Anksiyete Tedavisinde Jung Prensipleri

· Aralık 31, 2018

Anksiyete tedavisinde Jung terapisi yaklaşımı temel bir önermeye dayanır. Düşüncelerimiz ve inançlarımız azılı düşmanlarımız haline gelebilir, özellikle bizi paralize eden düşüncelere karşı koyuyorsak veya onları nasıl yöneteceğimizi bilmiyorsak. Fakat, sorunlarımızın kökenine inmek ve onları kabul etmek kendimizi onlardan ve bizim için temsil ettikleri şeylerden özgürleştirmemize olanak tanıyabilir.

Eğer Jung psikolojik yaklaşımını tanımlayan bir kavram var ise o da kendini gerçekleştirmektir. Bu, Jung ile Freud’un önermelerini her zaman ayrıştıran şey olmuştur. İnsanların her zaman tek bir güdüye yöneldiğini inanmıştır: birer insan olarak kendini gerçekleştirmek.

“Hayatın en büyük ayrıcalığı gerçek benliğinizi bulabilmektir.”

– Carl Jung

Fakat herkes anksiyete yaşar. Bunun sebebiyse Jung için her zaman nettir. Ona göre dünya her zaman güvenli bir yer gibi görünmez.

Sosyal çevremiz, kurumlar, otoriteler ve hatta bizi çevreleyen modernliğin akışı bile gözlerimizin önünde iyimser bir tablo çizmez. Memnuniyetsizlik, özgür olamama ve kendimizi tam anlamıyla gerçekleştirememe hisleri bu sabit güvensizlik hissine eklenir. Dış baskılar bizi içeride böler ve bu iç gerginliği üstümüze almak yerine stoacı bir biçimde direniriz.

Carl Jung, hatırda kalır bir şey söylemiştir: Karşı koyduklarınız hayatınızda yer etmeye devam eder.

anksiyete ile yaşamak

Jung terapisine göre anksiyetenin tedavisi

Jung terapisi bilişsel-davranışsal ve hümanist psikoterapiden farklılaşan bir metodolojiye sahip özel bir psikoterapi çeşitidir. Hatta, Kaliforniya Üniversitesi ve Berkeley gibi üniversiteler öğrencilerini 40 yıldan uzun bir süredir bu yaklaşımla eğitmektedir.

Gerçekten anksiyetenin tedavisinde etkili olup olmadığını merak ediyorsanız bu psikoterapi dikkate değer bazı ilginç prensipler sunmaktadır.

Anksiyete bir insan özelliğidir fakat onu kişiselleştirmek önemlidir

Bir fikri kanıtlamak için Jung terapisi arketipler ve kolektif bilinçaltı gibi kavramlardan bahsetmektedir. İnsanlar bizi tanımlayan ortak etkenlerin ortaya çıktığı ruhsal bir alt katman paylaşmaktadır. Bu da (bu teoriye göre) hepimizin eşit bir biçimde paylaştığı içgüdüler, gölgeler ve dürtülerin bulunduğu anlamına gelir.

  • Anksiyete her gün üstünde yürüdüğümüz bir halı gibidir. Daha önce bahsettiğimiz şeyden ortaya çıkan acı ile dolu bir histir: her zaman güvende olmayan bir çevrede yaşama hissi.
  • Tüm insanlar bu boyuta ortak olarak sahip olsalar da bu bakış açısının tanımlayan ve Jung’un analitik psikolojiyle netleştirdiği bir gerçek vardır: kendimizi bireyselleştirmek zorundayızdır, hepimizin paylaştığı yapılardan yükselerek otonom ve bağımsız olmalıyızdır.
  • Anksiyeteyle her gün yaşayan insanlar ne hissettikleri, ne algıladıkları ve en önemlisi neye ihtiyaç duyduklarını tanımlayabilmelidir.

Jung terapisi kapalı bir metodoloji kullanır, terapistin hastanın konforu ve özgürlüğünü desteklemek adına onun kişiliğiyle bağ kurduğu diyalektik prosedür kullanır. Kendi iyileşme süreçlerinin aktif bir ajanı olmalıdırlar.

anksiyete ve stres

“Gölge”nin veya anksiyetenin kökenlerinin tanınması

Bu terapinin anksiyeteyi tedavi ederken kullandığı bir başka ana unsuru da orijinal nedeni, psişik acı çekilmesine neden olan sorunun ana kaynağının bulunmasıdır. Bu da gölgemizi tanımamız ve kişiliğimizin karanlık tarafının yüzeye çıkmasına müsaade etmemiz anlamına gelir. Benzer şekilde terapistin hastanın duygusal komplekslerini (ihtiyaçlar, takıntılar, hayranlık hisleri) tanımlaması da önemlidir.

Bunu elde etmek için bu metodoloji aşağıdaki stratejileri temel alır:

  • Sohbet terapisi.
  • Rüya yorumlama.
  • Çağrışım.
  • Yaratıcı teknikler.

Bilinçaltının analiz edilmesi, ki bu çoğu zaman sorunlar, boşluklar, ihmal edilmiş ihtiyaçlar ile doludur ve iyileşmenin anahtarıdır. Bununla birlikte bu karmaşık psişik yapının düzgün işlemesi için terapist ve hasta arasındaki bir ortaklık kurulmalıdır.

“Bilinçaltı düşüncelerimiz, bilince çıkmadıkça karşımıza kader olarak çıkar.”

– Carl Jung

Direncin ortadan kalkışı: Özür olabilmek için kabul etme

Jung terapisinin anksiyeteyi tedavi etmede tek bir amacı vardır: bireyselleşme. Bu psişik ve duygusal otonomiyi desteklemek, direnci kırabilmeyi ve bizi endişelendiren ya da korkutan şeylerden kaçma ihtiyacımızı durdurmayı gerektirir.

Carl Jung’a göre negatif ve tehlikeli düşünceleri ne kadar kenara kaldırmaya çalışırsak o düşüncelerin bizi daha fazla yönetmesine izin veririz.

  • Bu nedenle, bir şeyi inkar etmek, ona karşı çıkmak veya direnmek anksiyete ile bağlantılandırılan semptomları artıracaktır. Bu daha fazla sinir, huzursuzluk ve gerginliğe neden olacaktır.
  • Dahası, Jung terapisi çok önemli bir yönü kabul etmemiz için bizi yönlendirmeye çalışacaktır: anksiyetenin insan olmanın bir parçası olduğunu anlamak. Bu da onu direnç göstermeksizin kabul etmemiz gerektiği anlamına gelir. Bizi kontrol etmesine izin vermemiz demek değildir. Bu bize otonomimizi kaybettirir.
anksiyete tedavisi

Bir amaç bulmak

Jung terapisi bazen tüm enerjimizi anksiyetenin tedavisine harcadığımızın farkındadır. Birçok insanın yaşadığı kronik umutsuzluk ve motivasyon eksikliği neredeyse her zaman aynı başlangıca sahiptir: amaçtan yoksunluk ve hayatta mana bulamamak.

Bu tip bir terapi kişiye hayatında yeni bi odak noktası bulmaya yardımcı olacak araçları sağlar. Böylelikle, kişi ihtiyaçlarına göre amacını oluşturabilir. Bu anksiyeteyi yatıştırmak ve yeni kişisel hedeflere yönlendirmek için iyi bir yoldur.

Sonuç olarak, Jung terapisi, eğer anksiyetemizi tedavi etmek istersek her zaman elimizin altındadır. Bilinç altımızdan, bloke ettiğimiz şeylerden, korkularımızdan ve gölgelerimizden gelen duygusal dengemizi yeniden kurar.

“Eğer bir gölgem olmayacaksa nasıl gerçek olabilirim ki? Eğer bütün olacaksam bir karanlık tarafım da olmalı.”

– Carl Jung

Günümüzde Jung terapisinin etkisini onaylayan ve destekleyen birçok farklı çalışma olduğunu bilmeliyiz. Kendini bilme ve kişisel özgürlüğü destekleyen psikoterapik bir yolculuğa çıkmak her zaman pozitif bir şeydir.