın, depresyon, stres veya Alzheimer hastalığı gibi demans problemlerinin için artmış risk ile ilişkilendirildiğin altını çizmek gerekir. Böylece, bu tutumun sevecen bir ortamda büyüyen bir çocuğa sağladığı avantaj hakkında bir fikir edinebiliriz.

Bir gülümseme hayat yolunda kullanılabilecek bir şemsiye benzer

Bunu anlamak için, duyguların beynimizde üretilen biyokimyasal değişikliklerin yanı sıra, bunların vücudumuzda yarattığı psikofizyolojik davranışların da bir yansıması olduğunu bilmeliyiz.

Örneğin, serotonin duygusal reaksiyonların üretilmesinden sorumlu olan kimyasal maddelerden biridir. Stresli durumlarla yüzleşmemiz gereken anların yanı sıra, ruh halimizin düzenlenmesinde de büyük bir rol oynadığı bilinmektedir. Çocuklarımızın sevgi dolu iletişim, sağlıklı bir beslenme alışkanlığı ve dengeli bir yaşam tarzı ile yeterli düzeyde serotonin elde etmelerini sağlayabiliriz. Sonuç olarak, bu şekilde yetiştirilen çocuklar, çatışma durumlarını daha iyi yönetmede başarılı olacak, ani çıkışlar ve saldırganlık eğilimi göstermeyecek hatta vücutlarındaki kan basıncı, sindirim sistemleri ve uyku düzenleri daha oturmuş olacaktır.

Bunu aklımızda tutarak, basit bir gülümsemenin neden bir çocuk için bir şemsiye görevi görebildiğini anlayabiliyoruz. Uzmanlar, gülümsediğimiz zaman serebral korteksteki sıcaklığın, yüz kaslarını çevreleyen kan damarlarının daralmasıyla düştüğünü ve bunun sonucunda daha fazla serotonin üretildiğinin altını çizmektedir.

Bu nedenle, çocuklarımızın gülümsemeleri ve mutlu olmaları çok önemlidir, çünkü bu şekilde, beyinleri, onlara her şeyin yoluna gireceğine dair garanti vermesine yardımcı olabilecek nörokimyasal bir mesaj yollar.

Çocuklarımızı sevgiyle eğitmenin anahtar noktaları

Çocuğumuza sevgi ile yaklaşarak, yalnızca uygun duygusal gelişimlerine değil, aynı zamanda fiziksel, sosyal ve bilişsel gelişimlerine de katkıda bulunacağımızı zaten açıkça belirtmiştik.

Bunu aklımızın bir köşesinde tutarak, sevilen olma ve sevgiye layık olma hissi yaratan bazı destek, yardım ya da benzeri etkinliklere öncelik vermeliyiz. Şimdi bazı kilit noktalara bakalım;

1. Çocuğa asla sevginin davranışlarına bağlı olduğunu hissettirmeyin.

Çocuklar sevginin koşulsuz olmadığını bilmelidirler. Yani: “Bunu yaparsan seni hiç sevmem ama yapmazsan, seni çok severim’’ gibi mesajlardan kaçınmalıyız.

Hatalar, her zaman hayatımızın bir parçasını oluşturacağından, bir çocuk bu şekilde hareket ederek, ne kadar sevileceğini ya da sevilmeyeceğini düşünerek büyüyemez. Kısacası, sevgiye ihtiyacı olan bu minikler, yaptıkları için değil, kendileri oldukları için sevildiklerini bilmelidirler.

 2. Onların yaşama alışmasına yardımcı olun

Eğer dünyanın, bir Disney çizgi filminden ibaret olmadığını çocuklarımızın anlamasına yardımcı olursak, stres ve endişenin, tıpkı sevgi ve şefkat gibi, hayatlarındaki bir başka gerçek olduğunu daha rahat anlarlar.

Böylelikle büyümeye devam ederken, kendilerine zarar verebilecek her şeyin farkında olacaklar ve her şeye kanan bireyler olan büyümeyeceklerdir. Stresin ve sorunların da hayatın bir parçası olduğunu (her zaman onların anlayış düzeylerine göre değişir) çocuklarımıza bir şekilde anlatabilmek, dünyaya daha iyi alışmaları açısından, sinir yollarını geliştirmelerine yardımcı olacaktır.

3. Çocuklarınızın duygularını kontrol altında tutmalarına yardımcı olun

Her eğitim yönteminde olduğu gibi, duygusal eğitimin de örneklerle gösterilmesini gerektirir. Bu nedenle, çocuklarımıza gereksiz duygu veya hisler diye bir şey olmadığını göstermeliyiz. Kıskançlık, nispet ve öfke normal ve doğal dürtülerdir, biz sadece onları, hayatımızı engellemeyecek ya da haddimizi aşmayacak şekilde kontrol etmeliyiz.

4. Çocuklarınız ile duyguları hakkında konuşun

Diğer makalelerde de söylediğimiz gibi, kelimeler yalnızca duygusal iletişim yoluyla elde ettiğimiz gerçek anlamın yaklaşık % 10’unu oluşturuyor. Bu nedenle, çocuklarımızın ses tonu, beden dili, duruşları ve yüz ifadeleri yoluyla duygularını nasıl ortaya çıkaracaklarını anlamalarına yardımcı olmalıyız.

Çocuklarımızı sevgi, anlayış ve saygı ile eğitmek, beynin büyümesine katkıda bulunurken, aynı zamanda gelişimlerini hayatlarının diğer tüm yönlerinde de şekillendirir.