Yaşamak Düğümler Çözmek, Hayaller Dikmek, Hikayeler Örmektir

· Kasım 11, 2018

Önemli olan yaşamak için hayaller dikmek, geçmişin ve bugünün düğümlerini çözmek ve gitgide özgürleşerek ilerlemektir. Anlamı olan bir hayata sahip olmak demek bizim hikaye örme konusunda usta olduğumuz anlamına gelir.

Zanaatımızın iyi ilişkiler kurmak, mutlu bir şekilde gelişebileceğimiz, kara bulutlardan ve soğuk rüzgarlardan uzak daha iyi yerler ve çevreler bulmak olduğu söylenebilir.

Bu fikirlerin, “şimdi ve burada” karmaşasında yolunuza çıkabilecek sürprizlerle baş edebilmeniz için kesinlikle iyi bir yol olacağı varsayılır. Bu konu hakkındaki açıklayıcı bir sözde şöyle denir: “Hayat ne kadar hızlı koştuğunuzla veya ne kadar yükseğe tırmandığınızla ilgili değildir. Önemli olan ne kadar iyi dengede durabildiğinizdir.”

Yani tatmin edici bir gerçekliğe sahip olmak sıkıntılı zamanlarda nasıl tepki vermemiz gerektiğini bildiğimiz incelikli bir süreçtir. Mutluluğa giden yolun dümdüz olmadığını anlamalıyız. Daha çok yaratıcılık, reaksiyon, aksiyon ve hayatta kalma gibi şeylerin egzersizinin yapıldığı bir yoldur.

“Yalnızca bir kere yaşarız ama doğru davranabilirsek bir kere de yeter.”

– Mae West

Hayatı yaşamak varolmaktan fazlasıdır. Bunu hepimiz biliriz ancak bazen unuturuz. Kendi hikayemizin ana kahramanı olmamızın pek çok şey ifade edebileceğini göz ardı ederiz.

Öncelikle kendimizden sorumluyuz. Daha iyi amaçlar edinmek için tutkulu ve hevesli olmalıyız. İçten gelen bir arzumuz olmalı. Hayatımıza anlam katabilmeliyiz.

Bu son cümle önemlidir. Bunu unutmamalıyız. Hatta bugünlerde pozitif psikolojide “mutluluk” teriminden daha çok konuşulan bir terim varsa o da budur. Peki, bunun nedeni ne olabilir?

Mutluluk genellikle zamanda kısıtlı bir şeyken, kendi gerçekliğimize anlam katabilmek bize varlığımız ve var olmaya devam etmemiz için daha kalıcı bir sebep verir.

oturan kadın ev çizimi

Hayatımızı istediğimiz gibi yaşayabilir miyiz?

Hepimiz en azından bir kez bunu düşünmüşüzdür. Hepimiz hayatımızı her şeyin kulağa daha iyi geldiği bir frekansta, istediğimiz gibi yaşamaktan daha tatmin edici bir şey olamayacağını söylemişizdir. Bunu tıpkı Monet’in bir eseri gibi her şeyin parıl parıl parladığı özel bir tonlamayla söyleriz.

Ancak öyle ya da böyle bunun her zaman mümkün olamayacağını öğreniriz. Özgür irade, bir yanılsama olmanın ötesindedir. Böyle bir şey iki nedenle doğrudur: Sosyal durumumuz ve genetik koşullamamız bizi kısıtlar.

Daha da fazlası, pozitif psikoloji alanındaki pek çok temsilci tarafından yayınlanan “Designing Positive Psychology” (Pozitif Psikolojiyi Tasarlamak) isimli ilginç kitapta kültürümüzün bile bize nasıl mutlu olmamız gerektiğini söylediğini öğreniyoruz.

Hatta içinde yaşadığımız toplum, bize, hangi önemli amaçların peşinden koşmamız gerektiğini ve mutlu olmak için kendimizle ilgili neleri değiştirmemiz gerektiğini söylüyor.

Buna rağmen biz bazen hayatlarımızı tasarlarken tamamen özgür olduğumuz yanılgısına kapılıyoruz. Bu sadece bir yanılsama. Her zaman tamamen özgür olduğumuz söylenemez.

Bununla ilgili mükemmel örneklerden biri reklam dünyası. Bizi, kendimizi tatmin olmuş hissedebilmek için son çıkan telefonu almamız gerektiğine inandırıyor.

Ayrıca güzelliğin bir tek tanımı olduğunu, başkalarının onları çekici bulması için herkesin bu tanıma uymanın peşinde olması gerektiğini düşündürüyor. Bu örnekler, psikolojik şartlarımızın bizi kararlı bir şekilde etkilediğini net biçimde ortaya koyuyorlar.

çok renkli ağaçlar

Öte yandan mutluluğun duygusal rahatlığa eşit olduğu fikrinin de kültürümüzün bize aşıladığı şeylerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı bir yara bandının fiziksel bir yarayı gizlemesi gibi üzüntü, kızgınlık, hayal kırıklığı, başarısızlık gibi boyutlar da geçiştirilmeli veya kamufle edilmeliler.

Bunların sebebini biliyor olmamız da önemli değil. Onları susturarak kendimizi kısıtlamak, sanki yoklarmış gibi onlara arkamızı dönmek daha iyi.

Bu duygular yine de var olmayı sürdürürler. Negatif duyguların da insanın bir parçası olmasının arkasında yatan sebepler vardır. Bu tür duygular hayatta kalmamıza ve daha iyi bir yaşam sürmemize yardımcı olmak için limbik sistem tarafından işlenirler.

“Artık mükemmel olman gerekmediğine göre, iyi olabilirsin.”

– John Steinbeck

Ustalıkla hayaller dikmek ve anlamlı bir hayat inşa edebilmek

Hayatımızı yalnızca kendi istediğimiz şekilde yaşamamızın mümkün olmadığını, tam anlamıyla özgür olmadığımızı zaten biliyoruz. Saygı duymamız gereken kısıtlamalar, zorunluluklar ve normlar var.

Ancak sosyal varlıklar olarak bir arada yaşamamz gerektiğinin altını çizen bu kaçınılmaz prensiplerin ötesinde gözlerimizi açmasını da bilmeliyiz. İlerlememize izin vermeyen, bizi hareketsiz kılan, bireysel özgürlüğümüzü kısıtlayan düğümleri geride bırakmalıyız.

Bu düğümlerin çoğunu yaratan kültürümüz, ailemiz, sosyal ilişkilerimiz ve hatta ataerkil bir toplumda yaşamanın sırtımıza yüklediği ağırlıktır. Bu nedenle onların farkına varmalı ve kişisel gelişimimize ket vuran bu rahatsız edici bağlardan kurtulmalıyız.

Bir anlam bulmak, kendimizi tamamlanmış hissederek var olmamıza yardımcı olacaktır. Ayrıca bir şeyi anlamamız için de önemlidir. Bu yaklaşımın bizi anı yaşamak için cesaretlendirdiğini, şimdi ve burada mottosunu gerçekleştirmeye yönelttiğini biliyoruz.

Ancak bir adım daha ilerlemeli ve kendimize şu soruyu da sorabilmeliyiz: Yarın için ne istiyorum? Yakın gelecekte nerede ve ne durumda olmalıyım?

Bu soruları cevaplamak yaşadığınız ana anlam katmanızı sağlayacak. Yürümek istediğiniz yol netleşecek. Umut ve motivasyonla dolacaksınız. Böylece, edindiğiniz önemli amaçlar sayesinde daha iyi bir hikaye örücü ve hayal inşa edici olacaksınız.