Bazı İnsanlar Neden Bu Kadar Kararsız?

Şubat 4, 2017

Beynin iki bölgesi arasında iletişim kesildiğinde, daha kararsız hale geliriz çünkü değer ve tercihlere dayanan kararlar vermemiz gerekmektedir.

Fakat bu iletişimin kesilmesi, nesnel veya duyusal kararların niteliğini etkilemez. Bu da bazı insanların neden bu kadar kararsız olduğunu açıklayabilir.

Nature Communications dergisinde yayınlanmış bir çalışmaya göre, beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimin gücü, değerli kararların verilme kesinliğinin derecesini belirler.

Bu çalışmayı yürüten ve İsviçre, Zürih Üniversitesinde nöro-ekonomi profesörü olan Christian Ruff ve ekibinin bulduğu sonuçlara göre, beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimin yoğunluğu değer temelli kararların alınmasını ve bir şeyi sevip sevmediğimize karar vermemizi belirler.

Farklı kararlara farklı yaklaşmak

Tercihe dayalı değer temelli kararlar, duyularımız aracılığıyla verdiğimiz; yani görerek, duyarak, tadarak veya dokunarak verilen kararlardan farklıdır. Değer temelli kararlara örnek olarak yeni bir araba, yeni bir elbise ya da menüden yemek seçmeyi verebiliriz. En çok neyi sevdiğimize karar vermeliyiz, daha sonra doğru seçimi yapıp yapmadığımızı anlayabiliriz.

Duyusal sorulara dayalı kararlar, bizi kararsızlığa daha meyilli kılar. Zira bunlar ele alınan özelliklerin daha doğrudan değerlendirilmesini gerektirir.

patlama

Bilimsel bulgular, bazılarımızın neden daha kararsız olduğunu açıklayabilir

Neden bazı insanlar ne istediğini daima bilir de bazısı ise asla emin olamaz? Profesör Ruff ve meslektaşları, kişisel tercihler konusunda bazı insanların neden daha kararsız olduğunu, bazılarının ise neden emin olduğunu anlamak istedi.

Araştırmacılar, bu tercih kararlarının kesinlik ve sabitliğinin yalnızca beynin farklı alanlarındaki etkinlik düzeyine değil, beynin iki bölgesi arasındaki iletişim yoğunluğuna da bağlı olduğu sonucuna ulaştı.

Bu iki bölge alnın hemen aşağısında yer alan prefrontal korteks ile kulaklarımızın hemen yukarısında konumlanmış olan parietal kortekstir. Bu iki beyin bölgesi, tercihlerimizin, belli yönelimlerimizin ve eylemlerimizin planlanmasında rol oynar.

Değer temelli kararlar, beynin iki bölgesi arasındaki iletişime dayanır

Çalışmayı yürüten ekip, gönüllülerden yemek hakkında iki farklı karar vermelerini istedi: biri tercihsel, diğeri ise objektif ve duyusal. Bu kararları verirken gönüllüler non-invaziv beyin uyarıcısına maruz bırakıldılar. Bu, elektrik uyarı sistemidir.

Bu sistem, uyarı değiştirilerek uygulanır. Bu süreç boyunca beyne birbirini takip eden akımlar gönderilir ve böylece beynin belli kısımlarında koordine aktivite şablonları üretilir.

Bu sırada gönüllülere farklı yemek resimleri gösterilmiştir. Sonunda hangi yemeği tercih ettikleri sorulmuştur (tercih temelli kararları sınanmıştır). Ayrıca resimler hakkında duyusal sorular sorulmuştur; mesela, bir resimde diğerine göre ne kadar siyah olduğunu söylemeleri istenmiştir (duyusal ve objektif bilgiye dayanan kararları test edilmiştir).

Uyarı tekniği kullanılarak araştırmacılar, gönüllülerden karar vermelerini istediklerinde prefrontal ve parietal korteks arasındaki bilgi akımını yoğunlaştırmış veya azaltmışlardır.

beyin

Profesör Ruff bulgularını şöyle açıklıyor: “Beynin iki bölgesi arasındaki bilgi akışı kesildiğinde tercih temelli kararların daha değişken olduğunu gördük. Katılımcılarımız daha kararsızdı. Fakat tamamen duyusal nedenlerde bu etki mevcut değildi.

Ruff ve ekibi, “Beynin bu iki alanı arasındaki iletişim, bir şeyden hoşlanıp hoşlanmadığımıza karar vereceksek geçerlidir ve objektif gerçekliklere dayandığı takdirde geçerli değildir.” şeklinde bir sonuca ulaşmıştır.

Ekibin ulaştığı sonuçlardan biri de şu: Kararın tabiatı, beynin iki bölgesi arasında bilgi akışının yoğunlaştırılmasıyla daha sabit veya kesin hale gelmez. Bunun nedeni gönüllülerin hepsinin, gelişmiş karar verme becerilerine sahip genç ve sağlıklı insanlar olmaları olabilir.

Bu nedenle araştırmacılar, bu tekniğin terapi amaçlı kullanılıp kullanılamayacağını anlamak üzere başka çalışmaların yapılması gerektiğini belirtmektedir. Mesela, beyin hasarı ya da ciddi bir zihinsel hastalık nedeniyle dürtüsellik veya kararsızlık eğilimindeki hastaların tedavisinde faydalı olabilir.