Saroo Brierley - Evden Uzak 25 Yıl

13 Ekim, 2020
İleri teknolojiye ve sağladığı yeni seçeneklere rağmen, çocukların yerlerinden edilmeleri büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Saroo'nun hikayesi bu soruna değiniyor ve problemin hangi noktalara kadar gidebileceğini gösteriyor.

Saroo Brierley isimli film kahramanının hikayesi, sanki bir romandan esinlenilmiş gibi görünüyor. Aslında, önce Lion (Aslan) isimli film hit oldu. Yine de, bu hikaye ve filmin en güzel yanı, tüm bu genç adamın yaşamak zorunda kaldığı şeylerden sonra filmin sonunun mutlu bitmesi.

Saroo’nun inanılmaz macerası Hindistan’ın Khandwa adlı küçük bir kasabasında başlıyor. Saroo, o zamanlar sadece beş yaşında ve çok mütevazı bir aileden geliyor. Babası, evlerini başka bir kadınla birlikte olmak için terk ediyor. Saroo’nun annesi Fatima da, inşaat işçisi olarak geçimini sağlamak zorunda kalıyor. Ancak aileyi geçindirecek kadar para kazanamıyor.

Ailede Saroo dahil üç çocuk bulunuyor. En büyük oğlu Kallu, o sırada 10 yaşında ve annesine yardım etmek için küçük işler yapıyor. Kallu, yardım etmek amacıyla, genellikle tren vagonlarını süpürüyor. Bunların dışında, bir de, ağabeyine çalışırken bazen eşlik eden Saroo var. Son olarak da, yürümeyi yeni öğrenen en küçük kız kardeş var.

Saroo Brierley ve hayatını değiştiren an

Herhangi bir günde, iki kardeş Burhanpur’daki tren istasyonunda boş trenleri süpürmeye gidiyorlar. Uzun bir günün ardından, küçük Saroo o kadar yorgun düşüyor ki istasyon banklarından birine oturup uykuya dalıyor. Bu şekerleme, hayatını sonsuza dek değiştiriyor.

Uyandığında, ağabeyini hiçbir yerde göremiyor. Bu yüzden onu bulmak için bağırmaya başlıyor ama onu hiçbir yerde bulamıyor. Saroo, istasyonun önünde bir tren görüyor ve kardeşi Guddu’nun muhtemelen vagonları süpürdüğünü düşünüyor. Böyle düşünerek onu aramak için trene biniyor. Ama Guddu’yu hiçbir yerde bulunamıyor ve ağabeyi hiç bir şekilde seslenmelere cevap vermiyor. Sonra tren Kalküta’ya gitmek üzere yola çıkıyor ve Saroo’nun o güne kadar bildiği hayatı sona ermiş oluyor.

Bu arada, evde, Saroo’nun annesi iki çocuğunun eve gelmesini bekliyor ama onlar da geri dönmiyorlar. Saroo’nun annesi, kendi kendine ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve iki ay sonra Guddu’nun ölü bulunduğunu öğreniyor. Biri Guddu’yu tren raylarında bulduğunda ona bir tren çarpmış olduğunu anlıyor.

Kalküta kabusu

Saroo Brierley, trende geçirdiği 14 saatin sonunda Kalküta’ya geliyor. Ancak, doğru düzgün konuşmayı ve yaşadığı şehrin adını da bilmiyor. Tren istasyonuna vardığında, trene geri binmek istiyor ama bu onun için imkansız oluyor. Burada, Saroo, istasyonda kalıyor, karton kutular arasında uyuyor ve çöpten yemek yiyor.

Bunların da ötesinde, sokakta çocukları kaçıran bir çete mevcut ve bu çete Saroo’yu kaçırmak istiyor. Saroo elinden geldiğince hızlı koşup ve kaçmayı başarıyor, ancak bu noktada, istasyona geri dönmekten de korkuyor.

Filmde, Saroo’nun o günlere ait hatıraları açlık ve ıstırap dolu. Nasıl olduğu belirgin olmamakla birlikte, bir genç onu bir karakola götürüyor. Oradan da, çok katı kuralları olan bir yetimhaneye gidiyor.

Yetimhanede ailesini bulmaya çalışıyorlar ama bu mümkün olmuyor. Bir süre sonra da, yetimhane, onu bir evlat edindirme programına yerleştiriyor. Sonra Saroo, ona bakmak isteyen Avustralyalı bir aile’ye, Hindistan’dan başka bir çocukla birlikte evlatlık olarak verilme şansına sahip oluyor. Saroo’nun hayatı, yeni ailesiyle Tazmanya’ya gittiğinde tamamen değişiyor.

Saroo'nun çocukluk dönemi

Saroo Brierley ve eve dönüş

Ancak Saroo Brierley geride bıraktığı o geçmişi hiç unutamıyor. Hala abisini, annesini ve küçük kız kardeşini hatırlıyor.

Üniversitedeyken, bir grup arkadaşı ve kız arkadaşı ona çok önemli bir bilgiyi bulması için yardım etmeye karar veriyor: yani, geldiği şehri. Kız arkadaşıyla birlikte, arkadaşları, Kalküta’ya 14 saat uzaklıktaki tüm şehirlere ait hesaplamaları yapıyorlar ve Google Earth’te Saroo’nun şehrini aramaya başlıyorlar.

Aradan beş yıl daha geçiyor, bir gün Saroo, televizyon ekranında tanıdık görünen bir su kulesi görüyor. Yakındaki yerleri araştırdığında, bu görüntü hafızasında bir şeyi tetikliyor ve sonrasında aynı yerdeki bir yol ve bir köprüyü tanıyor. O anda nereli olduğunu keşfettiği için sevinçten bulunduğu yerde hoplayıp zıpladığı görülüyor.

Sonra memleketine gidip evini aramaya başlıyor. Tamamen saf bir sezgi ile annesinin evine geliyor ama artık orada kimsenin yaşamadığını görüyor. Ana dilini unutmuş olmasına rağmen, burada bazı bilgiler toplamayı başarıyor. Ve sonunda bir gün, annesinin evinin kapısına geliyor.

Annesi onu tanımadan önce birkaç dakika ona bakıyor. Saroo, 25 yılın ardından gerçekleşen bu buluşmanın hayatının en mutlu anı olduğunu söylüyor.

Kısa süre sonra adının “Saroo” değil, “Sheru” olduğunu öğreniyor. Küçükken nasıl telaffuz edeceğini bilmediğinden, kendisine yeni bir isim buluyor ancak, “Sheru”, aslında “aslan” anlamına geliyor. Bir yıl sonra, kendisini evlat edinen annesiyle birlikte esas memleketine tekrar gidiyor ve uzun süredir ertelenmiş olan sarılmalar aracılığıyla da, yarım kalmış işler döngüsü tamamlanmış oluyor.

Somavía, J. (2000). “Los niños perdidos. UNICEF: El desarrollo de las Naciones. Ginebra: UNICEF, 27-30.