Mutluluğun Limiti Yoktur

· Haziran 4, 2018

Matematik okuyan öğrencilerim bana limitin ne olduğunu sorduğunda, onlara limitin bir hareket olduğunu söylüyorum. Bazen bir uçurumda biten, bazen de hiç bitmeyen bir hareket. Bu, “bir şeye sahip olmaya” doğru giden bir hareket de olabilir. Bu mutluluk getirir mi?

Ebeveynlerin çoğu, ateş böceğini hakir görürken çocuklarına karınca gibi olmaları gerektiğini söyler (eğer burada ne demek istediğimizi anlamadıysanız Ağustos Böceği ile Karınca fablına bir göz atın). Gelecek tahmin edilemez ve işleriniz ters gittiğinde nelere ihtiyaç duyabileceğinizi hiçbir zaman bilemezsiniz.

Çocuklar ilk başta bu felsefenin karmaşıklığını anlayamaz ve bilgiyi sınavları geçmenin bir aracı olarak görür, bu şekilde de ebeveynlerini mutlu eder.

Aşık olduklarında ise bu bilgi farklı bir anlam kazanır. İşte o zaman her şeyi bilmek isterler. Keşfedebilecekleri her şeyi keşfedebilme ihtimali onları büyüler. Sevgi işte bu şekilde bilginin motoru olur. Bu, genç yaşlarda kaçınılmaz olarak gelişen bir idealleştirmeyle kendi kendini destekleyen bir harekettir.

“Bir tane mumu kullanarak yüzlerce mum yakılabilir ve bu o mumun ömrünü kısaltmaz. Mutluluk da hiçbir zaman paylaşmakla azalmaz.”

– Buddha

mutluluğun anahtarı
Mutluluk

Mutluluk ve “sahip olma ihtiyacı”

En sık görülen motivasyonlardan biri “sahip olma ihtiyacı”dır. Şu an devamlı olarak tüketim çılgınlığına doğru giden bir toplumda yaşıyoruz. Tüketimcilik, hayat kalitemizi sürdürmemiz ve hatta artırmamız için hep daha da fazla şeye sahip olmamız gerektiğini söyleyerek bizi hep daha fazla tüketmeye teşvik eder.

Her model dönem dönem yenilenir ve geçmiş artık eskimeye bırakılır. Önceden sokaklarda gördüğümüz bir şey olmaktan çıkıp, insanların yanından geçerken göz atabileceği bir müze parçası haline gelir; bu insanlar devamlı hareketin varlığına adeta bir kanıt niteliğindedir.

Para bu ihtiyacımızdan faydalanır ve bizi baştan çıkarır. Onurumuzu, bedenimizi ya da özverili tarafımızı ayartır. İşte birçoğunun uğruna ruhunu şeytana sattığı para, bu şekilde pek bir kimsenin karşı koyamayacağı bir çekim gücü yaratır.

Diğer insanlar nereye giderse biz de oraya gideriz, fakat insanlar da paranın götürdüğü yere gider. Para, birinin yaptığı bir eylemi haklı çıkarmasına fırsat vererek diğerlerinin de onu takip etmesinin yolunu açar.

Politika ve spor alanlarıyla ilgilenen birçok kişinin, başkalarının önüne geçmek adına gücünü ya da bedenini kötüye kullanmasının altında yatan motivasyon da paradır. Aynı şekilde Nazi Almanya’sının büyük çoğunluğunu bir katilin heveslerine alet olmaya iten de. Eğer herkes bir yere gidiyorsa, o zaman mutluluğa giden yol bu olmalıdır. Eğer bu doğruysa onları neden takip etmeyelim ki?

Mutluluk ve haz

Mutluluk söz konusu olduğunda aynı zamanda tatminsizliğe de yol açan bir diğer “motor” ise hazdırTatminliğe ulaşma arzusu bizi savunmasız bırakır. Bizi kalıcı şeyler yerine geçici şeyler istemeye iter. Devamlılığı olan hakiki bir mutluluk yerine kısa süreli hazlar aramamıza sebep olur. Haz bu şekilde hassas yönlerimizi baştan çıkarır – bugünün tadını çıkar çünkü yarının olmayabilir.

Ancak bize sürekli gönderilen bu mesaja kim karşı gelebilir? Gazetelerin sayfalarca talihsizliklerle dolu olduğunu gördükçe ümit etmek için kaç tane sebep bulabiliriz ki? Bir şekilde aksiyonun gerçekleştiği yerin frekansına uyduğumuzu düşünürüz.

İlerlemeye devam edin

Bu şekilde öyle bir noktaya geliriz ki haz alma isteğimizi tatmin ettiğimiz sürece ölsek bile umrumuzda olmayacaktır. Fakat bir dakika, bu fikir fablın ve karıncanın tavrına tamamen karşı gelmiyor mu? Yani ne olur ne olmaz diye biriktirme fikrine. İşte kişiyi bölerek ayıran duygusal dengesizlik dediğimiz bu anarşik davranış da böyle bir çelişkiden çıkar. Kişi devam etmeye çabalarken var olma nedenini ve saf sağduyusunu unutur. Sorumluluk ile keyif alma arasında bir seçim yapamadığınızda yaşadığınız şey de işte budur.

kadın ve gökyüzünde deniz anaları
Her şey karmaşık bir hale gelmeye başladığı zamanlarda devam edebilmek için sebepler bulmamızı sağlayan sağduyumuzu unuturuz. Para ile pek bir ilgisi olmayan fakat kendi hakiki değerimizle ve etrafımızdakilerin de değeriyle çokça ilgisi olan sebepler. Haydi Viktor Frankl’ın da meşhur çalışmalarında anlattığı, doğru olup olmadığı fark etmeksizin, birçok insanın toplama kamplarının korkunç koşullarına dayanarak hayatta kalabilmesini sağlayan bu sağduyu kavramı üzerinde iyice düşünmeyi unutmayalım. Bu insanlar sağduyuya sahip olmasaydı büyük ihtimalle hayattan vazgeçerlerdi. 

Bir erdem olarak mutluluk

Mutluluğun daha cazip gelen bir yorumlaması da erdemlilikle ilgilidir. Bu bakış açısına göre sürücü koltuğunda tamamen biz oturuyoruz ve kendi amaçlarımız hakkında düşünmemiz gerekiyor. Bu teşekkür etmek, affetmek ya da sevmek gibi erdemleri düşündüren bir mutluluk anlayışı. Bütün bunlar tamamen kendi varlığımıza ait olan geçmişi, şimdiyi ve geleceği kucaklamamızı sağlayan eylemlerdir. Bize kendi kişisel hikayemiz için iyi bir son vadeden, şu anın bir parçası olma ihtimali ile gelecek için de umut veren eylemlerdir.

Bu yolda aynı zamanda bilme isteği de var. Başkalarını tanıma fakat aynı zamanda da kendimizi tanıma arzusundan bahsediyoruz. İkincisi de ilki gibi hiçbir zaman bitmeyecek bir yolculuktur, fakat bir sakinlik ve güven hissi verir. Eğer hayatta bu yoldan yürürsek, birçok soruyla karşılaşır ve arada sırada birkaç cevap da bulabiliriz. Mutluluk gölgemiz gibi bizi hep izler. Bu, sahip olma ile var olma arasındaki farkı bize gösteren bir gölgedir.

Mutluluk arayışı aslında sonu olmayan bir limit haline gelir. Mutluluk bir harekettir ama sınırı olmayan bir yanı da vardır. Öyleyse haydi gelin, mutluluğun o geniş odalarından nasıl geçeceğimizi öğrenelim.