Kenarda Bırakılmış: Unutulmuş Çocuklar

08 Şubat, 2018
 

Unutulmuş çocuklar. Anne babası tarafından sevilmemiş çocuk. Bir köşede büyümüş çocuk. On yıllarca hatta yetişkin olduğunda bile o köşede sıkışıp kalacak çünkü çocukluğu çalındı ve sevgiden mahrum bırakıldı. Hâlâ bir zamanlar olduğu o aç ve öfkeli çocuğa bağlı. Çocukluk travmasında sıkışıp kaldı.

Psikiyatr ve profesör Daniel J. Siegel’In kaleme aldığı Parenting from the Inside Out (A’dan Z’ye Ebeveynlik) adı kitabında unutulmuş bu çocuk için mükemmel terimi sunuyor: utanç kültürü. Bu kelimelerin ardında aslında farkında olmadığımız bir gerçeklik gizli.

Tipik bir ailede yaşamadıkları için utanç ve akıl karışıklığı içinde yaşayan küçük çocuklardan bahsediyoruz. Takdir, merhamet, ilgi ve güvenlikten mahrum yaşar bu çocuklar.

“Çocukluk uzun sürmez ama herkes bir çocukluğu hak eder.”

– Wendy Dale

Unutulmuş çocuk, evde bir rol sahibi değildir. Bu, asla istemeyen ve hiçbir şey almayan çocuktur, ağlamanın faydasız olduğunu öğrenmiş çocuktur. Kendini anne babasının gözlerinde hiç görmemiş, onların kucaklamasında hiç hissetmemiş çocuktur. Unutulmuş çocuk, hiçbir zaman özgün bir yuvaya sahip olamamış, her şeyin yolunda gideceğini söyleyen anne babasının okşayışıyla yatıştırılmamıştır. Hiç kimse ona sihre, evrene ve hatta kendine inanmayı öğretmemiştir.

Utanç kültüründe yetişen bu çocuklar; köklerinden koparılarak öfke ve sessizlikte kendilerini kaybederler. İnanın ya d inanmayın toplumumuzda çok yaygın olan cesaret kırıcı bir senaryo bu.

 
üzgün çocuk

Unutulmuş çocuk, ihmal edilmiş hayatlar

Unutulmuş çocuk deyince işlevsiz aileleri düşünüyoruz genelde. Bunlar fiziksel ve sözlü tacizin, olgunlaşmamış anne babalar ve ruhsal travmanın olduğu çevrelerdir. Burada çocuk kıyıda köşede kalmıştır. Duygusal dengesizlik, güvenlik ve korkunun belirlediği bir çevre.

Bu noktada bir şeyi açıklığa kavuşturmamız önemli: unutulmuş çocuk düşündüğümüzden çok daha yakın yaşar bize. Belki de üç katlı şık bir evde yaşamaktadır ya da hep cana  yakın gözüken ve gülümseyen ebeveynleri vardır. Belki de sessiz çocuklarını elinden tutmuş giderken görürsünüz bu aileyi, onu okula götürdükleri sırada çocuğun gözlerinde gizli bir üzüntü vardır.

Belki de kendi anahtarı vardır, yalnız başına eve girip çıkarken görürsünüz onu çünkü anne babası her gün çalışmaktadır, olması gerektiği gibi yani. Yorgun argın eve geldiklerinde çocuklarıyla ilgilenecek onu dinleyecek enerjileri kalmamıştır, işte bu olmaz. Bu durumda şiddet yoktur ama işlevsizlik olduğu aşikârdır. Bu da bir kötü muamele türüdür: gerçek sevgi eksikliği, bilinçli ve çocuğunun yanında olan bir ebeveynin eksikliği, çocuğu anlayan bir ailenin eksikliği. 

 
denize bakan çocuk

Hiç kimse bir köşede yaşamamalı

Hiç kimse şefkatten yoksun olarak karanlık bir odada yaşamamalı. Gölgelerle dolu ve şefkatten yoksun bu tür bir ortamda çocukluk geçirmek, çocukta iç çatışmalar yol açacak ve bu çatışmaların çözümlenmesi on yılları bulacaktır. İlginçtir ki Elisabeth Kubler-Ross On Grief and Grieving (“Yas ve Yas Tutma Üzerine”) adlı kitabında travmatik çocukluk geçirmiş kişilerin çok özel bir yas sürecinden geçtiğini yazmaktadır.

“Hayatta başınıza gelebilecek en büyük şanslardan biri, bence, mutlu bir çocukluktur.”

– Agatha Christie

İsviçre kökenli Amerikalı psikiyatr, bunun kutularda saklı bozuk duygu dizileri üzerinde ameliyata başlamaya benzediğini söylemektedir. Derine indikçe her kutu daha fazla dağılır. Her şeyin aynı anda var olduğu kaotik bir iç dünyadır bu: öfke, kızgınlık, aldatmaca, ihmal ve depresyon.

Unutulmuş çocuk çoğu zaman ulaşılması güç bir yetişkine, kendi içine kapanan ve uzun süreli anlamlı ilişkiler kuramayan insanlara dönüşürler. Bunun nedeni bir anlamda hâlen bu utanç kültüründe yaşamaları ve sürekli bir şekilde kendilerine sevgiyi hak etmemek için ne yapmış olduklarını sormalarıdır. Bir birey olarak büyüyüp gelişmek için gerekli sevgiyi hiç görmemişlerdir.

 
uyuyan anne ve bebek

Hiç kimse bir köşede yaşamak istemez bilhassa da çocuklar. Küçüklerimiz şefkat dolu sözlerle ilgi görmeyi hak ederler. Uzun ve yorucu bir gün geçirmiş bile olsak günün sonunda zamanımızı hak ederler. Dahası bitmek tükenmek bilmeyen sabrımızı ve teselli sözlerimizi hak ederler.

Size bir teklifte bulunmak istiyorum: ebeveynlik ve bilinçli eğitime yatırım yapın. Daha fazla unutulmuş çocuk olmasın artık, daha fazla kayıp çocukluk olmasın. Eylemlerinizin, çocuğunuzun yaşamının geri kalanı üzerindeki etkisini iyi düşünün.