Çözüm İsteksizliği: Çok Yaygın Bir Davranış

23 Ekim, 2020
Somut problemleri çözmek için ortak bir zemin bulmaya çalışmak asla kolay değildir. Aslında bir grubun ideolojisi veya kişisel çıkarları sorunun varlığını reddediyorsa çözüm iyice karmaşık bir hal alabilir. Bu duruma çözüm isteksizliği adını veriyoruz.

“İklim değişikliği diye bir şey yok. Bir grup insan kendi çıkarlarına hizmet etmesi için böyle bir şey uydurmuş.” “İnsanlar fakir çünkü çalışmak istemiyorlar.” “Hiçbir sağlık sorunum yok, bu yüzden istediğim her şeyi yiyebilirim ve egzersiz yapmak zorunda da değilim.” Bu cümleler, uzmanların çözüm isteksizliği adını verdiği durumun kısa bir özeti gibidir.

Yukarıdakilere benzer ekstrem argümanları kullanan insanlara mutlaka hayatınızda denk gelmişsinizdir. Bu tür argümanları dinlemek son derece yorucudur ve dinleyene aslında kaygı verir. Birinin bu kadar net kanıtları inkar etmesi nasıl mümkün olabilir? Örneğin bazı insanlar hala sigara içmenin zararlarını kabul etmiyor. 

Psikologlar her zaman bazı insanların net ve ikna edici bulgulara inanmaması durumunu ilgi çekici buldu. Buna ek olarak, günümüzde sosyal anlamda ortaya çıkan bu çözüm isteksizliği hali politik kutuplaşmayı daha da kötü bir duruma sokuyor.

2014 yılında Oregon Üniversitesi’nde görev yapan psikologlar Troy Campbell ve Aaron Kay bu fenomeni araştırdı ve isimlendirdi. Şimdi hazırsanız bu konuya derinlemesine eğileceğiz.

uzaktan görünen yüksek binalar

Çözüm isteksizliği: Tam olarak ne anlama geliyor?

Çözüm isteksizliğinin en açık örneği iklim değişikliğine inanmayan insanlardır. Deniz seviyesinin yükselmesi ve sıcaklık derecelerinin artması bu insanlar için bir anlam ifade etmez. Her yıl ekstrem hava koşullarının daha da artması da bu insanları ikna edemiyor. Dünyadaki çölleşme sorunu bile somut bir örnek teşkil etmiyor.

İnsanların iklim değişikliğini reddetmelerinin bir nedeni de, bu konuda görev alan aktivistlerin bu soruna son vermek için önerdiği çözümleri beğenmemeleridir. Konuya dair potansiyel çözümlerin çoğu, fosil yakıt tüketimini önemli ölçüde azaltmayı veya ortadan kaldırmayı içeriyor. Bu çözüm önerisi, endüstriyi ve üretim anlayışını tamamen değiştirmeyi planlıyor.

Bu yüzden biri mevcut soruna dair çözümü beğenmediğinde, tüm sorunu tamamen reddedebiliyor. Ama çoğu zaman iş burada da bitmiyor, bu tür kişiler sorunu inkar etmenin yanı sıra, kanıtları savunan insanları da aşağılayabiliyor.

Yaşam tarzını değiştirmek istemeyen veya örneğin kalp krizi geçirdikten sonra sigarayı bırakmak istemeyen insanlarda da bu fenomenin diğer açık örneklerini görebilirsiniz. Yaygın argümanlar arasında “Hepimiz bir şey yüzünden öleceğiz!” veya “Babam tüm hayatı boyunca sigara içti ve 95 yaşına kadar yaşadı!” gibi cümleleri sık sık duyabilirsiniz.

Çözüm isteksizliği, davranışlarını değiştirmek istemeyen ve çözüm önerilerini yaşam tarzlarına bir tehdit olarak algılayan insanlarda daha sık gözlemleniyor.

Sahip olunan ideoloji çözüm önerilerini kabul etmediğinde

Yukarıda bahsettiğimiz psikologlar Troy Campbell ve Aaron Kay, “çözümden kaçınma/çözüm isteksizliği” terimini yaklaşık altı yıl önce ortaya attılar. Çözümden kaçınma teorileri, iki farklı insan türünün bu davranışı sergilediğini savunuyor:

  • Kişisel ideolojilerine uymadıkları için çözümleri kabul etmeyenler.
  • İhtiyaçlarına, beğenilerine veya ilgi alanlarına aykırı olduğu için çözümü kabul etmeyenler.

İlk maddedeki insan tipi daha yaygındır ve bu insanlar özellikle politikada daha fazla dikkat çekerler. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde Cumhuriyetçi Parti geleneksel olarak iklim değişikliği veya silah kontrolü yasalarına karşı çıkıyor. Bu meseleleri ele almak onların çıkarlarına aykırı olacağından, sorunu basitçe inkar etmek daha kolaylarına geliyor. Ancak Demokrat Parti ise her zaman bu değişiklikleri savunan tek sosyal ve politik grup olduğunu belirtir.

toplantı yapan bir grup insan

Bir sorunu kabul etmekten kaçınmak için çözümden de kaçınma

15 yaşındaki Daniel’e diyabet teşhisi kondu. Ancak Daniel ısrarla bu teşhisi kabul etmek istemiyor. Çünkü neredeyse her gün insülin enjekte etmek veya daha az şeker yemek zorunda kalma fikri onu strese sokuyor.

68 yaşındaki Natalia’ya ise göz hastalığı teşhisi kondu. Bu nedenle ehliyetini yenileyemiyor. Natalia bu durumu kabul etmeyi reddediyor ve bir gözünde sorun olmasının araba kullanma becerilerini hiçbir şekilde sınırlamadığı savunuyor. Bu nedenle de rahatsızlığına rağmen araba kullanmaya devam etmek istiyor.

Bir probleme karşı muhtemel çözümleri beğenmeyen insanların tepkilerine dair örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu tür çözümleri başta beğenmeyiz çünkü basit bir şekilde bu tür çözümlerin çoğu yaşam tarzında değişiklikleri gerektirir. Bu tür yeni fikir ihtimalleriyle karşılaşıldığında korku, öfke ve gerilim hissedilmesi son derece yaygındır.

Çözüm isteksizliği düşündüğünüzden çok daha yaygın bir durumdur. Ancak bu talihsiz durum çoğu zaman kamu yararının önüne geçebilir. Böyle bir durumda maalesef toplum olarak ilerlememiz iyice zorlaşır; çünkü çözüme ulaşmak için birlikte çalışamaz hale geliriz. 

  • Campbell, T. H., & Kay, A. C. (2014). Solution aversion: On the relation between ideology and motivated disbelief. Journal of Personality and Social Psychology, 107(5), 809–824. https://doi.org/10.1037/a0037963