Duyguların Kalp Üzerindeki Etkisi

Şubat 17, 2021
Duyguların fizyolojimiz ve özellikle kalbimiz üzerindeki etkisi, romantik edebiyatın sınırlarını aşıp bilim tarafından incelenecek bir konu haline gelmiştir. Dolayısıyla bugün kendimize bilimin bu konuda bize ne söyleyebileceğini soruyoruz.

Sembolik olarak kalp atışları hayatın ritmine karşılık geldiği için duyguların organı olarak anılır. Fizyolojik olarak ise bu durumdan uzaktır. Duygularımızın yönetiminin dolaşım sistemimiz üzerinde dolaylı da olsa etkisinin olduğu su götürmez bir gerçektir. Özellikle de yoğun bir şekilde, merkez organı olan “kalbin” üstünde etkileri hissedilir.

Bireyin gerçekten stresle karşılaştığı yaşamı boyunca endişe verici derecede travmatik durumlar meydana gelebilir. Dolayısıyla yüksek derecede hayal kırıklığı ve acı veren tüm deneyimler, bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkiler.

“Yüzyıl önce, bilim adamı Karl Pearson mezarlıklardaki mezar taşlarını incelerken tuhaf bir keşifle karşılaştı: Eşler genellikle birbiri ardına vefat etmişti.”

– Anahad O’Connor, The New York Times

New York Times, duyguların kalp üzerindeki etkisini inceliyor

The New Yortk Times, Duyguların kalp üzerindeki etkisi adlı makalesinde, bu organın muazzam ve aynı zamanda da basit bir biyolojik makine ve sembolik bir yükü olan hayati bir organ olduğunu iddia etmektedir. Romantik edebiyatın, üzüntünün, korkunun veya cesaretin sahne aldığı yerdir.

Duyguların kalp üzerindeki etkisi

Kalp, batı kültüründe, sevginin yansıtıldığı ve beslendiği bir tür kristal yüzey olarak kabul edildiğinden, büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca New York gazetesinde yayımlanan bir yazıda stres ve umutsuzluğun sağlığı önemli ölçüde etkileyebileceği belirtilmiştir. Stresin en yüksek olduğu zamanlarda, vücudun geri kalanı ona eşlik etmeyeceği zaman (egzersiz yaptığımız zamanların aksine) kalbin acı çekmesine, nabzının ve gerginliğinin artmasına neden olduğunu açıklığa kavuşturur.

“Duygusal ağırlık, kalbin takotsubo adı verilen bir Japon kafesi şeklini almasına neden olur: Geniş bir taban ve dar bir boyun.”

– Anahad O’Connor, The New York Times

Duyguların kalp üzerindeki etkisini gösteren çalışmalar

1984 yılında İspanya’da kalp naklini gerçekleştiren ilk kalp cerrahı olan Josep M. Caralps, kalbin kendi his ve duygularını üretme olasılığının yüksek olduğu fikrini ortaya atmıştır. Bu açıklama bu konuda hala hiçbir kanıtı olmayan tıp camiasını derinden sarsmıştır.

Bu sayede Josep, kalp nakli olan hastalarının çoğunun daha önce hiç yapmadıkları eylemlere karşı yeni duygular beslediğini doğrulamaktadır. Kardiyoloji uzmanı, tüm bunların eski vücudunu özleyen kalp nakline bağlı olduğunun altını çizer. Tüm bu örneklere rağmen birçok meslektaşı, bu açıklamaların yeterli bilimsel desteğe sahip olmadıklarını düşündüklerinden sözlerine tepki göstermektedir.

“Benim nokta atışım; hücrelerin sezgisel temelli olduğu ve sadece nakledilen dokularda depolanan donörün kişisel geçmişinin bazı yönlerini tespit edilmesine  izin verdiği sürece, nakil olan kişi bunu hissetmesidir. Üretilen spekülasyonların hiçbirini duymuyorum.”

– Josep M. Caralps

Kırık kalp sendromu

Kırık kalp sendromu

Kırık kalp sendromu, derin bir üzüntü sonucu oluşur. Sinir Sisteminin (SN) ve buna bağlı olarak diğer organların işleyişini koşullandıran bir üzüntü durumudur. Peki, derin bir üzüntü yaşadıktan sonra kalp gerçekten kırılabilir mi? Gerçek anlamıyla bunun meydana gelmesi zor olsa da, edebi anlamda kırılması oldukça kolaydır. Çünkü, kronik hale gelen yoğun ve olumsuz duygular (zamana tutunan duygular), dolaşım sisteminin işleyişini tehlikeye atabilir.

Ayrıca sevgisizlikten ölebileceğinizi söylemek de doğru bir ifadedir. Algılanan sevgi yokluğundan ve diğer olumsuz duygulardan kaynaklanan olumsuz duygular, vücudumuzun savunma mekanizmasının sayısını ve kalitesini doğrudan etkileyebilir. Bu belki de duygusal çevremizin dikkatini vermesi gereken en güçlü nedenlerden biridir.