Umarım Bir Gün Eğitim de Futbol Kadar Heyecan Yaratır

24 Ağustos, 2017

Umarım bir gün, eğitim de futbol kadar heyecan yaratır. Umarım eğitim, çocuklarımızın ve gençlerimizin kaliteli bir tahsil alacakları kadar ilgiye ve alakaya layık bir alan olarak görülür bir gün. Bir son saniye golü ya da basketinin vermiş olduğu o çılgın duygu gibi, eğitimin temel oluşturacağı buluşlar da aynı heyecanı yaratır bir gün.

Keşke öğretmenlere rahat bir yaşam imkanı sunabilsek. Mesleklerinin toplum nazarında kabul edildiği ve iyi bir maaş aldıkları bir eğitim düzeni olsaydı keşke. Keşke çocuklarımızın gerçek potansiyelini görebilseydik. Keşke iktidar sahipleri, öğretmenlerimize mümkün olan en iyi kaynakları sunmak istese. Bu şekilde, çocuklarımıza yönelik daha bireysel bir eğitim anlayışı okullara yerleşebilir; öğrencilerin her birinin güçlü yönlerine daha çok odaklanan bir eğitim sistemimiz olabilir.

Keşke o sorular soran ve kitaplara karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir tutkusu olan çocuk, yıldız bir sporcu gibi, ailesinde ve toplumda aynı duyguları uyandırabilse. Keşke yeni bilimsel keşifleri sayfalarına taşıyan gazete makaleleri, “büyük derbi maçı” ile ilgili başlıkları olan gazete sayfalarında olduğu gibi okunsa ve saklansa.

Bizler bu ‘keşkeleri’ ve dilekleri dile getirirken, gece aç yatan, ödünç aldığı ya da kendisine büyüklerinden kalan kitaplarını okumak için temiz bir yer arayan, günlüklerine nasıl bu hale geldiklerini anlamadığını yazan, matematikten nefret eden, tahtadaki binlerce işlemi hiç mi hiç anlamayan, bilmedikleri savaşları yaşayan binlerce çocuk olduğunu da unutmayalım lütfen. Hayatta bir adım ileri gidebilme arzusu ve hayatta kalma güdüleri ile savaşları, ön yargıları ve inançlar görmezden gelen çocuklar da bu yaşamda.

Bugün dünya genelinde kullanımda olan eğitim sistemlerinin önemli bir kısmından, yetersizliklerinden dolayı tam randıman alınamamaktadır. Çalışma saatlerini okul saatlerine göre sınırlarlar ve stratejilerini artırmak ya da tanıtmak için, çocukların sahip olduğu bilgiye dayanmazlar. Her ne kadar araçları farklı olsa da, fakir ülkelerde olduğu gibi, gelişmiş ülkelerde de kötü bir eğitim sistemi olabilir.

“Futbol Doktoru” etkisi

Bu sağlık alanında kullanılan, eski bir kavram. Acil durum odaları büyük derbi maçlarının olduğu günlerde ve önemli müsabakaların olduğu sıralarda daha boş olur. Bu durum, tutkularımız hakkında bazı düşünceleri harekete geçiren çok ilginç bir olaydır.

İspanya’da bu konuda birkaç çalışma yapılmış ve ortaya çıkan sonuç, bahsi geçen ‘özel günlerde’, acil servise gelen hasta sayısının en az % 35 oranında azaldığıdır. Nazaran daha az önem arz eden rahatsızlıklar veya hastalıklar için hastaneye başvuran hasta sayısını göz önüne aldığımızda ise rakam daha da yükselir (% 45). Bu anlamlı bir farktır ve sahip olduğumuz alışkanlıklarımızı sorgulamamıza zemin hazırlar.

Bu alışkanlıklar şu soruya akıllara getirmektedir: çocuklarımız daha ilk kelimelerini ifade edebildikten hemen sonra onlara hangi soruyu soruyoruz?Hangi takımı tutuyorsun?” Çocuğun futbol ile bir ilgisi olup olmadığını bile düşünmeyiz genelde. Kendilerine bir hedef belirlemek için, onları bir cevap vermeye ‘zorlarız’.

Eğitim toplumun temelidir

Fin eğitim sistemindeki başarının sırrı, eğitim müfredatının, öğretmenlerin başarısını dikkate alarak şekillenmiş olmasıdır. Öğretmenlerin muhteşem birer eğitmen olmaları için, dikkatle seçilmeleri ve gerekli olan araç ve gereçlerin kendilerine tahsis edilmesi gerekir.

Eğitim, her bir çocuğa, kendi kişisel potansiyelini baz alacak şekilde talimat vermelidir. Her bir bireyin, doğru eğitim ile kendi kendini geliştirmesi olanağının var olduğunu bilinci ile hareket edilmesi. Eğitim, topluma uyum sağlamak için, genel geçer basma kalıp kurallar oluşturmadan, sadece öfkeye, kızgınlığa, felaket notlara ve kayıplara mahal vermeden, gezegenimizi daha yaşanabilir bir hale dönüştürmek için sağlanmalıdır.

En iyi eğitim sistemi, öğrencilerini bir sonraki adıma taşıyan ve buna teşvik eden bir müfredatı, kişiye özel olarak bireyselleştiren ve gerektiği zaman gerekli değişiklikleri yaparak iyi sonuçlar elde eden bir sistemdir. Yani, beceri ve potansiyele dayalı bir eğitim vaadinin gerçekleşmesi demektir.

Söylediklerimiz, çocuklar spor falan yapmasın şekilde algılanmasın lütfen. Eğlenceli yanlarının ötesinde, sporun içerisindeki değerler bütününü görememek inatçılık olurdu. İyi bir takım, sporcularının ‘takım olmanın’ ne demek olduğunu bildikleri için iyi bir takım olur. Tabi, eğer bir bütünün, parçalarının toplamından daha değerli olduğu gestalt prensibini uygulamaya koymamışlarsa.

Eğitimin, eğitim sistemimizde hayatta kalması bir mucizedir

Eğitim, günümüzde tüm dünya çapında yetersiz kalmaktadır. Einstein, insanın sahip olduğu merak duygusunun, örgün eğitimde hayatta kalmasının bir mucize olduğunu söyler.

Eğitimde bir şeylerin eksik olduğunu kabul ediyoruz ve bu yeni veya son zamanlarda dile getirilen bir sorun da değil. Aksi halde, 4 yaşındaki bir çocuk neden günde 100’den fazla soru soruyorken, 10 yaşındaki bir öğrenci sadece bir testin cevaplarını önemser ki? Cevaplaması kolay bir soru. Toplum olarak, çocuklarımızın hayal gücünü köreltiyoruz. Ve bu sadece okullarda vuku bulan bir durum da değil.


Bir çocuğa, öğrenme kabiliyetine sahip olabileceği, kendi yetenekleri ve becerileri etrafında şekillenen bir yol ile eğitim verilmelidir. Çünkü günün sonunda, gerçekten sahip olduğumuz hakkımız, herkesle eşit olmak değil, eğitimimizden başlamak üzere, farklı olmak ve ona göre muamele görmektir.