Zor Zamanların İyileştirici Gücü

05 Mart, 2018

Hayatımda geçirdiğim en zor zamanlar aynı zamanda yaşamım ve gelişimim için en önemli dersleri almamı sağladı. İşte o zaman yaralarımı kapatmaya karar verdim.

Bu yavaş iyileşme sürecinde kendimi daha çok sevdim, arındım, daha bilge düşünmeye başladım ve daha çok düşündüm. Günün sonunda iki seçeneğimiz vardır. Ya bu tuzağa düşeriz ya da kalkıp devam ederiz.

William Shakespeare “Fırtına” isimli oyununda ne olursa olsun en kötü günlerde bile zaman geçer der. Zaman akıyor.

Bu açıdan bakınca mantıklı görünmesine rağmen bakabileceğimiz başka bir açı daha var. Fırtınayla baş etme şekli bizi daha sonra nasıl etkileyeceğini belirler.

“Rüzgarda sallanmayan hiçbir ağaç yoktur.”

– Hint Atasözü

Yani travmatik bir olaya, bir hayal kırıklığına, bir kayba ya da hezimete takılıp kalırsak günler ardı ardına akmaya devam edecek ve biz de reçine içine hapsolan böcekler gibi mutsuzluğun içine hapsolacağız.

Ancak başımıza gelen acı olayları kendi avantajımıza çevirebilir ve bu zorluklardan ders çıkarmayı öğrenebiliriz. Zor günler boyunca durumu kabullenmeyi öğrenir ve olaylara yeni bir açıdan yaklaşabiliriz. Bunu yaparsak her zaman durum lehimize ilerler ve biz de kaldığımız yerden ilerlemeye devam edebiliriz.

Bu yolun kolay olduğunu söylemiyoruz. Kimse zor zamanların ne zaman geleceğini bilemez. Kimse böyle durumlarla nasıl başa çıkacağımızı bize anlatmaz ya da çözümü kolayca bize sunmaz.

balık ve kemancı kadın

Zor zamanlar, hayatın karmaşık evreleri

Çoğumuz işlerin kolay yoldan halledilmesini tercih eder. İki nokta arasında en kısa mesafeyi tercih ederiz hep. Belirsizliklere tahammül edemeyiz. Endişelenmek istemez ve işlerin her zaman planladığımız şekliyle olmasını isteriz.

Aslında bu tercihle olumsuz değil tabii. Bunlar kötü seçimler değil çünkü beynimizin yapmaya çalıştığı tam olarak riski engellemek, enerjiden tasarruf etmek ve kontrollü, mükemmel bir şekilde hayatını sürdürmektir. “Güvenli bölgede” kalmaktır amaç.

Yine de zor zamanların genelde en beklenmedik zamanlarda kapımızı çaldığını biliyoruz. Bu para sorunu, ayrılık, ölüm veya hatta bir varoluş problemi olarak bile kendini gösterebilir.

Böyle zor durumlarda bazı yaygın olaylar söz konusudur. Mesela kontrolü kaybetmek, değersizlik hissi, özgüven krizleri, savunmasızlık ya da korku gibi. Bu gibi şeyler günümüzü berbat eder, kişiliğimizi ezip geçer, bizi oradan oraya savurur.

kuru yaprak

Zor zamanlarla başa çıkmak için psikolojinin bize önerdiklerinden biri de böyle dönemleri düşünmek için fırsata çevirmektir. Kendi öykümüze nasıl şekil vereceğimizi öğrenmeli ve bunu düşünmek, iyileşmek ve değişmek için kullanıp yeni bakış açıları edinmeliyiz.

Bu kendimizle bağlantı kurmak için zaman yaratmak ve bu zaman içinde daha tatmin, özgün ve dolu hissetme fırsatıdır.

Zor zamanları atlamak için anlatı terapisi

Anlatı terapisini daha önce duymadıysanız hakkında bir şeyler öğrenmenin tam zamanı. Bu terapide kişinin kendi hayatının uzmanı olması hedeflenir.

Kişi, düşüncelerini tekrar gözden geçirip düzenleyerek ve öyküsünü kendine anlatarak uzman olur. Olayların neden yaşandığını anlayabilir ve alternatif öyküler yaratma fırsatı bulur. Böylece geçmişteki sorunlarından kendi başına kurtulabilecektir.

“Yılda hiçbir şey yapılamayacak iki gün vardır. Biri dün diğeri ise yarındır. Bugün sevmek, inanmak, yapmak ve en çok da yaşamak için en doğru gündür.”

– Dalai Lama

Bu terapinin iyi yanı kişinin kendini başrol hissetmesidir. Bu aynı zamanda kişinin zor zamanlarını hayatının önemli dönemleri olarak görmesini ve büyümek için onlardan faydalanabilmesini sağlar

Zor zamanlar iyileştiricidir.

Gelin anlatı terapisini biraz daha yakından inceleyelim:

uçurumun kenarındaki kadın

Anlatı terapisinin özellikleri

  • Temelde, anlatı terapisi bir düşünme sürecidir. Psikolojik görev kişinin başına gelenleri kendi açısından anlatmasıdır.
  • Terapist kolaylaştırıcı görevi yapar. Terapist, kişinin kendi hikayesini anlatması için bazı yerinde sorular yöneltmekle görevlidir. Böylece hikâye derinleşir. Bazı konuların altını çizer ve kişiyi daha karmaşık ve derin düşünmeye sevk eder.
  • Kişi anlatırken daha önce görmek istemediği şeyleri atlamadan anlatmalıdır. Daha önce gizlenmiş olan düşünceleri ve duyguları da hesaba katmalıdır.
  • Terapinin amacı “Kimsin?”, “Şu an ne yapmak istiyorsun?” ve “Hikayeni anlatmak için gerçekten neye ihtiyacın var?” gibi sorular sorarak kişiyi yönlendirmektir.
  • Genelde bizler hikayelerin belirli kısımlarında takılır, unutur ya da görmeyiz. Geçmiş hevesler ve planlar bırakılır çünkü kararsızlık ya da korku duyarız. Bazen bu öyküleri ortaya çıkarmak önemlidir çünkü böylece hayatta yeni dönemler başlatabiliriz.

Zor zamanlar hayatta kendi öykümüzden yararlanmamıza fırsat verir. Bunu yapmazsak kontrolü kaybeder ve başrolde olmak varken sadece herhangi bir oyuncu oluruz. Ama ipleri elimize alır ve kontrol etmeyi başarırsak hayatta bu aşamaları yaşamanın aslında iyileştirici olduğunu, yeni dersler verdiğini ve düşünmeye sevk ettiğini görürüz.

Haydi bugün yarın yaşamak istediğimiz hikâyeyi düşünelim….