Femme Fatale Efsanesi

14 Şubat, 2017

Sözde “öldürücü kadın”, bir tür “erkek tüketicisidir”. Hem büyüleyici hem de korkunç bir kadındır.

Antik Yunan’dan beri buna benzer karakterlerin hikayeleri söylenegelmiş olsa da bu efsane, bilhassa 19. yüzyılın sonlarına doğru sağlam bir yer edinmiştir.

“Öldürücü kadının” ortaya çıkması, feminist hareketle kesişti. Fakat zamanla, bu efsane gelişti. Günümüzde ise femme fatale efsanesi, bir tür reklam prototipi halini aldı.

Bu kadını karakterize eden şey, hem esrarengiz hem de korkutucu ama kesinlikle çekici olan bir güzelliktir. Yalnızca baştan çıkarmakla kalmaz, hipnotize de eder. Erkekleri, ayaklarına kapandırır. Ama tek amacı onları yok etmektir.

Bu efsane, psikoanalizde “histerik kompleks” denen duruma denk gelmektedir. Bu deyim, histerik veya histrionik davranışlar gösteren kişileri tanımlar.

“Benim için aşk; çaba, büyük yalanlar ve suratınıza inecek birkaç tokat demektir.”

– Edith Piaf

eldiven

Femme fatale efsanesi ve cinsiyetçi klişeler

Romantizm (ve kadın özgürlüğü/feminist hareket) akımının ortaya çıkışından evvel, kadınlar kütür alanında neredeyse hiç temsil edilmiyordu. Üç temel klişe mevcuttu: eş ve anne, mistik kadın/cadı ve fahişe.

Feminist hareketiyle birlikte kadınlar bir tehdit olarak algılanmaya başlandı. Yalnızca pek çok sosyal çevrede seslerini duyurmakla kalmadılar, yepyeni bir tavrın da ulakları haline geldiler.

Bu sosyal evrim ve devrim süreci sonucunda “femme fatale” efsanesi ortaya çıktı. Önce edebiyatta karşılaştık bu efsaneyle. Zamanın birçok romanı, kadınların genelde tehlikeyi de içinde barındıran bu yeni yönüne odaklandı.

1940’lı yıllarda “femme fatale” karakteri ekrana yansımaya ve filmlerde karşımıza çıkmaya başladı. İnanılmaz divaların dönemiydi bu ve bu kadınlara “dişi vampirler” denirdi.

Bu güzel kadınların vampirlerle kıyaslanması, canavarımsı bir şeyin ulakları olarak algılandıklarının açık kanıtıdır.  Erkeklerden hayatı çekip çıkarma ve onları kendi yok oluşlarına sürükleme imkanına sahipti bu kadınlar.

Bu dönem süresince “öldürücü kadın” yalnızca bir kişiden ibaret değildi, psikolojik bazı özellikleri de içermekteydi. Femme fatale; soğukkanlı, içten hesaplı ve esasen duyarsız bir kadındı. En büyük gücü, kendisi aşık olmadan erkekleri kendine aşık edebilmesiydi. Daha pratik çıkarları vardı: para ve güç.

Femme fatale esasen klasik “Don Juan”ın kadın versiyonuydu.

Baştan çıkarıcı kadından “top model”e

Yirminci yüzyılın ikinci yarısı boyunca ve yirmi birinci yüzyıla dek, tipik femme fatale imajı filmlerde, reklamlarda ve hatta edebiyatta yerini aldı. Gerçekte ise bu efsane klişeye dönüştü.

“İnanılmaz derecede çekici” kadın artık “top model” figüründe vücut bulmaktadır. Reklamlarda kullanılan kadın imajlarının büyük bölümünde kadınlığın bu yönüne yer verilmektedir: sapkın ve kötü kadın ama karşı konulmaz cazibe.

Ayrıca bu kadın imajı ne kadar çok ortaya çıkarsa, o kadar erkeksi hale gelmektedir. Kadın savaşçı, çekici kadının bir prototipi olarak sunulmuştur. Savaşçı değerlerini tamamen paylaşan modern Amazon kadınıdır.

Bu kadın karakteri, aşırı derecede cinselleştirilmiştir, kararlıdır ve meydan okuyucudur. Sanki sürekli olarak erkek dünyasına özgü bir şeyi fethetmenin peşinde gibi temsil edilir. Bugünün femme fatale kadını ise önemli bir yönetici, suikastçı, politikacı, asker veya atlet olarak karşımıza çıkar.

yerli

Bu “öldürücü kadın” erkeklerle aynı düzeyde mücadele eder. Ne var ki James Bond filmlerinde karşımıza çıkan klasik femme fatale, çekici vücudu ve baştan çıkarma becerisini kendi avantajına olacak şekilde kullanarak zor durumlarda istediğini elde eder.

Femme fatale efsanesi, artık geçmişteki kadınların “esrarlı güzelliğine” sahip değildir. Günümüzde klişe çok daha katıdır. Vücudu mükemmel ve kaslı olmalı, “Avrupai” özeliklere sahip olmalıdır (cilt rengi fark etmez), dolgun dudaklı olmalıdır vs.

Modern femme fatale yalnızca erkekler için bir arzu objesi değildir, kadınlar için de ideal model olma iddiasındadır.

Dolayısıyla, femme fatale kadın, dominant bir figür olarak gösterilir; korkutucu, bağımsız ve elbette güzel ve dayanılmaz bir kişilik sahibidir. Filmlerde de durum budur. Kadın, yıllarca bir ormanda yaşamış ve ayakta kalmak için mücadele etmiştir. Ayrıca bir asidir, neredeyse her durumda son moda trendlerini gösterir.

Günümüzde femme fatale, bütün çağlardaki erkeklerle aynı sorunu yaşamaktadır: kırılganlık gösterme talebi. Bunu yapamadıkları için duyarlılığın ne kadar tatlı olabileceğini yaşayamamaktadırlar.

Resimler, Antonio Marin Segovia