Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocukların Beyni

26 Mart, 2019
Nüfusumuzun bir kısmı kendi alemlerinde izole bir şekilde yaşıyor. Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların beyni, çok fazla miktarda nöronal bağlantıyla nitelendirilmektedir. Bu da onların etraflarını saran tüm uyaranları kontrol etmelerinin ve anlamalarının neden bu kadar karmaşık olduğunu açıklamaktadır.

Otizm spektrum bozukluğu olan bir çocuğun beyni bir ev olsaydı, her odası gürültüyle dolu, her yerinde karmaşık kablolar ve duvarları neredeyse her türlü uyarana karşı çok hassas olurdu. Sinapsların veya nöral bağlantılarının fazla oluşu her çocukta belirli değişiklikler meydana getirir.

Bilimsel gelişmeler gerçekten önemli değil. Nüfusumuzun önemli bir bölümünü etkileyen bu nörolojik gelişim bozuklukları hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışmak da faydasız. Farkındalık eksikliği, basmakalıp inanışlar ve bu rahatsızlıklardan muzdarip olanlar hakkında sahip olduğumuz kavram yanılgıları, bizi onları olduğu gibi takdir etmekten alıkoyuyor.

Kuşkusuz, OSD’li (otizm spektrum bozukluğu) çocukların ve gençlerin problemli davranışları sabrımızı test etmektedir. Onlar ayrıcalıklı bir akla veya ciddi entelektüel noksanlıklara sahip olabilirler. Ancak, esrarengiz dünyalarına rağmen, güçleri, duyarlılıkları, ihtiyaçları ve şefkatleriyle bizi şaşırtmaktadırlar.

Onların aileleri de övgüye değer. Aralıksız ve enerjik bir sevgi gösteriyorlar. Sadece basmakalıp inanışlarla uğraşmakla kalmıyorlar, aynı zamanda diğer sosyal aktörlerle de birlik yaratmaya çalışıyorlar: doktorlar, uzmanlar, öğretmenler, psikologlar ve bu çocuklara kendini adamış herkes.

Bu nedenle, iç gerçekliklerini daha iyi anlamaya çalışarak onlara yardım edebiliriz. Bu konuyu gelin etraflıca inceleyelim.

beyin

Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların beyinlerinde hiper bağlanırlık

2014 yılında bir grup araştırmacı Columbia Üniversitesinde kapsamlı bir çalışma yaptı. Bu çalışmanın verileri Nöron dergisinde yayınlandı ve çok önemli iki şeyi açıkladı:

  • Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların beyinlerinde daha önce de bahsettiğimiz özellik: sinapsların veya nöronlar arasındaki bağlantıların fazlalığı.
  • Hiper bağlanırlığı düzenleyebilecek deneysel bir tedavi (üç yaşından önce meydana gelen tuhaf beyin değişikliği).

Ayrıca, bu sinaptik tuhaflığa ek olarak başka ilişkili problemlerin de olduğunu aklımızda tutmalıyız. Örneğin, farklı beyin bölgeleri arasındaki iletişim sorunları.

Sinaptik budama problemi

Embriyodan itibaren iki yaşına kadar, beyinde sinaps gelişim süreci denilen inanılmaz bir süreç gerçekleşiyor. Bu aşamada saniyede 40.000 kadar yeni sinaps yaratılır.

  • Bu süre zarfında, çocukların ihtiyacı olandan çok daha fazla nöron vardır. Bu nedenle beyin geliştikçe, en faydalı bağlantılar miyelinli olacak ve kalanları da ortadan kalkacaktır.
  • Sinaptik budama esasen serebral kortekste gerçekleşir. Bu şekilde düşünce, analiz, yansıtma ve dikkat gibi yönetimsel işlevleri düzenleyen süreçler güçlendirilir.
  • Ergenlik çağı itibariyle bu budama sonucu kortikal sinapsların neredeyse yarısı yok olur.
  • Bilimsel çalışmalar OSD’li çocuklardaki sinaptik budamanın %50 yerine sadece %16’ya ulaştığı sonucuna varmıştır.
otizm spektrum bozukluğu

Korpus kallosum ve beyin iletişimi

Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların beyni aynı zamanda korpus kallosum adı verilen ilişkili ve önemli bir yapıyla da problemlere sahiptir.

  • Bu yapı ise farklı beyin bölgeleri arasındaki iletişim için anahtar bir role sahiptir.
  • Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde bir araştırmacı olan Lynn Paul, otistik çocukların korpus kallosumlarında çeşitli değişiklikler gözlemlemiştir. Bu durum günlük sosyal etkileşimlerde sorunlara, çeşitli türdeki bilgileri kavrama zorluğuna, yanlış yorumlamaya ve daha katı bir zihinsel yaklaşıma yol açabilir.

Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların beyninde heterojenlik

Seul Yonsei Üniversitesi Tıp Fakültesindeki araştırmacılar, nörolojik görüntüleme bulgularının oldukça heterojen olduğuna işaret eden bir çalışma yaptılar. Açıktır ki; otizm spektrum bozukluğu olan çocukların beyninde önemli yapısal ve fonksiyonel anormallikler vardır. Bunun yanında özdeş iki beyin görmek çok nadir bir durumdur.

  • Sonuç olarak, her çocuk şüphesiz otizm spektrum dahilinde farklı davranışları, noksanlıkları ve özellikleri gösterecektir.
  • Nöral devrelerini ve beyin bölgelerinin iletişim şeklini etkileyen genetik sebepler de vardır. Bu durum neden bazı çocuklar entelektüel potansiyele sahip olurken, diğerlerinin iletişim süreçleriyle ilgili ciddi sorunları olduğunu açıklar.
  • Bununla birlikte, otizm spektrum bozukluğu olan çocukların beyni genellikle sosyal ve duygusal uyaranları işlemede zorlanır.
  • Bu durum bu çocukların duygularını hissetmedikleri anlamına gelmez. Aslında tam tersidir. Sevildiklerini, desteklendiklerini ve onaylandıklarını hissetmeleri gerekir. Ancak, bu tür uyaranlara karşı nasıl tepki vereceklerini bilmezler.
ormandaki kız

Sonuç

mTOR proteini halen araştırılmaktadır. Çeşitli çalışmalara göre, bu protein sinaptik budamayı engelleyebilir. Bu işlem beynin daha güçlü nöronal bağlantılar oluşturabilmesine olanak vereceği için oldukça önemlidir.

Ancak, bugüne kadar elde edilmiş kesin bir şey yok. Bu nedenle de kendimizi sadece her çocuğun özel ihtiyaçları olduğunu bilmeye ve onların özelliklerine uyum sağlayacak en iyi davranışı göstermeye sınırlayabiliriz.

Neyse ki, bu alanda uzmanlaşmış profesyonellerin sayısı her geçen gün artmaya devam etmektedir. Nüfusun %2’si için şu anda endişelenen birçok uzman var.

Amacımız bu grup içindeki bireylerin gerçeklerini daha iyi anlamaktır, çünkü bunların listesi tutulmaz ve zor görülürler. Hiç kimsenin onlara dokunmasını veya bakmasını bile istemezler. Ancak, onların isteklerini ve bize ihtiyaç duyduklarını unutmamalıyız. İç dünyalarını daha iyi anlamak için çaba sarf etmeliyiz.

  • Stephanie H. Ameis, Jason P. Lerch, Margot J. Taylor, A Diffusion Tensor Imaging Study in Children With ADHD, Autism Spectrum Disorder, OCD, and Matched Controls: Distinct and Non-Distinct White Matter Disruption and Dimensional Brain-Behavior Relationships. American Journal of Psychiatry, 2016; appi.ajp.2016.1 DOI: 10.1176/appi.ajp.2016.15111435