Eşit Bir Gelecek İçin Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları

23 Nisan, 2020
Kız çocuklarına büyüyünce ne olmak istiyorlarsa bunu başarabilecekleri konusunda gereken eğitimi vermemiz gerekiyor. Bilim kadınları uzayın derinliklerini inceleyebilir, hastalıklar için aşılar bulabilir ve gelişim ve eşitliğin hepimizi tanımladığı bir geleceğin önemli birer parçası olabilirler.

Bazen hataları görmek için geriye dönüp bakmak ve daha iyi bir gelecek tasarlamak gerekir. Daha büyük bir potansiyeli bulunan, daha sağlıklı ve gelişime daha açık bir gelecek inşa etmek için halen tam olarak gereken seviyeye ulaşmamış önemli bir eksiğimiz bulunuyor: kadınların ve kız çocuklarının bilim alanında daha fazla yer almaları. Kısa bir süre öncesine kadar bu alan tamamen erkeklerin domine ettiği bir alandı. Ancak günümüzde bilimde kadınlar ve kız çocukları daha fazla yer alıyor. Yani gerçek anlamda bir eşitliğe ulaşmak için ufak adımlar atmaya başlamış durumdayız.

Bugün herhangi bir çocuktan bilimsel bir alanda çalışan bir kişinin resmini çizmesini istesek, bu çocukların neredeyse tamamı benzer bir resimle karşımıza çıkacaktır. Beyaz bir önlük giymiş ve Geleceğe Dönüş adlı filmdeki “Doktor” karakterine çok benzeyen yaşlıca bir adam. Buna benzer şekilde, kendini bilime adamış bir kadın ismi sorsak, Marie Curie dışında başka bir kadının adını söyleyebilecek çok az kişiye rastlarız.

Rita Levi-Montalcini, Lise Meintner, Sophie Germain ya da Marie Anne Pierrette-Paulze gibi figürler, çoğunluk tarafından isimleri hatırlanmayan bilim kadınları arasında bulunmaktadır. Belki de bunun en büyük nedeni, Isaac Newton, Benjamin Franklin, Nicola Tesla ya da Louis Pasteur gibi isimlerin bilim dünyasının podyumunu neredeyse tamamen kaplamalarından kaynaklanmaktadır. Elbette birer erkek olarak bu bilim insanları daha fazla fırsat, pozisyon ve prestij elde etme şansında sahip olmuşlardır.

Peki tüm bu veriler, tarih boyunca kendini bilime adamış kadınların çok daha az sayıda olduğuna mı işaret ediyor? Kesinlikle evet. Bu noktada karşımıza çıkan en büyük sorun, her ne kadar kadınlar bilim alanında yer almış olsalar da her zaman erkeklerin gölgesinde kalmışlardır. Bunun en önemli örneklerinden biri hiç şüphesiz Albert Einstein’ın ilk karısı Mileva Einstein’dır.

Bayan Einstein’ı pek çok kişi sıradışı zekası nedeniyle yaşlı cadı olarak tanımlamıştır.  Biyografi yazarlarının da belirttiği gibi, Einstein tarafından formüle edilen ve Nobel ödülü almasını sağlayan meşhur izafiyet teorisini geliştirme aşamasında Mileva Einstein çok önemli bir rol almıştır.

Astronot kız

Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları: Kapanmamış Bir Hesap

Her yıl 11 Şubat, Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından başlatılan inisiyatifin en önemli hedeflerinden biri, önümüzdeki 15 yıl içinde bilim alanındaki cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi olarak belirlenmiştir.

Bilim, teknoloji, mühendislik, matematik… Bu alanlarda uzmanlaşan kadın sayısı kısa bir süre içinde artmaya başlamış durumda. Aynı şekilde bu durumun oldukça memnuniyet verici olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Ancak yine de bu konuda tam anlamıyla eşitliğin sağlandığı bir gelecek için kritik bazı noktalar bulunuyor. Şimdi bu konuları detaylı olarak analiz edelim.

Cinsiyet Önyargıları

UNESCO tarafından yayımlanan çeşitli raporlara göre, bilimsel araştırmaların %30’dan daha az orandaki bir bölümü kadınlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Aynı şekilde Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) gibi alanlarda öğrenim gören kız öğrenci sayısı sadece % 3 oranında bulunmaktadır. Diğer taraftan, doğa bilimleri, istatistik, matematik ya da mühendislik gibi diğer bazı bilimsel alanlarda ise bu oran % 8’in hemen üzerinde seyretmektedir.

Peki bu rakamlar kadınların bu bilim dallarına kendilerini adamaları için yeterli kapasiteye sahip olmadıkları anlamına mı geliyor? Elbette ki hayır. Ancak bu noktada önemli bir problemle karşı karşıya kalıyoruz. Bilimsel alanda kadınlara ve kız çocuklarına gerçek anlamda katılımcı fırsatlar sunmak için öncelikle cinsiyet önyargılarını kırmak gerekiyor. Günümüzde daha 6 – 7 yaşındaki çocuklar hangi işlerin “erkek çocuklar”, hangi işlerin ise “kız çocuklar” için daha uygun olduğuna ilişkin bilinçsizce içselleştirilmiş duygular ve önyargılar taşıyorlar.

Ufaklıklar uzay mühendislerini, matematikçileri ve hatta üniversite profesörlerini bile erkek figürler olarak kafalarında canlandırıyorlar. Bu önyargı ile oluşmuş düşüncelerin daha çok erken yaşlardan itibaren düzeltilmesi ve eşitliğe yönelik fırsatlarının artırılması gerekiyor. Kız çocuklarının bilimsel konulara ilgilerinin artması ve bu alanlarda daha meraklı bir biçimde kendilerine yer arayışı içinde olmaları yakın bir gelecekte daha net bir biçimde göreceğimiz köklü bir değişimi de beraberinde getiriyor.

Bilim kadını laboratuvarda

Kadınlar Neden Bilimsel Alanlarda Daha Fazla Yer Alamıyor?

Günümüzde tartışmaya açık olmayan bir gerçekle karşı karşıyayız. Profesyonel gelişim ölçeğinde ne kadar ileriye gidersek, karar verme, daha fazla sorumluluk alma ve kritik yönetim pozisyonlarında daha az sayıda kadının bulunduğunu görüyoruz. Peki bu neden kaynaklanıyor? Genel olarak bakıldığında eşitlik politikalarının büyük oranda başarısız olduklarına şahit oluyoruz. Genellikle erkek bilim insanlarının büyük oranda daha başarılı olduklarına dair bir inanç bulunuyor. Buna ek olarak diğer bir endişe verici faktörün de bulunduğunun söylemden geçmemek gerekiyor.

Annelik ile profesyonel kariyeri bir arada götürmek kadın bilim insanları açısından en büyük zorluklardan biri durumunda. Bu sorun nedeniyle kadınların sıklıkla daha büyük sorumluluklar gerektiren pozisyonlara başvuramadıklarını görüyoruz.

Diğer taraftan, başka bir konunun daha altını çizmemiz gerekiyor: Tarihçi Margaret W. Rossiter tarafından keşfedilen ve oldukça iyi bilinen “Matilda etkisi”. Rossiter’e göre çok sık bir biçimde karşılaştığımız durumlardan biri de, kadınların yaptıkları işlerin küçümsenmesi sorunu. Yani onların ortaya koydukları işler yerine erkekler tarafından yapılan işleri daha üstün tutma eğiliminin yaygın bir biçimde bulunması.

Bir kadın tarafından gerçekleştirilen herhangi bir ilerleme ya da buluş bir şekilde gölgeleniyor. Bundan da kötüsü bu başarılar, bir başka erkek figüre aktarılıyor ve aslında kadın figürün hakkı erkek başka bir figüre verilmiş oluyor. Bu yüzden kadın bilim insanı hak ettiği pozisyondan uzaklaştırılıyorlar. Araştırmaları için herhangi bir kaynak bulamıyor, çalışmalarını herhangi bir yerde yayımlayamıyor ve hak ettiği terfileri de alamıyorlar.

Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları: Umut Dolu Bir Gelecek

Kız çocuklarımıza büyüyünce ne olmak istiyorlarsa olabileceklerini öğretelim. Uzayın içindeki sonsuz dünyaları, genetiğin en küçük evrenini, mühendisliğin inanılmaz boyutlarını ve tüm bunların gelişim ve gelecek için sunduğu tüm fırsatları onlar için açalım. Bilim dünyasında kadınlar ve kız çocukları için tüm olanakların gerçek anlamda açık olmasını sağlamak için temelde iki faktöre ihtiyacımız olacak. Eğitim ve fırsatlar.

Her bir erkek ve kız çocuğu, durumları ne olursa olsun, hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, en fazla ilgilerini çeken konularda eğitim görme şansına sahip olmalıdırlar. Çünkü gelişimi yaratan tutkudur. Herhangi bir alanda yapılan işin tekrar topluma faydalı bir biçimde dönmesi ve ilerleme sağlaması gerçek anlamda ilgi duymakla yakından alakalı bir konudur. Eğer eşit şartlarda eğitim sunar ve ihtiyaç duyulan araçları gerçekten kullanıma açarsak, herkes hiçbir önyargı ve engel olmadan tam olarak gelişme şansına sahip olacaktır. Bunun sonucunda da her birimizin kazançlı çıkacağı açık bir gerçek.