Obezite – Bir Psikolog Nasıl Yardımcı Olabilir?

· Ekim 19, 2018

Obezite farklı fiziksel, genetik, psikolojik ve çevresel faktörleri olan bir sağlık problemidir. Estetik bir problem olmasının yanı sıra, Dünya Sağlık Örgütü bu hastalığın sağlığımız için tehlikeli sonuçları olabileceğini söylüyor. En yaygın görülenleri arasında kardiyovasküler problemler, hareket bozuklukları ve bazı kanser çeşitleri (karaciğer, safra kesesi ve kolon kanseri) bulunuyor.

Son yıllarda obezite tedavisinin özellikle psikolojik kısmına daha çok ağırlık verilmekte. Psikologlar fazla kilolu ya da obez olarak tanımlanan insanlarla beraber çalışarak bazı özel metotlar öğreniyor. Bu metotlar ile hastaların kilo vermesine ya da cerrahi müdahaleden sonra kilolarını korumalarına yardım etmek amaçlanıyor.

Bu yazımızda uzmanların obezite veya fazla kilolu olmak ile ilişkilendirdiği bazı faktörlere bakacağız. Özellikle de psikolojik bağlantılarına odaklanacağız. Ayrıca bu gibi vakalar için psikolojik terapinin önemini ve nasıl çalıştığından da bahsedeceğiz.

Obezite veya fazla kilolu olmak hangi faktörlere bağlı gelişir?

Obezite, farklı sebeplerin ya da değişkenlerin rol oynadığı birden fazla faktörün sonucunda gelişir. Şimdi, uzmanların obezite ve fazla kilolu olmak ile ilişkilendirdiği başlıca değişkenlere ve faktörlere hızlıca değineceğiz.

Genetik ve fiziksel faktörler

Genlerin obezitedeki rolü çokça tartışılan bir konu. Bildiğimiz tek şey, obezitenin genetik sebeplerden kaynaklandığı vakaların çok düşük sayıda olduğu. Elbette hastanın klinik geçmişinde obez veya fazla kilolu olmanın yer aldığı genetik sendromlar da var. Buna karşın, obezite hastalarının yaklaşık %90’ı bu sendroma sahip değil.

Yaygınlaşan bir başka inanış da tiroid bozukluklarının ya da hormonal problemlerin obeziteye yol açtığı. Kilo alan birçok kişi, aldıkları kiloları endokrin ya da metabolik sebeplere bağlayarak açıklamaya çalışır. Ancak genelde başarısız olurlar.

obezite veya fazla kilolu olmak

Bununla birlikte, araştırmacılar obeziteyle ilişkili bazı genlerin ve fiziksel sebeplerin olduğunu tespit etti ancak bu genlere vakaların çok küçük bir kısmında rastlandı. Birçok kişi ebeveynleri ya da aile üyeleri obez olmaya yatkın diye obeziteyi genetik yaratılışına bağlasa da, bunun sebebi büyük ölçüde aynı çevrede yaşıyor olmalarıdır. Aile üyelerinin bazı ortak öğrenilmiş alışkanlıkları ve beslenmek ile beden kavramına karşı benimsediği belirli bir tutumu vardır. “Aileden gelen” dediğimiz obeziteye etki eden faktörler bunlardır, genler değil.

“Sağlıklı bir beden ruh için bir misafir odası gibidir: hasta bir beden ise hapishanedir.”

– Sir Francis Bacon

Obezite veya fazla kilolu olmak ile ilişkilendirilen psikolojik değişkenler

Uzmanların obezite ile en çok ilişkilendirdiği psikolojik unsur duygulardırBir kişinin içinde bulunduğu duygusal durum iştahı, yemek yerken gösterdiği davranışlar ve yiyecek seçimleri ile doğrudan bağlantılıdır.

Duygular iştahımızı doğrudan etkiler. Nasıl etkilediği ise kişiden kişiye değişir. Üzüntü ya da mutluluk gibi duygular iştahınızı azaltabilir ya da artırabilir. Bunun kişide yarattığı etki bireye özgüdür. Kaygılı olduğunda kimi daha çok yer kimi ise daha az. Bunlar direkt olarak duygusal etkileşimler ve fiziksel dışa vurumlarla kendini gösterir.

Duygular dolaylı olarak ise belirli yiyecek çeşitlerine yönelmeyle ilgilidir. Örneğin, iş yerinde yaşadığınız stres sizi daha az yemeye iter. Bunun kötü tarafı, az da olsa yediğiniz zaman tercih ettiğiniz yiyeceklerin işlenmiş ve yüksek kalorili olmasıdır. Pozitif ve rahat hissettiğiniz zaman daha fazla besini daha yavaş tüketirsiniz.

Bunun yanı sıra, obezite veya fazla kilolu olmak ile mücadele eden birçok kişi duygularını düzene sokmak için yemek yemeyi bir araç olarak kullanır. Bu gibi durumlarda kişi sinirli, canı sıkılmış ya da kaygılı hissettiğinde kendini yemeklere verir. Yemek yemenin sunduğu geçici rahatlama hissi ile yediği zaman kendisini iyi hisseder. Bu döngü kişiyi mutlu olmak için yemek yemeye koşullar. Ancak, birçok durumda daha sonra suçluluk ve pişmanlık hissi baş gösterir.

Son yıllarda “yemek bağımlılığı” kavramı daha fazla gündeme gelir oldu. Bilim ve psikoloji camiası bu konu hakkında ortak bir görüşe henüz ulaşmış değil. Bunun sebebi, yapılan araştırmaların farklı şekillerde sonuçlanmış olması. Bazıları yemek bağımlılığının varlığını kabul ederken diğer kısım ise aksini ispatlıyor.

İlginç olan ise yemekler ve yemek yeme eyleminin beyindeki ödül mekanizmasını harekete geçirmesi. Bu mekanizmanın işleyişi alkol ve uyuşturucu gibi psikoaktif maddeler ve kumar oynamak ile aynı yollarla gerçekleşiyor. Bunu da hesaba katarsak, bazı yiyeceklerin oldukça güçlü olumlu pekiştiriciler olduğu için yemek bağımlılığı geliştirdiğini söyleyebiliriz.

En önemli psikolojik değişkenlerden biri “kişisel alışkanlıklardır”. Psikologlar buna “yaşam tarzından gelen davranışlar” diyor. Günlük rutinlerle, beslenme ve diyet alışkanlıklarıyla ilişkili bütün davranışlar, obezite ve fazla kilolu olmaya eğilimi artıran ya da kişiyi koşullandıran değişkenlerdir. Ayrıca, cerrahi müdahale ya da başarılı bir diyet sonrasında kilo almamızın nedeni de bu alışkanlıklardır.

Obezite veya fazla kilolu olmamıza yol açan alışkanlıklardan en yaygın olanları fiziksel egzersiz yapmamak ve bilinçsiz beslenmektir (yemek yerken aklınız başka yerlerde olduğu zaman). Bir başka alışkanlık da o an istediğiniz ya da ruh halinize göre seçtiğiniz yiyeceklere yönelmektir. Yemek yerken başka şeylerle uğraşmak ve saatlerce hiçbir şey yememek de bu duruma katkıda bulunur. İşte bütün bu sebeplerden dolayı çocuklarımızı erken yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlıkları konusunda eğitmek çok önemlidir. Bu alışkanlıklar sayesinde onları obeziteden korumanız mümkün olabilir.

yemek seçimi yapan kadın

Obezite veya fazla kilolu olmak ile ilişkilendirilen çevresel faktörler

Çevresel faktörler de çok önemlidir çünkü çevresel etki fazla kilolu olmanın kritik bir noktasını oluşturur. Öncelikle içinde bulunduğunuz çevre, yediğiniz yemeğin miktarını büyük ölçüde etkiler. Örneğin, başka kişilerle beraber yemek yediğinizde daha çok yeme eğilimi gösterirsiniz.

Yaptığınız işin türü ve çalışma saatleriniz de yediğiniz miktarı etkiler. Yeme bozuklukları ya da kilo problemleri (anoreksiya, bulimia ya da obezite), gece vardiyasında çalışan kişilerde daha sık görülür. Çalışma programınızdaki değişiklikler ya da gece çalışmak da uyku bozukluklarına ve biyolojik saat olarak bilinen sirkadyen ritmde şaşmalara yol açabilir. Bu da uykuya dalmayı zorlaştırır ve modunuzu düşürür. Bu sefer beslenmemize odaklanarak duygusal durumumuzu yönetmeye çalışırız. Bunu da ya fazla yiyerek ya da yeterince beslenmeyerek yaparız.

Obezite veya fazla kilolu olmak için uygulanan psikolojik terapi nasıl işler?

Psikologlar davranış, duygu ve düşünce konusunda yetkin sağlık uzmanlarıdır. Bu yüzden de sağlıksız alışkanlıklarınızı değiştirmek için size yardımcı olma konusunda en donanımlı kişiler psikologlardır. Ayrıca duygularınızı öz saygınıza iyi gelecek şekilde olumlu bir tutumla yönetebilmenize de yardımcı olurlar.

Obezite hastasına yapılacak herhangi bir müdahale psikolojik terapi olmadan kendi başına yeterli olmayacaktır. Sadece kilo probleminin kendisine odaklanırsanız hastanın kilo vermesini sağlayabilirsiniz, nitekim bu da oldukça teşvik edici olabilir. Bu hastaya güç verir ve öz saygısını geliştirir fakat problemin köküne inmemiş olursunuz. Tedavi için, yemek yemenin hastanın yaşamındaki ve sağlıksız alışkanlıklarındaki duygusal yerine de bakmak gerekir.

“Sağlık ve mutluluk birbirini getirir.”

– Joseph Addison

obezite hastasıyla konuşan psikolog

Alışkanlıklarınızı değiştirmeli, stresle ve duygularınızla baş edebilmeyi öğrenmelisiniz. Eğer bunu yapmazsanız sağlıksız alışkanlıklarınıza geri dönmeniz muhtemeldir. Yemeklerle olan ilişkiniz değişmemiştir, sadece kilo vermişsinizdir. Yaşam tarzınızı ya da yemeklerle olan ilişkinizi değiştirmeden, sadece kilo verme odaklı verilen kiloları geri alma ihtimaliniz yüksektir. 

Bu yüzden obezitenin, psikolojik faktörlerin de önemli rolü olan bir sağlık problemi olduğunu anlamamız gerekir. Obezitenin sadece bir kilo problemi olmadığını bilirsek bu sorunla mücadele eden kişilerin yaşam kalitesini artırmamız mümkün olabilir. Aynı zamanda obezite hastalarını psikolojik terapi alması için de teşvik etmeliyiz. Bunu ne kadar normalleştirirsek insanları yaftalamak için kullanılmasının önüne de o kadar geçmiş oluruz.