Biyopolitika - Tanımı ve Özellikleri

18 Kasım, 2020
Biyopolitika, insanların bireysel hayatlarını yönetmek adına iktidarlar tarafından uygulanan mekanizmaları ifade ediyor. Yönetimler, insanların özel hayatlarını kontrol ederken bile bunu özgürlük kisvesi altında yapıyorlar.

Biyopolitika ya da yaşamın yönetimi, Michel Foucault’nun ortaya koyduğu bir kavram. Bu, güç uygulamalarının mantığını insanların günlük yaşamlarına sokmak adına teknolojilerin, uygulamaların, gerekçelerin ve stratejilerin günlük hayata konuşlandırılmasıyla ilgili bir konsept.

Foucault’nun bakış açısına göre biyopolitika, iktidara sahip olmanın; sınıfların bölünmesini, özel mülkiyeti ve sözde insan kaynaklarının sömürülmesini geçerli hale getirmek için yeterli olmaması nedeniyle ortaya çıkıyor. İstismar edilenler, ortaya çıkan bu durumları ve önlerine konulan kuralları isteyerek kabul etmeli ve gönüllü olarak uygulamalı.

Biyopolitika, insanların vicdanlarına aşılanmış ve onları iktidarı etkili ve uysal bir şekilde kabul etmeye sevk eden bir faktör. Aslında, bu kafa yapısının içerisine giren bu insanlar, bunu yapmaktan oldukça mutlu oluyorlar. Bu nedenle, her bireye doğumdan önce bile uygulanan, bu sonuca ulaşmak için belirli değerleri ve mantığı insanın yaşamına ince bir şekilde dahil etmeye götüren, bir dizi uygulama var.

“Günlük hayatın ‘psikiyatrikleştirilmesi’, yakından incelenirse, iktidarın veya gücün görünmez elini ortaya çıkarabilir.”

– Michel Foucault

Michel Foucault manipülasyon konusunu anlatmış

Biyopolitika ve güç için kullanılan teknik ve teknolojiler

İktidardaki insanlar, insanlar üzerinde kontrol sağlamayı amaçlayan bir dizi teknik ve teknolojik güç unsuru aracılığıyla yaşamın yönetilmesine yönelik ilkeleri uyguluyor. Örneğin, Kapitalizm için kullandıkları araçlardan bazıları istatistik, psikoloji, sosyoloji ve bunlara benzer diğer araçlar.

Bir kişi doğduğu andan itibaren ve hatta bu gerçekleşmeden önce, söz konusu güçler tarafından uygulanan bir kontrol mekanizmasının bir parçası haline gelirler. Mesela, yenidoğan bir çocuk, doğduğu anda, bu doğum sürecini ve sonucunu, onları kaydettirmek ve bir numara vermekle sorumlu bir kuruma bildirmek gerekli hale geliyor.

Bebekler ayrıca neyin “normal” neyin normal olmadığını belirleyen tıbbi kuruluşlarda dünyaya gelirler. Bebeği inceler, bir dizi prosedür uygular ve bir mantık içinde sınıflandırırlar. Söylemeye tabii ki gerek yok, bu sınıflandırma onunla sonsuza kadar gelecektir.

Her zaman böyle miydi?

İşler her zaman böyle değildi tabii. Tüm bu şeyler, eskiden, özel hayat alanına aitti. Şu anda, tüm bu ritüeller, iktidar ve güce sahip olmanın kapsamına girme ve bu güçten elde edilen haklara veya faydalara sahip olma olasılığını varsaymakta. Her ne kadar, aslında bu menfaatler veya haklar olmasa da, veya pek çok yerde gerçeğe dönüşmese bile.

Ancak, ne yazık ki, bu durum, yaşamımız boyunca bu şekilde kalıyor. Belli bir yaşa ulaşmak, evlenmek, boşanmak vb. gibi önemli olaylar, bir tür kamusal enstrüman aracılığıyla kaydedilmeye devam ediyor. Peki neden?

Temelde, bu tür bir mekanizmaya sahip olunmasının sebebi, iktidardakilerin bireylerin yaşamlarını rahatlıkla takip edebilmesi için. Bu uygulamalar, aslında, kişilerin yasalarla konulan kurallara uymasına pek de hizmet etmez. Toplulukları tarafından okula gitmeleri, evrak işlerini doğru yapmaları istenenler için ortaya konulmuş uygulamalar bunlar yani. Ancak, işin özünde, bu işler, bireysel olarak yapıldığında, temel anlamda kişiler için oldukça faydasızlar.

Biyopolitika ve kuralları

Biyopolitika uygulamalarının istenilen seviyede etkin hale getirilmesi, belli normların araç olarak kullanılması yoluyla gerçekleştiriliyor. Bu bağlamda, Foucault, açıkça da ortada olduğu gibi, normlar ve hukuk arasında bir ayrım yapıyor. Böylece, norm bireysel yaşamla ilgilenirken, yasalar ise sosyal yaşamı yönetiyor.

Normlar, başkalarının hakları söz konusu olduğunda veya alanlarına saygı duyulması üzerine konuşulduğunda, yalnızca sosyal davranışın biçimini belirlemek ile kalmıyor. Ayrıca, bu normlar sayesinde, örneğin, belli şeyleri hissetmek, dans etmek ve hatta öpüşmek ve seks yapmak için bile belirli kurallar ortaya konmuş oluyor. Size hayatınızın her alanında neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyen bir dizi kod gibi düşünün yani.

Foucault, iktidar ve gücün başarısının büyüklüğünün, iktidar için ihtiyaç duyulan bu teknik desteklerin, insanları kesinlikle bu normlara uymaya sevk etme derecesinde yattığını söylüyor. Başka bir deyişle, sizin için doğru mu yanlış mı olduğunu sorgulamadan bu normlara uyup uymadığınıza bakıyor. Dahası, bu tür kurallara uyduğunuz sürece çevrenizdeki herkesin mutlu olacağına dair garanti bile verilmiş oluyor.

Biyopolitika ve insanların kontrolü

Peki ya özgürlük?

Biyopolitikanın büyük başarısı, gücün veya iktidarın, istediği her şeyi incelikli bir şekilde elde etmesi. Devlet, aslında, size tam olarak nasıl seks yapacağınızı söylemiyor, ancak bunu reklam veya broşürler aracılığıyla bir şekilde empoze ediyor. Bu yapılanların hepsi size “iyi/kötü” veya “normal/anormal” ikilemlerini aşılamak için. Bunun için ebeveynler ve okullar net bir biçimde kendilerine dikte edilen hükümlere uymalı. Gördüğünüz gibi, güce veya iktidara sahip olanlar, çoğu zaman davranışlar, düşünceler, duygular vb. üzerinde çalışıyorlar.

Bu nedenle, biyopolitika perspektifinden baktığımızda, kişi özgür olmasa bile özgür olduğunu hissetmeli diye düşünebiliriz. Aslında, gücün kendisi, ortaya çıkabilecek bir isyanı da yönetmek için mekanizmalar yaratıyor. Bu anlamda, size bir sınır ihlali payı verecek futbol şampiyonaları, video oyunları ve yüksek riskli etkinlikler sunuyor.

Foucault için, eleştirel düşünme, bu ezici güce karşı direnmenin tek biçimini somut hale getiren şey. Neden sorusunu sorabilme yeteneği ile birlikte, bir şeyi yapmanın, hissetmenin ve düşünmenin yeni yollarının kavranışı, biyopolitikanın eylemini sınırlamanın veya en aza indirgemenin yolları.

Foucault, M. (2009). Nacimiento de la biopolítica: curso del Collège de France (1978-1979) (Vol. 283). Ediciones Akal.