Duygusal Yoksunluk: Ayrılığın Ardından Gelen Acı

· Şubat 27, 2018

Bir ayrılığın ardından duygusal yoksunluk yaşanır. Bu tür ilişkileri bitirmek kolay değildir. Ayrılığın getirdiği psikolojik acı da beynimiz için yıkıcı özelliktedir.

Esasen bu süreç, madde bağımlılarının yaşadığı yoksunluk sendromuna çok benzemektedir. İçinden çıkmada zorluk yaşayacağımız türden nörokimyasal bir kaostur.

Hemen hemen herkes bunun nasıl bir şey olduğunu bilir. Ergenlik dönemindeki gençler ilk ayrılıklarını yaşadıklarında uzaklığın acısını veya reddedilmenin hayal kırıklığını tecrübe ederler.

Yetişkinler de yaşar bu hisleri çünkü böyle bir olay yaşadığımızda, aşk son erdiğinde aldatıldığımızda hayat birden anlamsızmış gibi gelir. Ya da geleceği olmayan veya bize çok acı yaşatan bir ilişkiyi sonlandırmamız gerektiğinin farkına vardığımızda.

“Ne olduğumu bıraktığımda olabileceklerim oluyorum. Sahip olduklarımı bıraktığımda ihtiyacım olanı alıyorum.”

– Lao Tzu

Birini sevmeye devam ettiğimiz hâlde bırakmak, canımızı yakar. O kişinin yokluğuna alışmamız, her şeyin bittiğini kabul ederek o insan olmaksızın hayatımızı yeniden kurmaya çalışmalıyız.

Bu, çoğumuzun hazır olmadığı bir şeydir. Ama bunu başarırız. Bu başarı bize iç güç sağlar.

Ne var ki asıl sorun, sayfayı çevirmek yerine takıntılı bir döngüye girdiğimizde ortaya çıkar. Kısır bir döngüdür bu. Temasa ihtiyaç duymak, ilgi çekmek için yalvarmak, uzun zaman ağlayıp durmak: imkânsız aşk.

Bu tür bağımlılığı fark edebilirsiniz. Bu tür insanlar için duygusal yoksunluk onları tam bir savunmasızlık ve aşırı acı hâline sokan bir şeydir.

giden adama bakan kadın

Duygusal Yoksunluk ya da Elveda Diyememek

Carlos, 30 yaşında ve 7 ay önce kız arkadaşı onu terk etti. Paula ile henüz lisede, 16 yaşındayken tanışmıştı. Üniversiteye birlikte gittiler daha sonra beraber küçük bir iş yeri açtılar.

Son birkaç yıl çok zor geçti, borçlandılar, işleri iyi gitmiyordu ve Paula, başarısızlığa uğrayan projeleri nedeniyle depresyona girmişti.

Carlos, devam etmelerinde ısrarcı olmasına karşın Paula ondan ayrıldı. Onlar için neden ikinci bir şans olmadığını açıkça ve samimi bir şekilde açıkladı. İşte ilişki bu noktada bitmişti.

Ama Paula’nın açıklamalarına rağmen Carlos onunla temas geçmeye çalıştı durdu. Her gün onun sosyal medya hesaplarına bakıp onunla karşılaşmanın yollarını arıyor.

Carlos, sadece bu ilişkiyi yeniden canlandırmayı takıntı hâline getirmekle kalmadı. Bugün bile doğru düzgün çalışamıyor hiçbir şey yapmıyor bu duygu yüzünden. Yaşadığı duygusal yoksunluk öyle yoğun ki onu kendisinin bir gölgesi hâline getirdi adeta. Şefkate bağımlı hâle geldi, bir anksiyete ve depresyon döngüsüne sıkışıp kaldı. 

Şimdi bu tür kişilerle bağlantılı daha fazla özelliğe göz atalım. 

takılı kalpler

Duygusal Yoksunluğun 5 Özelliği

Genel olarak bir ilişki sona erdiğinde açık olmamız gereken bir şey vardır: Hepimiz duygusal yoksunluk yaşayabiliriz. Ama bu acının yalnızca bir parçasıdır.

Bu bizi akıllıca ve faydalı yüzleşme stratejileri kullanmaya teşvik etmesi gereken bir bölümdür. Yolumuzu düzeltip ayrılığı olgun bir şekilde aşmak için kaynaklarımızı kullanmamız gerek.

  • Ama bu psikolojik durgunluk ve sürekli acı hâli, öz güveni düşük insanlarda yaygındır. Ayrıca partnerine duygusal bakımdan aşırı bağımlı kişiler için de yaygındır.
  • İkinci olarak duygusal yoksunluğun bir diğer özelliği de kişinin, ilişkinin bittiğini kabul edememesidir. İnkârlarında çok kesindirler.
  • Endişeli ve takıntılı davranış bir diğer işarettir. “Sıfır temas” ilkesini sağlayamazlar. Eski sevgiliyi aramak ya da onunla karşılaşmak için sürekli bir bahane bulurlar.
  • Ayrıca çok önemli bir nokta da bağımlı insanların duygusal acıyla başa çıkmakta başarısız olmalarıdır. Bunu işleyecek araçlar sahip değillerdir. Kendilerini felç olmuş gibi hisseder ve acıya, daha fazla şans arayarak cevap verirler.
  • Son olarak bu kişinin sağlığını etkileyen karmaşık, yoğun ve yorucu belirtileri unutmamalıyız.Uykusuzluk, iştah eksikliği, konsantrasyon problemleri, hayata ilgisinin kaybolması depresyon…

Duygusal Yoksunlukla Nasıl Başa Çıkarız ?

Örneğimizdeki kalbi kırık adam Carlos, duygusl yoksunluğun tüm psikolojik ve davranışsal belirtilerini gösteriyor. Bu durumda özellikle ihtiyaç duyduğu şey, bir profesyonelin yardımını almak ve doğru psikolojik terapi görmektir.

Hiç kimse böyle savunmasız bir durumda yaşamak istemez. Hiç kimse varlıksal bir anlam boşluğu ve böylesi yıkıcı bir duygusal acıya sıkışıp kalacak şekilde kendini sevmekten vazgeçmemelidir.

Ayrıca ister Carlos’un olduğu yerde isterse bir ayrılığın ortasında olalım bu stratejiler üzerine düşünmek doğru olacaktır. Bunlar daima aklımızda tutmamız gereken temel şeylerdir.

  • Duygusal yoksunluk beli yoğunluk ve uzunluk sınırları içinde tamamen normaldir. Ama bunun geçeceğini düşünmemiz gerekmektedir. Bu, gelip geçici bir durumdur ve sonrasında daha dengeli, merkezi ve istikrarlı bir duruma yol verecektir.
  • Negatif duygularımızı kabul etmek zorundayız. Bu bütün o duygular için geçerli: üzüntü, yas, acı. Bunların hepsi er ya da geç aşmamız gereken duygulardır, bundan sonra ise kabul etme ve zafere yönlenmemiz gerekir.
  • Bu tür durumlarda “sıfır” temas esastır. Eski partnerimiz sosyal medya hesabımızda ya da telefon rehberimizde olmamalıdır. O kişinin hayatından bağlantımızı kesmenin ilk adımıdır bu. Böylece yanlış dinamik türlerine girmekten vazgeçeriz.
  • Yaşamımızda değişiklikler yapmak faydalıdır. Yeni arkadaşlıklar kurmak ya da yeni hobiler edinmek gibi basit bir şey bile çok yardımcı olabilir. Bu sayede “zihnimizi özgürleştirebilir” ve kendi takıntı döngümüzü kırabiliriz.

Bu süreçte ilerlerken bazı önemli noktaları unutmayalım. Öz güven ve saygımızı, haysiyetimizi, değerlerimiz ve hedeflerimizi unutmayalım. Bir ayrılığı asla dünyanın sonu gibi görmemeliyiz. 

Bunun yerine ayrılığı bir bölümün sonu ve bizim için iyi şeyler getirecek güzel bir şeyin başlangıcı olarak görelim. Kendimizin daha yeni, güçlü ve güzel bir versiyonu.

“Aşk sahiplik iddia etmez, özgürlük verir.”

– Rabindranath Tagore