Korku Bilgisizlikten Nasıl Beslenir

· Mayıs 26, 2018

Korku temel bir insan duygusudur ve hayatımızda oldukça pozitif bir işlevi vardır. Hayatta kalma sistemimizin gayet normal bir parçasıdır. Bu pek hoş bir deneyim olmasa da ortaya çıkması aslında iyi bir ruhsal sağlığın varlığına işaret eder. Elbete gerçek bir tehlikeye tepki olarak doğduğu sürece. Diğer yandan, hayali bir tehdit yüzünden ortaya çıkarsa nevrotik bir semptom olur ve ıstırap haline gelir. Bu yazımızda korku ile bilgisizlik ve bilinmezlik arasındaki içsel bağlantıyı öğreneceğiz.

Korkunun da diğer duygular gibi yoğunluk derecesi farklı olabilir. Basit bir şüpheden büyük bir paniğe kadar farklı seviyelerde olabilir. Korku düşük seviyede olduğunda durumun üstesinden gelmek nispeten daha kolaydır. Ancak, korku seviyesi yüksek olduğunda vücudumuzun mekanizmalarını tamamen etkisiz bırakabilir. Hatta korku yüzünden tamamen felç geçirme gibi vakalar bile var.

Nevrotik korkular bazen o kadar karmaşık ve iç içe olur ki kişiyi uyaran uyarıcı ortadan kalktıktan sonra bile devam edebilir. Buna ek olarak, tamamen korku üzerine kurulmuş yaşam şekilleri ve hayat planları da vardır. Böyle kişiler insanlara, durumlara ya da etrafındaki şeylere olan korkusunun esiri olur ve buna göre yaşar. Ayrıca, sosyal olarak teşvik edilmiş korkuların insanların özgürlüğünü nasıl kısıtladığını ve manipülasyona daha yatkın hale getirdiğini görebiliriz.

Bilinmezlik korkusu

Tüm insanlarda olan en temel korkulardan biri bilinmezlik korkusudur. Bir obje ya da durum bize yabancıysa, bize karşı bir tehdit oluşturmasa bile ondan korkarız. Eğer birden dört kolu olan bir adama rastlarsanız, kesinlikle korku duyarak bir adım geri atarsınız. Ve eğer biyoloji hakkında hiçbir bilginiz yoksa bu korku daha da büyük olur. Bu korkudan çok cehalettir; korkuyu besleyen şey anlayamamaktır.

Aşina olduğumuz şeyler huzur ve sakinlik verirken bize yabancı olan şeyler farklı derecelerde korku yaratır. Bir şeyleri anlamaya başladığımızda aşina olma hissine daha çok yaklaşırız. Diğer yandan, tuhaf ve anlaşılmaz olan şeyler bizi korkutur.

cehalet korkuyu besler

Yeni bir durumla karşılaştığımızda fakat tanıdık birkaç yönünü gördüğümüzde sakinleşiriz. Örneğin, yeni bir şehir gezdiğimizde içindeki evler, binalar ve sokaklar diğer şehirlerinkine benzer olduğu için korkmayız. Öbür taraftan tamamen bilmediğimiz bir alana gittiğimizde durum farklı olabilir. Bir gün güney kutbuna gittiğinizi ve daha önce hiç görmediğiniz bir hayvanın karşınıza çıktığını hayal edin. Doğal olarak tepkiniz korkmak olacaktır. Korku ve bilgisizlik arasında yakın bir ilişki vardır.

Korku ve bilgisizlik

Bir şeyleri bilmek ve anlamak bize güvence verir fakat bilgisizlik bizi tetikte tutar. Bu duyguyu hissetmek için güney kutbuna gitmeye de gerek yok. Bugün yaşadığımız dünya, toplumsal “güvensizlik” durumları gibi birçok bilinmeyen tehlikelerle doludur. Belirli bölgelerde ve ülkelerde başınıza ne geleceğini bilmeden dışarı çıkarsınız. Biri size bir sokağın tehlikeli olduğunu söylüyorsa, oldukça güvenli görünse bile bu sokaktan geçerken korkarsınız.

Aynı şey “terörizm” dediğimiz olgu için de geçerlidir. Nerede ve ne zaman olacağını bilmediğiniz için korku yaratır. Terörizm belirli bir bölgeyle sınırlı olmaz, aslında her yerdedir. Her yerde her an olabileceği fikrini aşılayarak devamlı bir korku durumu yaratır. Bu durumda da önceki durumda olduğu gibi, korku ve bilinmezlik ya da bilgisizlik ölümcül bir kokteyldir. Var olduğunu bildiğimiz ya da şüphelendiğimiz bir tehdidi öngörebilmenin imkansızlığı uyarıcı mekanizmalarımızın hemen aksiyona geçmesine sebep olur.

tv önünde oturan çocuklar
DÜŞÜNMEYİN

Öngörülemeyenin korkusu

Bu olguların öngörülememesinin sebebi tutarlı bir tepki hazırlayabilmemize imkan sağlayacak bir bilgiye ya da bilgilendirmeye sahip olmamamızdır. Bütün bu “global tehditler” az ya da çok tedirginlik yaratır ve bu da bizi gücü elinde bulunduran kişilere güvenmeye iter. Bizim sahip olmadığımız kontrolü bu figürler temsil eder. Bir tehlikeyle karşılaştığımızda, bizi korku ve bilinmezlikten korumak için orada olduklarını hissederiz.

İlkel insanlar şimşeğin ne olduğunu ve kendilerini nasıl savunacaklarını bilmedikleri için korktukları gibi modern insanlar da tehlikenin onları nerede ve ne zaman bulacağını bilmemekten korkar. Hiçbir uyarı almayacağımızı, bize tehlikeden kaçmak için hiç zaman tanınmayacağını bildiğimizden korkarız.

Daha önceki çağlarda insanların korunmak için gerçek olmayan tanrılar yaratması gibi şimdilerde de biz, tehlikeyi uzaklaştırmaya söz veren liderlere atfedilen olağanüstü niteliklere güveniyoruz. Bu şekilde, bilgi bizi nasıl özgürleştiriyor ve daha düzgün iş görmemizi sağlıyorsa bilinmezlik de bizi korkuların bağlarına mahkum ediyor.