Richard Wagner: İşkence Çeken Bir Müzisyenin Hayatı

Ekim 14, 2019
Wagner'ın çalışmaları müzik dünyasını değiştirmiş ve 20. yüzyıl bestecilerinin birçoğunu etkilemiştir. Bu yazımızda, bu müzisyenle ve onu eşsiz bir dahi yapan şeylerle ilgili daha fazla bilgi alabilirsiniz!

Richard Wagner bir dönemi tanımlamış bir bestecidir ve birçok büyük müzik akımını etkilemiştir. Wagner’ın insanların müzik bestelemesi üzerindeki etkileri hem melodiler ve harmonilerde, hem de orkestrasyonda açıkça görülebilir.

Fikirleri, teorileri ve yaşam stili hem hayranları, hem de düşmanları olmasına sebep olmuştur. Richard Wagner tartışmalara yol açan bir figürdü. Müzik söz konusu olduğunda, Wagner’ın operalarında çoğunlukla müzik anahtarındaki notalar birbirleri arasında geçiş yaparlar, bu da normal söylenen şarkılarla harmonik bir şekilde gırtlaktan söylenen şarkılar arasındaki çizgiyi bulanık hale getirir.

Wagner’ın müziği, sizi kahramanlıklarla dolu evrenlere alıp götürür. Besteleri kulaklarınızı ele geçirir ve sizi sahnede sergilenen hikayeye dalmaya davet eder.

Richard Wagner’ın ilk yılları

Richard Wagner 22 Mayıs 1813’te Almanya’nın Leipzig şehrinde orta halli bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Annesi Rosima Patz bir fırıncının kızıydı, babası Karl Friedrich Wagner ise bir karakol yazmanıydı. Babası, Wagner daha çocukken bir karahumma (tifüs) salgını sırasında öldü.

Kısa bir süre sonra annesi Ludwig Geyer ile evlendi ve Geyer Wagner’ın üvey babası haline geldi. Geyer; bir aktör, şarkıcı ve ressamdı; ve Wagner’ın hayatındaki en eski sanatsal etkilerden biriydi. Geyer bir tiyatro kumpanyası ile çalıştığından, tüm aile Dresden’e taşındı.

Richard Wagner'ın bir portresi.

Wagner, 1817’de Dresden’deki Vizehofkantor Carl Friedrich Schmidt Okuluna gitmeye başladı. 1822’de ise Dresden’deki Kreuzschule’ye (Haç Okulu) başladı. On dört yaşına gelene kadar orada okudu ve piyano dersleri aldı.

Richard Wagner neredeyse on beş yaşına kadar Richard Geyer adıyla yaşadı. 21 Ocak 1828’de Leipzig’deki Nicolaischule Okuluna gitmeye başladığında ise soyadını yine vefat etmiş babasının soyadına döndürdü.

Wagner’ın gençliğinin harabeleri

Wagner’ın erken bestelerinin sayısı ve çeşitliliği, klasik de dahil olmak üzere, çok çeşitli türlerde beste yaptığını gösteriyor.

1833’te, sadece yirmi yaşındayken, Würzburg korosu direktörlüğünü kabul ederek profesyonel kariyerine başladı. Bu aşamada, bütün projeleri düşük bütçeliydi ve kırsaldan gelen bir izleyici kitlesine sahipti. Orada orkestra direktörü olduğu süreç içerisinde ilk operasını bitirdi: Die Feen (Periler). Ne yazık ki, bu eser o öldükten beş yıl sonra ilk defa sergilendi.

Üç yıl sonra, Wagner Minna Planer adlı bir kadınla mutsuz bir evliliğin içindeydi ve yazmış olduğu birkaç operası vardı. Bu dönemlerde, Wagner müzikle ilgili daha devrimci olan fikirlerini geliştirmeye başladı. Hatta bazı insanlar Wagner’ın teorilerinin Hitler’i ve Nazizm’i bile bir derece etkilediğini söyler ve bazı şarkıları bugün hala İsrail’de yasaklıdır.

Bu dönem Wagner için özellikle karanlık bir dönemdi. Planer ile olan evliliği ona yardımcı olmuyordu ve bazı finansal sorunlar da yaşıyordu. Her şeyin üstüne, bu dönemde bir kumar ve alkol bağımlısı haline de geliyordu, bu da onun finansal bir düzlüğe çıkmasını daha da zorlaştırıyordu.

1839’da Wagner’ın büyük borcu onu ülkesinden kaçıp Paris’e taşınmaya zorladı. Almanya’ya 3 yıl boyunca, 1842’ye kadar dönmeyecekti, ve bu arada Paris’te geçirdiği zamanda tamamen başarısız oldu. Orada, çalışmalarından birini bile sergilemeyi başaramadı. Wagner bundan dolayı kendisini başka bestecilerin çalışmalarını tekrar gözden geçirmeye verdi ancak bununla da fazla bir ün kazanamadı.

Bir yazar olarak Richard Wagner

Wagner sadece harika bir besteci değildi, yazmak gibi diğer sanat formlarını da denedi. 1840 ile 1842 arasında, ileride en önemli makalelerinden bazıları olacak bir dizi makalesini yayınlamayı başardı.

Bu makaleler, Wagner’ın yaşamı boyunca araştırdığı tarihi ve teorik konulardan bahsetti. Wagner ayrıca çok üretken bir gazeteciydi ve Alman gazetelerinde Paris’teki müzik etkinliklerine dair sayısız inceleme yayınladı. Ayrıca, “belgelere dayanan” bazı şeyler de yazdı.

“Din yapay hale geldiğinde, sanatın onu kurtarmaya dair bir görevi vardır. Sanat bize, dinlerin kelimenin tam anlamıyla gerçek olduğuna inanmamızı istediği sembollerin aslında mecazi olduğunu gösterebilir. Sanat bu sembolleri idealize edebilir ve böylece içlerindeki engin doğruları gözler önüne serebilir.”

– Richard Wagner

Hayatının bazı kısımları ile ilgili belirsizlikler olduğunu da belirtmemiz gerekir. Bu kısmen kendi otobiyografisindeki (Mein Leben – Benim Hayatım) tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır.

Bu otobiyografi doğumundan 51 yaşına olan süreyi kapsamaktadır. Kitap son derece öznel yazılmıştır ve Wagner’ın egosu açıkça görülebilir. Bu da Wagner’ın nasıl bir hayatı olduğuna dair kendinden emin açıklamalar yapmayı zor hale getirir. Wagner bu kitabı 1865’te, ona bağışlar yapan Bavyera Kralı II. Ludwig’in ricasıyla yazmıştır.

Anavatanına geri dönüş

Meyerbeer adlı operasının icrasından sonra Richard Wagner Almanya’daki en ünlü besteci haline geldi. Şans eseri, bu performanstan sadece birkaç gün sonra kraliyet Kappelmeister’ı (kraliyet orkestrası direktörü) Francesco Morlacchi öldü. 2 Şubat 1843’te Wagner, Morlacchi’nin yerini aldı. Bu iş ona siyasi açıdan da bir önem kazandırdı ve onu yaratıcılık ile yöneticiliği harmanlama konusunda bir uzman yaptı.

Wagner’ın sanatsal ilgileri politik aktiviteleriyle çok çabuk kaynaştı. Tiyatronun gerici toplumun bir aynası olduğunu düşündü. Dolayısıyla, birincisini (tiyatro) değiştirerek belki ikincisini de (toplum) değiştirebileceğini düşündü. Wagner bu noktada yıkıcı politikalarla ilgilenmeye başladı.

Wagner, Alman milliyetçiliğine yakınlaşmaya başladı. Bu düşünce akışı hem hakkında yazdığı mitolojik karakterlerde, hem de operalarının hikaye örgülerinde açıkça gözlemlenebilir. Bu dönemdeki çalışmalarında en sık görülen temalardan biri Alman sömürgeleriydi.

“Daha fazla Wagner dinleyemeyeceğim… Polonya’yı fethetmek gibi bir dürtü hissetmeye başladım.”

– Woody Allen

Politik değişiklikler ve bağışçı Bayvyera Kralı II. Ludwig

1849’da, Dresden’daki riskli siyasi iklim bir devrime yol açtı. Bu, Wagner’ın kraliyet orkestra direktörlüğü kariyerinin sonunu getirdi. Devrimden kısa bir süre sonra Wagner’ın tutuklanmasına karar verildi ve Wagner İsviçre’ye kaçtı. Burada on bir yıl boyunca sürgünde yaşadı.

Bu süre zarfında Wagner kendisini son derece karışık bir pozisyonda buldu. Alman müzik dünyasında varlığını göstermek için hiçbir yolu yoktu ve geliri de en az eserlerini sergileyebilme şansı kadar azdı.

1864’te Wagner Mariafield’da (Zürih yakınları) yaşıyordu ve borcu olan bir sürü insandan kaçıyordu. Wagner’ın çalışmalarının büyük bir hayranı olan Bavyera Kralı II. Ludwig, Wagner’a misafirperverliğini ve maddi yardımını teklif etti. Yeni bağışçısının desteği ile, Wagner Homage March adlı eserini yazdı.

1865’te Münih, Almanya’da günümüzde bir klasik olan eseri Tristan ve Isolde‘yi sergiledi. Bir yıl sonra, eşi Minna Dresden’de vefat etti ve Wagner Cenevre’ye yerleşti. Kralın maddi desteği sayesinde, Wagner harcamalarını düşünmeden sadece operaları üzerinde çalışabildi.

Richard Wagner'ın renkli bir portresi.

Bayreuth

Yıllar sonra, Wagner, bugün hala var olan ve aynı ada sahip bir festivali dahi olan Wagner Society’yi oluşturdu. 59. doğum gününde Bayreuth Festival Tiyatrosunun ilk tuğlasını koydu. Ayrıca, para toplamak için Almanya’nın her yerinde konserler düzenledi ve binayı II. Ludwig’in desteği sayesinde 1874’te bitirdi.

Besteci, aynı zamanda Bayreuth’da Wahnfried adlı bir villa da inşa ettirdi. Ne yazık ki, bitmesinden sadece birkaç yıl sonra, tiyatro çok fazla para kaybediyordu. Wagner para toplamak ve kayıpları telafi edebilmek için bir dizi konser verdi. O noktadan sonra bu dünyada çok fazla zamanı kalmamıştı, zira bir kalp hastalığı vardı.

Ölümü ve mirası

Richard Wagner 1881 ve 1882 arasında birkaç kalp krizi geçirdi. Ünlü besteci, 13 Şubat 1883’te, Venedik’te öldü. Villası Wahnfried’ın bahçesine gömüldü.

Wagner’ın tetralojisi (dörtleme), Der Ring des Nibelungen (Nibelung’un Yüzüğü) şüphesiz ki kendisinin şaheseridir. Dört farklı operadan oluşur: The Rhinegold, The Valkyrie, Siegfried ve Twilight of the Gods (Tanrıların Alacakaranlığı). Bu tetraloji, yanına eklenen; Tristan ve Isolde, Nuremberg’ün Ustaşarkıcıları, Lohengrin, Tannhäuser ve Uçan Hollandalı ile birlikte Bayreuth Canon’unun (kanon) bir parçasıdır.

Bütün kanon, 1876’ya kadar hiç tamamen çalınmamıştı. Ancak o noktadan sonra, Bayreuth, Almanya’da gerçekleşen festivalde kanondaki tüm operalar her yıl sergilenmiştir.

Wagner’ın fikirlerini çok destekleyen kişiler de, hakir gören kişiler de vardı. Arkasında miras olarak bıraktığı, daha öncesinde var olan herhangi bir tiyatrodan daha karmaşık olan Bayreuth Festival Tiyatrosu, Bavyera Kralı II. Ludwig sayesinde mümkün olmuştu. Bu tiyatro günümüzde sadece onun eserlerini sergiler ve kendisinin dehasını ve zaman ötesi bir sanatçı olduğunu bizlere hatırlatır.

  • del Fresno, B. M. (1993). Nacionalismo e internacionalismo en la música española de la primera mitad del siglo XX. Revista de musicología, 16(1), 640-657.
  • Magee, B. (2012). Wagner y la filosofía. Fondo de Cultura Económica.
  • Mann, T. (2013). Richard Wagner y la música. Debols! llo.