Emily Dickinson ve İçindeki Şeytanlar

Ekim 13, 2019
Emily Dickinson hayatının son yirmi yılını odasında kilitli bir şekilde geçirdi. Hep beyaz giydi, migreni vardı ve vanilya kokulu beyaz bir tabutta gömülmeyi istedi.

“Perili olmak için köşk olmaya ihtiyaç yoktur,” demiştir Emily Dickinson. Psikolojik açıdan bakılırsa, şiir dünyasında Emily Dickinson kadar gizemli olan çok az figür vardır. Birçok uzmana göre, “bir Cenaze hissettim Beynimde” gibi eserleri bize neden bütün gün odasının içinde kalmaya karar verip kendini dünyadan ve toplumdan izole ettiğine dair fikirler verebilir.

Bu Amerikan şairin yaşamış olması olası ruhsal bozukluklar ile ilgili çok fazla spekülasyon vardır. Kendi seçimi ile girdiği inziva 1864’te, kendisi yaklaşık 30 yaşındayken başlamış ve 55 yaşında, ölümüyle sona ermiştir. İnzivası sırasında beyaz giymeyi ve odasının sınırlarının dışına asla çıkmamayı tercih etmiştir.

Ancak, bu soyutlanma onun kendisini tamamen edebiyata vermesine olanak sağlamıştır. Şüphesiz, bu yalnızlık ona artistik yaratımları için yeterli ilhamı vermiştir. Ancak, yavaş yavaş, bir pencere arkasındaki bir hayalete dönüşmüştür. Kendi evinin salonunda düzenlenmesine rağmen babasının cenazesine bile katılamamıştır.

2003’te, Teksas A&M Üniversitesinden Dr. David F. Maas “Edebiyatta Kendini Yansıtma Üzerine Düşünceler” adlı ilginç bir çalışma yayınlamıştır. Bu çalışmada Maas, Dickinson’ın duygusal durumunun bir analizini yapmıştır.

O zamandan beri farklı çalışmalar da yapılmıştır. Bu çalışmalar sayesinde, Emily Dickinson’ın hayatını ele geçiren içindeki şeytanlarla ilgili kabaca bir fikir edinebilirsiniz. İlginçtir ki, bu şeytanlar ona inkar edilemez bir yaratıcı dürtü veren şeytanlarla aynıdır.

“Bir Cenaze hissettim, Beynimde,
Ve Yas Tutanlar aşağı yukarı
Yürüdüler – yürüdüler – ta ki
O Anlam yolunu bulup ortaya çıkana kadar –

Ve hepsi oturduklarında,
Bir Tören, bir Davul gibi –
Çaldı – çaldı – ta ki ben
Beynimin uyuştuğunu düşünene kadar […]”

– Emily Dickinson

Emily Dickinson'ın gençliğinden bir portre.

Emily Dickinson ve içindeki davullar

Şairler her zaman olağanüstü bir kendi karmaşık zihinlerinin içine çekilme yeteneğine sahip olmuşlardır. Örneğin, Edgar Allen Poe, “Tek Başına” adlı şiirinde şöyle yazmıştır: “Çocukluktan bu yana olmadım. Diğerlerinin olduğu gibi—görmedim. Diğerlerinin gördüğü gibi—getiremedim. Tutkularımı diğerleriyle aynı kaynaktan.”

Bir sebepten, bu şairlerin çoğu hem olağan dışı derecede parlak, hem de akıl hastalarıydı. Ve her zaman kendi özgün durumlarının farkındaydılar. Emily Dickinson “Bir Cenaze hissettim, Beynimde” şiirinde kendi deliliğinin onun en kutsal sezgisi olduğunu yazmıştır. Kendi deliliği onun en derin zorlukları hissetmesine ve bunlar hakkında yazabilmesine izin vermiştir.

Migren

Emil Dickinson ile ilgili anlamanız gereken bir şey, birçok diğer insan gibi, onun da tek bir psikolojik durumdan muzdarip olmadığıydı. Migren de dahil olmak üzere birçok diğer problemi de olduğuna dair kanıt vardır.

Sosyal anksiyete ve agorafobi

Bazı Emily Dickinson uzmanlarının çalışmaları spesifik bir fikri ortaya koymaktadır. Onlara göre, Dickinson’ın kendisini dünyadan izole etme ve odasına kapanma seçimi, eserlerine daha iyi konsantre olmak için bir yoldu. Ancak, bazı diğer yönlerin de dikkate alınması gerekir:

  • Birincisi, kendisinin inzivası mutlaktı. Hiç ziyaretçi kabul etmedi, onunla aynı evde yaşayan ailesini bile görmedi. 
  • Kardeşleri ve yeğenleriyle mümkün olduğunca kapısının arkasından iletişim kurmayı tercih etti.
  • Ayrıca, arkadaşlarına mektuplar yazdı.

Modern doktorlar, ailesine Emily’nin ‘nevrasteni (sinir zafiyeti)’ adlı nadir bir hastalıktan muzdarip olduğu şeklinde bilgi verdi. Bugünlerde, çoğu psikiyatrist bu semptomların sosyal anksiyete ve şiddetli agorafobi ile ilişkili olduğunu düşünüyor.

Emily Dickinson'ın portre şeklinde çekilmiş bir fotoğrafı.

Şizotipal kişilik bozukluğu

Cindy MacKenzie, “Gökyüzünden Daha Geniş: Emily Dickinson’ın İyileştirici Gücü Üzerine Denemeler ve Meditasyonlar” adlı kitabında Dickinson’ın kendi hastalığı ile başa çıkmak için nasıl şiiri kullandığından bahseder. Dickinson her zaman kendisinde bir sorun olduğunu biliyordu. Aynı şekilde, kendi kelimeleriyle bu içindeki şeytanların, onun mantığını, duyularını ve dengesini bulanıklaştırdığını biliyordu.

John Hopkins Üniversitesinde bir doktor olan Steven Winhusen, Emily Dickinson ile ilgili ilginç bir çalışma yaptı. Ona göre, bu ünlü şairin yaşadığı hastalık şizotipal kişilik bozukluğuyduWinhusen’ın çıkardığı sonuçları destekleyebilecek; şiirlerinde bahsettiği grafik bilgiler, izolasyon ihtiyacı ve el yazısındaki bozulmalar gibi çeşitli sebepler vardır. Dickinson’ın düşünceleri, yaratıcı zekası ve şiirlerine işlemiş duygular şüphesiz ki bu teşhis ile uyum içerisindedir.

Sonuç olarak

Emily Dickinson 15 Mayıs 1886’da nefrit (böbrek yangısı) dolayısıyla öldü. İlginçtir ki, bu böbrek hastalığı Mozart’ın da hayatını sonlandıran hastalıktır. Dickinson, ardında bıraktığı yönlendirmeler doğrultusunda vanilya kokulu beyaz bir tabutta yaşadığı şehrin mezarlığına gömüldü.

İzolasyonunun sebebi hep bir gizem olarak kalacak. Bu sır onunla beraber mezara gitmiş olsa da, arkasında büyük bir miras bıraktı. Şüphesiz bir şekilde ‘içindeki şeytanlar’dan dolayı yaşadığı yoğun ıstıraba rağmen, bizlere büyük bir hediye olan eserlerini bıraktı.

  • Maas, DF (2003). Reflexiones sobre la autorreflexividad en la literatura. Et Cétera, 60 (3), 313.
  • Winhusen, S. (2004). Emily dickinson y la esquizotipia. The Emily Dickinson Journal, 13 (1), 77–96.
  • Thomas, H. H. (2008). Wider than the sky: Essays and meditations on the healing power of Emily Dickinson. The Emily Dickinson Journal, 17(2), 113–116,124.