Büyük Balık: Hayata Dair Bir Metafor

Mayıs 9, 2018 İçinde Sinema 21 Paylaşıldı

Tim Burton’ın yönettiği Büyük Balık (2003), sembolizm ve metafor yüklü bir film. Normalde Burton’la ilişkilendirdiğimiz karanlık, uğursuz sahnelerle dolu değil. Bu tam tersi. Büyük Balık tüm renk, ışık ve uyumdur.

Film, Edward Bloom’un hayatı ve oğlu Will ile olan ilişkisi hakkında. Paris’te hamile karısı ile yaşayan Will’in babasıyla olan ilişkisi yıllar önce kötüleşmiştir ve annesi Sandra sayesinde iletişim kurar.

Bir gün Sandra oğlunu arayıp babasının çok hasta olduğunu söyler. Bu yüzden Will ve karısı onu ziyaret etmek için yola çıkarlar.

Baba-oğul ilişkisi

Çocukken çok iyi ilişkileri olan Will ve babasının arası yıllar geçtikçe soğumaya başlar. Edward oğluna küçükken inanılmaz yaratıklarla, devlerle ve cadılarla ilgili hikayeler anlatır. Büyüdüğünde ise Will bunlar gerçek olmadığını fark eder.

Bundan sonra ise babasından yalnızca gerçekleri duymak istediğine karar verir. Bu nedenle babası ne zaman hikaye anlatsa gerçeğe sadık kalmayacağını düşünür.

Will babasını gerçeği söylemesi için ikna etmeye çalışır. Ama babası hikayeleriyle o kadar çok gurur duyar ki değiştirmek istemez. Hatta kendi oğlu için bile…

İşin garip yanıysa Will’in bir yazar olması ve aynı şekilde fantastik öyküler anlatmasıdır. O da asla olmamış ve olmayacak şeyleri anlatır. Burada görüyoruz ki aslında bu iki kişi birbirinden o kadar da farklı değil. Biri böyle hikayeler anlatırken diğeri yazıyor.

“Buz dağının görünen kısmı sadece %10’dur, kalanı ise suyun altındadır. Senle olan da bu baba, sadece çok az bir kısmını biliyorum.”

– William Bloom, Big Fish

Will babasını kabullenmekte zorlanıyor. Ona güvenmiyor ve çocukluğunda yokluğunu haklı çıkarmak için bazı teoriler geliştiriyor.

Hayatın bir noktasında roller değişir, Edward’ın hayatı sona ererken bir yenisi yoldadır. Will oğlunun ihtiyacı olan baba figürü olacaktır.

Will başta babasını yargılayıp eleştirir. Babasının iyi bir rol model olmadığın düşünür.Ondan çok daha farklı bir baba olmayı aklına koyar. Ama anne babanın rolü aslında hiç de kolay değildir ve Will bu durumla yüzleşir.

Babasının olduğundan çok daha iyi bir baba olmaya karar verir. Oğluna her zaman gerçekleri söylemek ister. Ama yavaş yavaş Will babasını kabul edip durumu anlamaya başlar. Babası ona bir hikaye bırakır ve Will bu mirası devralır.

Büyük Balık’taki metaforlar

Büyük Balık, çok çeşitli anlatı ve olayları kullanan ve birleştiren bir hikaye türüdür. Edward Bloom’un hayat hikayesini anlatır. Soyadı, yarasadan bir metafordur. Bloom ise tam da Edward’ın yaptığı şey gibi çiçek açmak anlamına gelir. Doğar, ihtişamla açar ve azar azar solup ölür.

Bu filmde birçok metafor var. Burada en önemli ve ilginç olanları açıklamaya çalışacağız.

Balık

Edward çocukluğuna dair hikayeler anlattığı zaman, balık önemli bir figürdür. Balık, filmde baştan sona olan birleştirici ipliktir. Edward’ın kendisinin metaforu. Çocukken, çevresine bağlı olarak değişen büyüklükte bir balık okudu. Ücretsiz olduğunda, üç katına çıkabilir.

Edward, onun balık gibi olduğunu ve hayattaki sınırlarının balık avına benzediğini anlar. Edward, hedeflerine ulaşmak için, söz konusu sınırlamalara dayanarak işleri anlaması gerektiğini fark eder.

Metafora devam edersek, akvaryumdan kaçarsak özgür oluruz, sınırlarımızı belirleyebilir ve kendimizi aşabiliriz. Aynı zamanda, akvaryumdan ayrılmak korkunç da olabilir çünkü dışarıda ne olduğunu bilmiyoruz.

“Belki sen büyük değilsindir, bu kasaba çok küçüktür, bunu hiç düşündün mü?”

– Edward Bloom, Büyük Balık

Göz

Hayatının nasıl bittiğini biliyorsan, korkman gereken ne var? Edward’ın çocukluğuna dair hikayelerinde cam gözlü bir cadı var. Cam göze bakarsanız, nasıl öleceğinizi görürsünüz. Edward ona bakar, nasıl öleceğini görür ve kabul eder.

Kendisini tehlikeli bir durumda bulduğunda, yüz yüze gelir ve “nasıl öleceğim” demez. Bu şekilde engellerin üstesinden gelebilir ve ilerlemeye devam edebilir.

Edward, tüm insanlar için aynı olan kaderini kabul eder: ölüm. Onunla yüzleşir ve üstesinden gelir, korkunun kontrolü ele geçirmesine izin vermez.
cam gözlü cadı

Ashton

Burası Edward’ın akvaryumudur. Bu kasabada doğar. Küçük ve sınırlı imkanları olan bir kasabadır. Buna karşılık Edward çevresinde sevilen ve saygı duyulan biridir, kendi akvaryumunda iyi işler becerir. Çok fazla zorluk yaşamadan yaşayıp gitmektedir.

Bu akvaryuma konfor bölgesi diyebiliriz. Burada rahat ve kaygısızdır. Ancak kendi akvaryumumuzda öğrenme fırsatlarımız çok sınırlıdır. Bu nedenle Edward bilinmeyen şeyleri keşfetmeye ve akvaryumun dışına çıkmaya karar verir.

Spectre

Ashton’dan ayrıldıktan ve yolculuğuna başladıktan sonra, Spectre’a ulaşmak için üstesinden gelmesi gereken bir dizi engelle karşılaşır. Bu herkesin çıplak ayakla dolaştığı ve hiçbir şeyin olmadığı bir ütopik kasabadır.

Orada eski bir Ashton, Norther Winslow sakini bulur. Winslow, Edward gibi, büyük şeylere yönelen kasabada tanınmış bir şairdi. Bu yüzden aynı seyahati yaptı.

Ancak, Norther başka bir balık kancası tarafından yakalanır ve artık şiirler yazamaz. Başka bir akvaryuma girer. Hayalet, harika bir yer olmasına rağmen, hala bir başka konfor bölgesi.
yeşil kasaba

Önce orada kalmayı planlayan Edward fikrini değiştiriyor ve yola devam ediyor. Hala görülecek çok şey olduğunu söylüyor. Kasaba ismi yine rastgele seçilmiş. Aslında bu hayaletlere bir gönderme. Bu nedenle adından da anlaşıldığı gibi kasabanın yanıltıcı bir yanı da var.

Nehirde, Edward’ın bir kadın olduğunu düşündüğü bir balık vardır, çünkü ona bakan bireyin arzusuna bağlı olarak şekil değiştirir. Burada Edward’ın kadın bulma arzusunu görüyoruz.

Yüzük

Bir balığın maksimum büyüklüğüne ulaşması için, kendini yakalanmasına izin veremez. Edward hayatında görünen tüm balık gözlerinden kaçınmak zorunda. Balık avına, en azından hedeflerine ulaşana ve derslerini öğrenene kadar geri dönmekten kaçınmalıdır.

Ama eğer tehlikeli bir köpek balığı çıkarsa, hepimiz tuzağa düşme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Başka bir deyişle, Edward doğru olanı bulana kadar balıkçılığa son verir. Edward’ın bahsettiği balıklar, yüzüğünün kendisi tarafından yakalanmasına izin verir.

Edward’ın balığı, karısı Sandra’ydı. Fakat bu noktaya varmak için, sonsuz engellerin üstesinden gelmek, konfor bölgesini terk etmek, derslerini öğrenmek ve hayatının sonunda yeni bir rahatlık bölgesinde ayakkabılarını çıkarmak zorunda kaldı.
sarı çiçekler

Ayakkabılar

Ayakkabılar dışardayken ayaklarımızı korur ama içeri eve girince artık onlara ihtiyaç kalmaz. Spectre’de ise tüm sakinler çıplak ayak gezer. Başka yere gitme ihtiyaçları olmadığı için de ayakkabı kullanmazlar.

Bu nedenle Edward kasabayı ayakkabısız terk eder. Başka bir deyişle korumasız ayrılır çünkü o anda panik bölgesiyle karşılaşır. Hayatımızın sonunda bizim de ayakkabılara ihtiyacımız kalmayacak.

Büyük Balık hayatı başka bir pencereden incelememize olanak veren modern bir fantastik filmdir. Her birimiz olağan dışı şeyler yapabiliriz eğer korkularımızı yenmeyi başarabilirsek… Konfor bölgemizden çıkıp, kendi yolumuzu çizebilirsek…

Bunlar da ilginizi çekebilir