Budizm'e Göre İletişimin Dört Prensibi

19 Şubat, 2020
Budizm inancına göre iletişimin prensipleri çok önemlidir. Çünkü hem güzel sözler, hem de sessizlik büyük oranda belirli bir sosyal çevre içindeki uyuma bağlıdır. Bu prensiplerin her biri, kişinin kendisiyle ve diğerleri ile iletişimine işaret etmektedir.

Budizm inancına göre, insanlar arasında uyum yakalamak için gerekli olan iletişimin dört prensibi bulunmaktadır. Budistler, bu kuralların zorunlu olmadığını ancak insanların yönlerini bulmaları için bu prensiplerin takip edilmesinin gerekli olduğunu ileri sürmektedirler. Bu sayede diğer insanlarla iyi ilişkiler sürdürmek için gerçek bir arzu duymaya yönelik bir motivasyon yakalamak mümkün olacaktır.

İletişimin bu dört prensibi ile ulaşılmaya çalışılan şey, diğer insanlarla ilişkilerimizde açıklık ve saygıdır. İnsanlar fikirlerini etraflarında bulunan kişilere iletmek için sözcükleri, duyguları ve hisleri kullanırlar. Bunu doğru bir biçimde yaptığımızda diğer insanların bizi daha iyi anlamalarını ve onlarla olan ilişkilerimizin daha iyi seviyelere çıkmasını sağlamış oluruz.

Budistler için iletişimin dört prensibi, doğruluk, nezaket, faydalı olmak ve uyumdur. Bunların her biri, ifadelerimizin daha akıcı ve değerli olmasını sağlar. Bununla birlikte herkes aslında farkındalık ve çalışma beklentisi içindedir. Şimdi konuyu daha detaylı bir biçimde inceleyelim.

“Bak, dinle, sus, az yargıla ve çok soru sor.”

– August Graft

Gün batımında sohbet eden arkadaşlar

1. Doğruluk

İletişimin prensiplerinden ilki doğruluktur. Aslında bu özellik, ilk başta düşündüğümüzden çok daha karmaşıktır. Doğru olmak insanın kendisini doğruya ya da gerçeğe göre ayarlaması demektir. Bu noktada karşımıza çıkan en önemli sorun, her zaman gerçeği ya da doğruyu bilemeyecek olmamızdır. Bunun yanında çoğu kez de kendimizi kandırırız.

Bu nedenle gerçek anlamda doğru olmak için öncelikle kendimizle bir dürüstlük sınavı yapmamız gerekir. Eğer kendimize doğruları söylemiyorsak, diğer insanlara da söyleme şansımız olmayacaktır. Benzer şekilde bir insan sadece kalpten konuştuğunda doğruları söyler. Bunu yaparken de tek amacı söylemek istediği şeyleri ifade edebilmektir. Başka herhangi bir amacı yoktur.

2. İletişimin Prensiplerinden Bir Diğeri: Nezaket

Dürüst olmakla kaba, düşüncesiz ya da saygısız olmak arasında büyük bir fark vardır. Diğer insanlara karşı saygılı ve düşünceli olmak, sağlıklı ve değer katan bir iletişim için temel şartlar arasında bulunmaktadır. İletişim esnasında saygısız ifadeler nedeniyle çok sık bir biçimde zor durumlarda kalınabileceğinin altını çizmek gerekir.

Kızgınlık ve korku gerçek anlamda ego ifadeleridir. Buna karşın ego kimi zaman bizleri diğer insanlarla kurduğumuz iletişimde saygısız bir biçimde davranmaya iter. Bu tür durumlarda aslında konuşan kalbimiz değil egodur. Çoğu kez bu durum çevremizle olan ilişkilerimizde bir zorluklar zinciri ile karşılaşmamıza neden olmakta ve hayatımızından hiç sebep yokken bir şeyleri alıp götürmektedir. Bu nedenle, sadece kendimizle barışık olduğumuz durumlarda konuşmamız daha yararlı olacaktır.

3. Faydalı Konuşmak

Budistler, sessizliği değerlendirmeyi öğrenmenin çok önemli olduğu konusunda ısrarcıdırlar. Pek çoğu için bu, en kısa sürede doldurulması gereken boş bir alandır. Budizm, ister kendinizi ister başkalarını olsun dinlemenin doğal bir alan olduğunu öne sürmektedir. Dinleme olmadan iletişim olmaz. Çünkü bunlar her zaman iki yönlü olarak gelişen süreçlerdir.

Sadece konuşmak için konuşmak çoğunlukla kelimelerin anlamlarını azaltan bir acı ifadesidir. Değeri olmayan sözcükler sarf etmek, gerçek bir iletişim kurmanın önündeki engellerden biridir.

Bu tür konuşma biçimi, zihni zayıflatır ve diğer insanlarla olan ilişkileri verimsiz hale getirir. Bunun dışında, içimizde barındırdığımız en banal duyguların da açığa çıkmasına neden olur.

Bankta oturan bir çift

4. İletişimin Dört Prensibi İçinde Sonuncusu: Uyum

Budistlere göre iletişimin son prensibi uyumdur. Onlar için sözcükler ancak insanlar arasındaki iyi niyeti ve barışı beslediklerinde anlam kazanırlar. Bu amacı içermeyen her türlü mesaj yanlış anlaşılmalara ya da insanların olumsuz hislere kapılmasına yol açacaktır.

Uyumlu bir iletişim aynı zamanda, içerdiği mesajı iletmek için en açık ve en kısa sözcüklerden oluşan bir iletişim şeklidir. Konunun etrafında dolanmak, ima etmek ya da gereksiz sözcüklerle cümleleri süslemek iletişim sürecinde gürültü adı verilen durumu ortaya çıkarır. Bu tür iletişim biçimi doğru anlamaya herhangi bir katkıda bulunmaz. Bunun yerine çoğu kez yanlış anlaşılmalara ve ana mesajın karşı tarafa etkisinin azalmış bir biçimde geçmesine neden olur.

Tüm bu iletişim prensipleri, özellikle Batı dünyasında yaşayan insanlar için biraz garip gelebilir. Bununla birlikte sessiz kalmanın günden günde daha zorlaştığı bir kültür içinde yaşadığımızı da unutmamak gerekir. Günlük yaşantımızda sürekli bir biçimde bilgi bombardımanına uğradığımız bir gerçektir. Bu nedenle, sesin ya da gürültünün olmadığı ortamlar artık garip karşılanır hale gelmiş durumdadır.

Konunun en rahatsız edici tarafı ise, insanlarla kurduğumuz iletişimin büyük bir bölümünün son derece banal konular üzerinde yoğunlaşmış olmasıdır. Bu durum sadece iç dünyamızdaki uyumu etkilemez, aynı zamanda düşünme yetimizi sınırlar ve günden güne daha az kendini ifade edebilen ve daha az dinleyen bireyler haline gelmemize neden olur. Bu süreçte kelimelerin anlamları bulanıklaşır. Belki de bu nedenle günümüz dünyasında bu denli büyük rahatsızlıklar içinde yaşamak durumunda kalırız.

Alsina, M. R. (1999). La comunicación intercultural (Vol. 22). Anthropos Editorial.