İnsan Şiddeti: Neden Ortadan Kaldıramıyoruz?

11 Ocak, 2020
Şiddet Dürtüsü doğuştan gelen bir dürtüdür ve genel olarak herhangi bir topluluk ve toplum için büyük bir tehdittir. Şiddet ve kötülüğün kökeni ile ilgili pek çok teori arasında bazıları öne çıkıyor. Bu yazımızda keşfedin!

İnsan haklarının temel işlevi, doğamız gereği sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz devredilemez, temel haklarımızı korumaktır. Yaşamımıza, özgürlük ve mutluluk arayışımıza saygıyı garanti etmek. Bununla birlikte, bu haklar savaş zamanlarında veya insan şiddetinin öne çıktığı diğer durumlarda çok az önemsenir. Bu gibi durumlarda birinin güvende kalması, yaralanmaması, başkaları tarafından zarar görmemesi veya istismar edilmemesi zordur.

Hegel’in “Tarih Teorisi”, antitezi olan tarihi olaylar ile bir araya geldiğinde bugün temelde sentez dediğimiz şeye çözümlenir. Sentez karşıt görüşlerin dengesidir. Ancak, Hegel’in hem “Tarih Teorisi” hem de “Efendi-Köle Diyalektiği” eserlerinde çok iyimser olduğu görülüyor.

Geçmiş ve şimdiki olayları görebildiğimiz ve deneyime dayalı olarak geleceği tahmin edebildiğimiz mevcut prizmadan baktığımızda, tarihin kötü yönde ilerlediğini söylemek çok da çılgınca değil.

Genesis kitabında bile, İbrahimî dinlerin tanrısının, insanları dünyevi cennetlerinden kovarken şiddete başvurduğunu görebiliriz. Sadece yasak bilgiyi tatmaya cür’et ettikleri için. Onlara göre, sadece Tanrı mutlak bilgiye sahip olabilir. Üstelik Havva, Bilgelik Ağacından bir elma yiyerek kibirli bir şekilde günah işlemiştir. Bundan sonra, Kabil ve Abil kardeşlerin eylemleri acı ve şiddet getirerek tüm trajedilerin gizemini açığa vurur: Sahip olma ve iktidar arzusu. Kabil “sahip olmayı” ve Abil “masumiyeti” temsil eder.

Egemenlik Ruhu ve Ölüm Arzusu

İnsan şiddetinin en erken örneği Abil'in Kabil tarafından öldürülmesidir.

Sahip olma arzusunun aslında egemenlik arzusunun dışa vurumu olduğunu söylediğimizde yanılmış sayılmayız. Birisi istediği şeye sahip olmadığında, onu başka yerde araması gerekir. Aradığını bulduğunda ise hemen başka bir şeye daha sahip olmak isteyecektir. Ayrıca, sahip olmak için yakalamak değil, elde tutmaya devam etmek gerekir.

Bizi şiddete sürükleyen ve öldürmeye teşvik eden şey tam da bu güce sahip olma çabasıdır. Bu yüzden Freud onu bir “ölüm arzusu” olarak kavramsallaştırdı. Sahip olma, başkalarının sahip olduklarına da sahip olmak için hükmetme arzusundan başka bir şey değildir. Arzu nesnesinin hamili, hükmedene istediklerini vermeyi reddederse, o zaman bir şiddet eyleminde ölecektir.

Ya da Nietzsche’nin dediği gibi “Yaşamın olduğu yerde iktidarda irade vardır. Ve en güçlü canlılar bile daha fazla güç için hayatlarını riske atacaktır. Bu, iktidar arzusunun hayatta kalma arzusundan daha güçlü olduğunu gösteriyor.” Yani, sahip olduklarınızı korumak için genişlemelisiniz.

Vahşi Bir Dünyada Kim Kazanır

Adolf Hitler’e göre yalnızca Almanya, kültürü ve gücü temsil ediyordu. Ülkesinin hükmedecek gücü vardı ve başka efendisi yoktu. Ne de olsa, Almanya’nın elinde olan şey başka hiçbir ülkede yoktu. İmparatorluk kurmak için genişleme ve öldürme ihtiyacı işte bu fikirden doğdu.

Daha önce söylediğimiz gibi, gerçekten bir şey istediğinizde, sahip olmak için ona sahip olana hâkim olmalısınız. Bu durumda ve Hegel’in zaten ortaya koyduğu gibi, ölme korkusu daha az olan kazanır.

Üstatlık arzusu ruhsaldır ve bu nedenle de motive edicidir. Bununla birlikte, ölme korkusu tenseldir ve insanları basit memeli hayvanlara dönüştürür. Savaşmaya devam edenler, düşünen insanlar olarak durumlarını korurlar.

Dünya efendilere ait. Dünyayı fethetmek için gereken savaş ve medya gücüne sahipler. Ayrıca, dünyaya da sahip olabilirler, çünkü insanlar onlardan korkuyorlar. Ve korkan insanlar isyan etmeye çalışmazlar.

“Ancak gençliğe sahip olan geleceği kazanır.”

– Adolf Hitler

İnsan Şiddeti ve Güç Arayışı

İnsan şiddeti en çok efendi-köle ilişkilerinde ortaya çıkar ve başkalarını incitmekten ya da ölümden korkmayan kazanacaktır.

Nietzsche’ye göre, insanlarda iktidara gelme isteği vardır ve bu istek olumlu ve hayatidir. İktidar arzusu insanı iş dünyasına değil hayat dünyasına atar. İktidara yönelik istek vardır, çünkü bu sürekli bir evrimdir. Kendimizi seviyoruz ve sadece sahip olduklarımızı korumak istemiyoruz, aynı zamanda daha fazlasını elde etmek için mücadele ediyoruz.

Bütün olay da tam zaten sahip olduklarınız ve sahip olmayı istedikleriniz arasındaki çatışmada. Ölmekten korktuğu için boyun eğen ve tam da bu şekilde bastırılarak bir hiçe indirgenen köle ile efendisi arasında. Sadece daha az korkan, daha fazla şey isteyen ve başkalarına zarar vermekten ve istediklerini elde etmek için savaşmaktan çekinmeyenler insanlık onurlarını koruyacaklardır.

Bu insan şiddeti teorisi, şiddetin hep var olmuş olduğunu ve sonsuza dek var olacağını ortaya koymaktadır. İnsanlara özgüdür ve neyse ki ya da maalesef doğamızın bir parçasıdır.

  • De Zan, J. 2009: La Filosofía social y política de Hegel. Buenos Aires: Ediciones del Signo.