Kavga Etmeden Nasıl Tartışılır?

Eylül 6, 2017

Kavga etmeden tartışmak mümkün mü? Bu durum, bazı insanlar için imkansızken, aksini de hayata geçirmek mümkündür. Her ne kadar, tartıştığınız kişi, beraber yaşadığınız biri olsa da ve mevzu bahis sorun üzerinde kırıp dökmeden, kavga etmeden tartışabilmek zor gibi gözükse de, konu her ne olursa olsun, bu yaklaşım tarzını benimsemek, hem imkan dahilindedir hem de sizin olduğu kadar, sevdiğiniz insanın sağlığı açısından da yararlıdır.

Çiftler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek önem arz eder ve eğer sonuç da olumlu olursa, ilişki, içine düştüğü ilk durumdan daha da güçlü olarak çıkar. Bununla birlikte, birçok insan, kendi görüşlerinden farklı olan görüşleri makul bir şekilde, kızıp bağırmadan nasıl dinleyip, anlayacağını bilmiyor. Bu gibi zamanlarda, bireyin kendi kusurlarını ve sınırlarını görememesi, tartışmayı içinden çıkılmaz bir hale sokar.

“Öfkeyle yaşamak, bir başkasına fırlatmak için, elinize yanmakta olan bir kömür parçası almaya benzer; ama bu işin sonunda yanıp bitecek olan yine sizsiniz.”

– Buddha

Tartışmak haklı çıkmak için kavga etmek demek değildir

İnsanların, tartıştıkları mevzuyu bir kavga haline dönüştürmelerindeki başlıca sorunlardan biri, o tartışmayı sanki bir yarışma gibi görmeleridir. Yani bu işin sonunda, bir kazanan ve kaybeden olmalıdır. Birçok kişi, tartıştıkları konuyu son derece kişisel algılayıp, sanki haklı olamazlarsa, dünyanın sonu gelmiş gibi gibi hissederler.

Tartışmalar, rekabet etme durumunu çok aşırı seviyelere çeken bir durum haline getirmiştir. Birçok kişi, yalnızca kazanmak, hakim olmak, güçlü hissetmek, haklı çıkmak uğruna şiddetli tartışmalara sebebiyet veriyor.

İşte bu nedenle, tartışmalarınıza sağlıklı bir pencereden yaklaşmanız önemlidir. Sizi öfkelendiren durumlara rağmen, insanlar, kendilerini başkalarına kabul ettirmeye çalışmadan, uyumlu bir şekilde iletişim kurabilme yetisi gösterip, karşısındaki insanın ihtiyaçlarını ifade ederken iyi birer dinleyici olma yeteneğine sahiptir.

“Bir anlaşmazlık durumunda, karşımızdaki insandan nefret etmeye başladığımız an, doğru olana ulaşmayı bırakıp, kendimiz ile kavga eder hale geliriz.”

– Buddha

Medeni bir şekilde tartışmak için öneriler

“Eğer biri istemiyorsa, iki kişinin kavga etmesi imkansızdır” sözünü duymuşsunuzdur. Ancak bu durum bir saçmalık haline de dönüşebilir. Birçok insan, sakin kalabilen az sayıdaki kişinin bu tutumundan yararlanmaya kalkabilir, mesela. Her koşulda, herhangi bir tartışma, içinde bulunulan anlaşmazlığı çözmeye veya fikir birliği ile bir takım anlaşma yoluna gidilmesine odaklanmalıdır. Geriye kalan her türlü yaklaşım, zaman ve enerji kaybı olurdu.

Ancak, bu odaklanma işini nasıl yapabiliriz? Aşağıda, şiddetli tartışmaları, yapıcı, çözüm odaklı diyaloglara dönüştürecek bazı taktikleri sizler ile paylaşıyoruz. Bu taktikleri uygulamak için, sabırlı ve kendinize hakim bir yapı içerisinde olmalısınız. Ve hiç kimse de kolay olacağını söylemiyor.

  • Tartışmaya başlamadan önce bir düşünün. Gerçekten bir çözüm veya bir orta yol mu arıyorsunuz yoksa arzuladığınız şey başkasına zarar vermek veya kendinizi güçlü hissetmek mi? Önce bu sorulara bir cevap verin.
  • Tartışmadan önce bir plan yapın. Tartışmak için her zaman uygun bir vakit olmayabilir. Hem sizin hem de karşınızdaki insan için doğru anı bekleyip, her ikinizin de düşüncelerini bir araya getirdiği bir zamanı tercih etmeniz daha yararlı olur.
  • Niyetinizi açıkça ve doğrudan ifade edin. Lafı gevelemeyin, karşınızdaki insanı suçlamayın. Gerçekler değil, çözüm üzerinde durun.
  • Karşınızdaki insandan ne beklediğinizi belirtin. Önerdiğiniz değişikliği ve diğer kişinin nasıl davranmasını beklediğinizi söyleyin.

Kendinizi şiddetli bir tartışma içinde bulursanız ne yapacaksınız?

Bir önceki tavsiyemiz, tartışmayı başlatacak kişi siz olduğunuz zaman geçerlidir. Ancak, birisi, birdenbire sizinle şiddetli bir tartışmaya giriştiğiniz zaman ne yapacaksınız? Bu gibi durumlarda, kendimizi, karşımızdaki insanda gördüğümüz şiddetin aynısı ile cevap verirken bulup, daha sonradan pişman olduğumuz birçok laflar ederiz. İşin kötü tarafı, biz o noktaya nasıl geldiğimizi bile bilemeyebiliriz.

Hiç şüphe yok ki, size yöneltilen suçlamaların akabinde ya da bağırılıp, çağrılıp kışkırtıldığınızda, sakin kalmak ve diplomatik bir dil ile cevap vermek son derece zor bir yetidir. Eğer bu ilk engelin üstesinden gelemezseniz, endişe edilecek bir durum yok. Bu durumu düzeltmenin bir yolu hala var.

  • Konuşmayın ve derin bir nefes alın. İçinde bulunduğunuz durumu kavrayabilmek için biraz zamana oynayın, iyice bir enine boyuna düşünün ve ona göre cevap verin.
  • Karşınızdaki insana ne olduğunu ve ne istediklerini sakin bir şekilde sorun. Bağırıp, çağırmalarını sürdürmelerine izin vermeyin. Kendilerini sakin bir şekilde açıklamalarını sağlayın.

  • Sözünü kesmeden karşınızdaki insanı dinleyin. Onların bakış açısını anlamaya çalışın. Bunu yapmak için, her şeyi bilmeniz gerekir. Söyleyeceklerini söyledikleri zaman, hangi konular hakkında şüphe duyduklarını sorun.
  • Ne istediklerini ve sizden ne beklediklerini sorun (ve bunu nasıl yapacağınızı da).

Peki ya karşınızdaki insan size bağırmaya ve kışkırtmaya devam ederse?

O zaman bu durumu, en çok bağırıp çağıranın değil de, en çok sakin kalanın kazanacağı bir oyun olarak görün. Çünkü bu gibi koşullar altında, hiçbir yere varamayacaksınız. Ve eğer karşınızdaki kişinin aradığı şey savaşsa, sizin sakin yapınızı bozamadıkları ve sizi oyuna getiremedikleri için, kendi kendilerini yiyip bitirdikleri bir savaştan daha fazlasını bulamayacakları bir duruma düşeceklerdir.

Yapılması gereken en iyi şey, tartışmayı mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırmaktır. Karşınızdaki kişiye, sakin oldukları zaman tekrar konuşmak istediğinizi söyleyin. Tabi ki de size saygılı bir şekilde davranılmasını isteyeceksiniz. Bu şekilde, kendinize de saygı duymuş oluyorsunuz. Kendinize saygı duymak, kibirli olmak anlamına gelmez, bireyin kendisine bakış açısı ile ilgili bir durumdur. Eğer kendinize saygı duymazsanız, kimseden size böyle davranmasını isteyemezsiniz.

“Öfke, beyni ele geçiren çok yoğun bir duygudur. Kendimizi öfkenin kontrolüne bırakırsak, hafızamızın kontrolünü de kaybederiz. Hatta bu kayıp o kadar derin olur ki, kendimizi ne zaman kaybettiğimizi bile unuturuz.”

– Daniel Goleman