Pollyanna Prensibi: Yalnızca Pozitif Olana Odaklanmak

Mart 9, 2019

Pollyanna prensibi Eleanor H. Porter’ın romanlarından doğmuştur. Romanların ana karakteri, her şeyin yalnızca olumlu tarafını görme yeteneğine sahip küçük bir kız olan Pollyanna’dır. Bu yenilmez ve kararlı iyimserlik, daha mutlu yaşamlar yaşamamıza yardımcı olabilecek bir felsefeyi tanımlamak için ilham kaynağı olmuştur.

Bu psikolojik ilkenin desteklediği gibi pozitifliğe odaklanmalı mıyız? Okuyucularımızın çoğunun bu konuda ciddi şüpheleri olması mümkün. Bazen, dünyaya toz pembe gözlüklerle bakmak bizi belirli bakış açılarını görmekten alıkoyabilir. Örneğin, ilgilenmemiz gereken ve ihmal ettiğimiz takdirde gerçeklikten uzaklaşmamıza yol açacak bazı şeyler vardır.

“Oyun her durumda mutlu olmak için bir neden bulmaktan ibaret.”

– Pollyanna

Martin Seligman liderliğindeki olumlu psikoloji akımı önemli reformlar gerçirmekte. Bu doktrinin temellerini kullanarak eğitim veren ilk dünya enstitüsü olan Buckingham Üniversitesi gibi kurumlar temellerini değiştiriyor. Bunlardan biri mutluluğun tanımı ile ilgilidir.

Bir bakıma, bu “yeni” pozitif psikolojinin bize daha mutlu olmayı öğretme bahanesini terk ettiğini söyleyebiliriz. Kendi kendine yardım kitaplarındaki ünlü mutluluk kültürü, yeni bir bakış açısıyla ele alınıyor. Bu yeni bakış açısı bize olumsuz şeyler ve zorluklarla başa çıkma araçları da sağlıyor. Çünkü Pollyanna’nın gördüğünün aksine hayatta karşılaştığımız her şey hoş ve iyimserlik dolu değildir.

ployanna prensibi nedir

Pollyanna prensibi nedir?

Polyanna, yetim kaldıktan sonra, üzgün ve katı bir kadın olan teyzesi Polly ile birlikte yaşamak zorunda kaldı. İyimserliğinden vazgeçmedi ve babasının ona erken yaşta öğrettiği felsefeyi uygulamakta ısrar etti. Bu felsefe, dünyasını değiştirebileceği ve yalnızca olumlu şeyleri görebileceği fikrine dayanıyordu. Böylece, herhangi bir durumun ne kadar talihsiz olduğuna önem vermeyen Pollyanna, yaşadığı koşullar iyimserlik ve neşeli bir kararlılıkla göğüs gerebildi.

Aynı şekilde, bu edebi karakter başkaları üzerinde önemli bir etkiye neden oldu. Er ya da geç, kızın neşeli kişiliği en açgözlü, kayıtsız ve üzgün karakterlerin bile kalbini kazanacaktı. Eleanor H. Porter’ın kitapları mutlak bir pozitivizm mesajı veriyordu. Sonuç olarak, bu iyimserlik 1970’lerde Margaret Matlin ve David Stang gibi psikologlara ilham verdi.

Pollyanna prensibini kimler uygular?

  • 1980’lerden itibaren yaptıkları araştırmalarında Matlin ve Stang, pozitifliği seçen kişilerin, etraflarındaki nahoş ve tehlikeli uyaranları tespit etmesinin daha uzun sürdüğünü kanıtladılar. Başka bir deyişle, birçoğunun önerdiği gibi gerçekliğe karşı kesin bir “körlük” yoktu.
  • Pollyanna prensibi, yaşamdaki olumsuz gerçeklerin ve olayların farkında olduğumuz halde, sadece olumlu olanlara odaklanmamız gerektiğini belirtir. Olumsuz bir olaya karıştığımızda, durumu en iyimser bir şekilde yönlendirmeye çalışırız.
gülen yüzler

Olumlu olana odaklanan taraflı bir bellek

Yale Üniversitesi’nde tanınmış bir nörofizikçi olan Doktor Steven Novella, insanların bu doktrinle yarattığı sahte anılar üzerinde birçok çalışma yaptı. Pollyanna prensibi hakkındaki ilginç bir faktör, iyimser kişilerin hayatlarındaki olumsuz olayları çok iyi hatırlamamalarıdır.

Hafızalarının niteliği olumlu olaylar için en uygun ve mükemmeldir. Bununla birlikte, yaşamlarında acı veren olayları önemli bulmazlar.

Olumlu önyargı ve dil: Hepimiz Pollyanna’yız

2014 yılında Cornell Üniversitesi, dilimizin saldırganlığa mı yoksa daha olumlu bir önyargıya mı eğilimli olduğunu bulmak için bir çalışma yaptı. Profesör Peter Dodds ve ekibi 10 farklı dilde 100.000’den fazla kelimeyi analiz etti. Hatta sosyal medyadaki etkileşimleri bile analiz ettiler.

Gönderdiğimiz mesajların net bir duygusal önyargıya sahip olduğunu buldular. Bu sonuç Matlin ve Stang’in çalışmalarıyla tutarlıdır. Böylece, insanların Pollyanna prensibine yönelme eğiliminde olduklarını kanıtlamış oldular.

Pollyanna prensibinin eleştirisi

Bazı psikologlar buna Pollyanna prensibi yerine Pollyanna sendromu diyorlar. Bu terminoloji değişikliği, aşırı derecede kabul edilip uygulandığı takdirde bu doktrininin sınırlamaları ve sıkıntılı yönleriyle ilgili farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.

Örneğin, yalnızca yaşamın olumlu tarafına dikkat etmeyi seçersek, zorlukları yönetme konusunda güçlük çekebiliriz. Pollyanna prensibi bazı durumlarda yardımcı olur. Daima olumlu ve neşeli bir tavır sahibi olmak bizi motive eder. Bununla birlikte, olumsuz durumları tecrübe etmek ve onlardan yeni şeyler öğrenmek de önemlidir. Gerçekliğimiz, hem ışıkları hem de gölgeleri içerir. Her zaman bardağın dolu tarafını seçemeyiz.

O zaman ne yapmalıyız? Pollyanna prensibini takip etmek uygun mudur? Bu sorunun cevabı, hayattaki birçok şeyde olduğu gibi dengedir. Zorluklardan uzak durmayan, daha aydınlık tarafa yönelik bir perspektife sahip olmak idealdir. Olumlu psikoloji her zaman ilham vericidir, ancak bazen başımıza gelenleri kontrol edemeyiz.

Her türlü durumla başa çıkmaya hazır olmalı ve aradaki ışık, gölgeler ve tüm gri tonlarla uğraşmamız gerektiğini bilmeliyiz.