İradenin Kaynağı

01 Nisan, 2017

“İrade” hepimizin farkına bile varmadan kullandığımız bir sözcük ama aslında üzerinde anlaşılmış bir kavram değil.

Filozoflar, özellikle de Aristo, geleneksel olarak iradenin metafizikten kaynaklandığını savunmuştur. Fakat bu kavram, çeşitli Batı dinlerinin de konusu olmuştur ve bu dinlerde irade, en yüksek erdemlerden biri olarak kabul edilmektedir.

“İrade, gözleri gören topal bir adamı omuzlarında taşıyan güçlü kuvvetli ama kör bir adamın zihnine sahip olmak demektir.”

– Arthur Shopenhauer


İrade insanın kendi eylemlerini yönetme ve kontrol etme becerisi olarak tanımlanır.

Metafizik ve dini görüşlere göre irade gücü, her insanın kendi karar verme becerisinden kaynaklanır.

Ne var ki, psikanaliz, bilinçaltının keşfedilmesi nedeniyle “irade” ve “irade gücü” gibi kavramlara itiraz etmektedir.

Kontrolümüz dışında olanlar

Psikanalize göre bilinçli süreçler, zihinsel aktivitelerde buz dağının görünen yüzünden ibarettir. Gerçekte, düşünce ve eylemleri belirleyen güç, irade değil, bilinçaltıdır.

Bu keşif, birçok fenomeni açıklıyor. Mesela, “dil sürçmesi” ya da bir şey söylemek isteyip de “farkında olmadan” başka bir şey söylediğimiz durumlar buna örnek olabilir.

Bilinçaltı ayrıca sözde “kötü eylemlerden” de sorumludur: kişi, bilinçli olarak bir şey yapmaya niyetlenir ama sonuç çok farklı olur.

Bu hergün gördüğümüz bir şey. Mesela, bir randevu için erkenden orada bulunmanız gerekmektedir ama “kazayla” gecikirsiniz ya da hiç gitmezsiniz. Ya da “tüm gücünüzle çalışmak” için karar alırsınız ama işinizle değil başka şeylerle meşgul olursunuz.

O halde psikanalize göre irade bir güç değil, bilinçaltındaki arzuların ifadesidir. Kişi, arzusuyla uyumlu olduğu sürece irade harekete geçecektir. Aksi halde, “iradeniz, sizi yüzüstü bırakacaktır.”

Sürekli ertelenen planların, değişen kararların ya da gerçekleştirilmeyen eylemlerin nedeni budur.

Zen gibi Doğu filozofları, uygulamalarında “irade”den bahsetmemektedir. Onlara göre iradeye odaklanmak yerine anlayış ve sevgiye önem vermek gerekir. İnsanı eyleme götüren güçler, bunlardır.

İrade ve bilinç

Psikanaliz ve Doğu filozoflarının paylaştığı düşünceye göre irade, kendinizi zorlamaya dayanan bir güç eylemi değildir. Yalnızca anlayıştan yani bilinçten kaynaklanabilir.

Belirli ve bilinçli amaçlar olduğu halde bunlar eyleme dönüşmüyorsa, çözüm zorlamaktan geçmez. Böyle durumlar, değerli bir mesaj içerir. İradenin belli şekilde hareket etmesini engelleyen “bir şeyler” vardır. Aslında başarısız olan irade değil, farkında olmadığımız bir arzunun zaferidir.

Sıkı bir diyeti uygularız, ama aynı zamanda tıka basa yemek yemek isteriz. Rejime başladıktan kısa süre sonra suçluluk ve tatmin duyguları içinde kendimize “son bir yemek” ısmarlarız.

Bu durumda, sağlıklı yemek yemenin faydalarına odaklanmışızdır ama tıka basa yeme isteğimizi anlamamışızdır. Belki yemek, tattan ya da midemize verdiği histen çok daha fazlasıdır. Belki bu dürtü, irademizi sıfıra indirecek çok derin bir arzuya işaret etmektedir.

Bu tür durumlarda, irade eyleme geçmez. Böyle yaptığımızda, bilinçli irademizin tersi yönünde hareket etmiş oluruz. Ama bunun nedeni zayıf karakterli olmak değildir; bu bilinçaltının bir işaretidir. Bu işaret, incelenip anlaşıldığında yok olur.

Belki niyetlerimizi eyleme çevirmek ve eylemlerimizi, istediğimiz hayatla uyumlu hâle getirmek için kendimizi daha az zorlamalı ve daha çok anlamalıyız.