30 Dakikalık Sessizlik ve Yalnızlıktan Sonra Nasıl Hissederiz?

· Nisan 20, 2018

Motivasyonumuzu ve benliğimizi koruyabilmek için yalnız, sessiz ve kendimizle baş başa kaldığımız anlara ihtiyacımız vardır. Bu bir nevi reset tuşuna basmak gibidir. Hayatımızın her parçasını daha anlamlı kılar ve bu parçalar birbiriyle daha uyumlu bir bütün oluşturur.

Sessizlik ve yalnızlık, insanları daha iyi anlamamız ve önceliklerimizi belirleyip kişisel hedeflerimizi koymamız için bize zihinsel bir berraklık kazandırır.

Ünlü jazz trompetçisi ve besteci Miles Davis onun ustalığına ve orijinalliğine ulaşmak isteyen genç müzisyenlere de bu tavsiyeyi veriyor. Eğer sessizlik olmasaydı müzik şu anda bildiğimiz müzik olmazdı. Bu onların hiç unutamayacağı bir tavsiyeydi.

“Bir insanın değeri katlanabildiği yalnızlığın boyutu kadardır.”

– Friedrich Nietzsche

Davis onlara der ki: hayat bir partisyon gibidir, hareketli anlar ile yalnız, sessiz ve düşünceli anları bir araya getirerek ritmini bulur. Ancak bu şekilde içimizdeki ilhamı ve melodiyi bulabiliriz. Bu başka türlü duyamayacağımız bir melodidir.

Bunun ne kadar bilge bir tavsiye olduğundan şüphemiz yok. Ancak, ne kadar mantıklı görünse de bunu her zaman pratikte etkili bir şekilde uygulamıyoruz. Modern dünyamızda bolca yalnızlık olsa da ne gariptir ki (gerçek ve sağlıklı olan) yalnız anları oldukça az ve nadiren buluruz. 

Burada, içerisinde yaşadığımız hiperaktivite, hiper-verimlilik ve hiper-uyarılma ortamından bahsediyoruz. Tüm günümüzü çalışarak, teknolojiye bağlı bir şekilde, görevlerimizi yerine getirerek, amaçlarımızı gerçekleştirerek, başkalarını memnun ederek, etrafımızdakilerin gürültüsünün içinde geçiririz.

Bu bitmek bilmeyen hengame ve aktivite yarattığı endişeye ya da bizden çaldığı zamana her zaman değmez.

İlişkilerimizin bazen bize mutluluktan çok yalnızlık getirdiğini de eklersek neden her sene depresyon ve benzeri rahatsızlıkların gittikçe arttığını anlayabiliriz…

içinde orman olan fincan

Yalnız anlar beynimize iyi gelir

Her şeyden önce önemli bir gerçekten bahsetmeliyiz: yalnızlık iyileştiricidir, hem fiziksel hem de psikolojik sağlığımıza iyi gelir.

Ancak, bu yalnız ve izole anlar eğer sonradan dünyayla bağlantı kurabiliyorsak iyi gelen bir şeydir. Eğer sesler, ritimler, renkler, duyusal zevkler ve önemli sosyal ilişkilerle bağlantı kuracaksak…

Çünkü insanlar devamlı olarak tamamen izolasyonda yaşamak için yaratılmamışlardır. Bunun çarpıcı bir örneği olarak Minneapolis’teki Orfield Laboratuvarları’nda bulunan yankısız odayı verebiliriz.

Bu odada farklı kuruluşlar ürünlerinin çıkardığı sesleri analiz eder: telefon, motorsiklet, çamaşır makinesi. Bu ultra sessiz odada sesin %99.9’u çelik ve cam elyafından yapılmış duvarlar tarafından absorbe edilir. Ayrıca burada bazı psikolojik deneyler de yapılmıştır.

Kimse yankısız odada ortalama yarım saatten fazla durmayı başaramamıştır. İnsanlar çoğunlukla çaresizliğe kapılır ve panik olur çünkü bu kadar boş ve boğucu bir sessizliğe katlanamazlar.

Sessizlik öyle şiddetlidir ki insanlar sıkça kendi kalp atışlarının ya da kan dolaşımının seslerini duyar. Beynimiz ise buna hazır değildir. Bu bizim doğamıza, genetik programlamamıza aykırıdır.

Nihayetinde biz çevremizle bağlantı içinde olmaya ihtiyaç duyan sosyal varlıklarız. Çevremizden gelen herhangi bir uyarıcı olmadığı takdirde panikleriz.

Tamamen izolasyonun olumsuz etkileri olsa da arada sırada ve kontrollü yalnızlığın birçok faydasını görürüz. Bilim adamları gün içine yayılan yalnız anların “elektrik şoku” etkisi yarattığını söylüyor; bizi yeniden başlatır, enerjimizi geri kazanmamızı, anlam vermemizi ve ilham almamızı sağlar.

yankısız oda

Sağlığınıza olan faydasını görmek için yalnız anlarınızı planlayın

Bağımsızlığına düşkün fakat yine de boyun eğen ve hiperaktivitenin kültürel normlarını pekiştiren bir toplumda yaşıyoruz. Yeni teknolojiler birbirimize daha önce hiç olmadığımız kadar bağlı kalmamızı kolaylaştırıyor.

Şehirlerimizin nüfusu gitgide daha da kalabalıklaşıyor. Yapay ışıkların altında gittikçe daha fazla kalıyoruz. Daha rahat ve kolay bir şekilde yapabileceğimiz birçok şey olduğu için daha az egzersiz yapıyoruz.

Doktorlar, nörologlarlar ve psikologlar beynimizin şu anda 100 yıl öncekinden çok daha farklı bağlantılarla çalıştığını söylüyor. Gün içinde o kadar fazla kaynaktan uyarıcıya maruz kalıyoruz ki bu duyusal kaosu yönetmek zorunda kalıyoruz.

Sakinleşmeye ihtiyacımız var. Bilgi akışını sindirebilmek için zaman zaman sessizliğe ve yalnız kalmaya ihtiyacımız var.

beyinden çıkan gökyüzü

Ancak, bazıları yalnızlığın neden iyi olduğunu anlamıyor ve hatta bundan korkanlar bile var. Düşünceleriyle baş başa kalmak kimisi için Orfield laboratuvarlarının yankısız odasında yarım saat durmak kadar korkutucu olabilir.

O odada nasıl kendi vücudumuzun seslerini duyuyorsak yalnız anlar da varlığımızın ne kadar boş olduğunu bize hatırlatır.

Yalnızlığı yankısız odadan daha rahat bir yerde yaşıyor olabiliriz, ama yine de korkularımızın, kederlerimizin ve düğümlenmiş endişelerimizin farkına varmamıza sebep olur.

Haydi cesur olalım. Haydi her gün kendimizle bir kahve içip zihnimizi boşaltacağımız yalnız anlar geçirmeyi planlayalım. Bu endişe akışının biraz durulduğu ve gerçekten yapmamız gerekenlerin ne olduğunu gördüğümüz anlar. Haydi yalnızlığı kendi isteğimizle, kendimize daha iyi bakabilmek adına bir aktivite haline getirelim.