Aşırı Hassas İnsanların Dünyası

Ocak 9, 2018 İçinde Psikoloji 336 Paylaşıldı

Hassas bir insanın kendi dili vardır: duyguların dili. Bu, çok içten ve algı gücü yüksek bir dildir ve bu dilde kalp daima tedirgin ve savunmasızdır. Ne var ki hassas insanların çok iyi anladığı bir şey, hassasiyetin nadir rastlanan bir yetenek olabileceğidir. Bir çok güçle olduğu gibi tehlikelerle de dolu zihinse bir kas gibidir. Riskleri en aza indirgemek için ellerinde güçlü bir araç vardır: duygusal zeka.

Hassas bir insan daima yanınızdadır, saklanmış ve hatta insan arazisine karışmış olarak. Aynı zamanda, hepimizden aynı olmamızı, aynı şekilde tepki vermemizi, gerçekliği aynı pencereden görmemizi isteyen bir dünyada yaşamanın kolay olmadığını da hepimiz biliriz. Sanki hepimize aynı reçete verilmiş ve aynı duygusal dile konuşulmuştur.

“Kişi her şeye dikkat ettiğinde hassas olur. Hassas olmak, güzelliğe dair iç bir algıya sahip olmak, güzelliğin anlamına sahip olmak demektir.”

– Jiddu Krishnamurti

Hassas bir insanın günlük hayatı, bir kirpinin sırtına ya da gül dalının dikenlerine benzer. Her şey biraz daha can yakar ve daha heyecan verici hâle gelir. Bu tür bir hassasiyete alışkın olmayan biri için bu durum tuhaf olabilir. Bu durumdan habersiz, saygısız biri hiç düşünmeden “Her şeyi çok kafaya takıyorsun. Biraz daha rahat olman gerek,” gibi bir şey söyleyebilir.

Peki ama nasıl? Dr. Ted Zeff ‘in Survival Guide for the Highly Sensitive Person (“Aşırı Hassas Kişilerin Yaşam Rehberi”) başlıklı kitabı gibi metinlere göre aşırı hassas insanların aşırı hassas bir sinir sistemi vardır. Ayrıca beyinlerinin bazı bölgeleri de yüksek bir yoğunlukta çalışır. Özellikle insula ve beynin empati ve duygusal tepkiyle ilgili diğer bölgeleri bunlara dâhildir.  

Dünyayla başka bir frekansta bağlanan bir beyniniz olduğunda “daha sert olmak” mümkün değildir. Hiç kimse olmadığı bir şey olamaz. Ayrıca çok yükseldiklerinde duygularımızın sesini kısamayız ve gerçeklik, yalnızca bizim görebildiğimiz tonlar ortaya çıkarıverir bir anda.

cama yapışmış yapraklar

Hassas kişi ve çevrelerinin yüksek sesi

Çoğumuzun şefkatli bir şekilde davranarak “bak ama dokunma” diye uyardığımız bir arkadaşımız olmuştur. Koku ve dokunma hislerinin hassaslığına dikkat etmemiz gerekmektedir. Onları rahatsız ettiği, kaşındırdığı ya da alerjiye neden olduğu için kullanamadıkları belli kumaşlar vardır.

Kimi zaman basit bir dokunuş ya da normalden bira yüksek bir ses, yoğun bir acı yaşamalarına neden olur. Aşırı hassas insanlar, parti ve toplantılara katılan ama bir köşeye sinip keşke evde olsaydım diyen insanlardır.

Psikiyatrist ve Duygusal Özgürlük kitabının yazarı Judith Orloff, aşırı hassas insanlar için duyusal algının farklı olduğunu söylemektedir. Hatta tüm uyarıcılar 50 ile çarpılmaktadır. Bu, her şeyin aşırı acı verdiği anlamına gelmez. Bu hassas algı ve duygusal eşik, hayatın güzelliğine çok yoğun bir şekilde bağlanmaktadır. Büyük çoğunluğumuz, bu tür güzellikten tamamen mahrum kalıyoruz.

Yani aşırı hassasiyetin bir nimet olduğunu söylemek hata olmaz. Ne var ki hassas insanların aldıkları uyarıcıları yönetebilmeleri ve yeterli bir şekilde filtrelemeyi öğrenmeleri gerektiği de doğrudur. Öz saygı ve duygusal bütünlüklerine dikkat etmek için çevrelerinde koruyucu bir kalkanı başarıyla kullandıklarında, son derece özel bir hassas olgunluk seviyesine ulaşabilirler.

Aşırı hassas insanlar, detayların eşsizliğini fark eden, sessizlik ve kıymetli yalnızlık anlarında mutluluk bulan kişilerdir. Bu sessiz anlarda her aktivite (bilhassa sanatsal faaliyetler) heyecan verici hâle gelir. Tıpkı hislerin, zevklerin ve ince duyguların sinestetik biçimde patlaması gibidir bu. ama nüfusun %20’si olan aşırı hassas insanlar grubunda olmayan kişilere bunu anlatmak zordur.  duvardaki elde gökkuşağı

Aşırı hassas adam ve onun sessizlik dünyası

Alex, iş çıkışında kızkardeşiyle kahve içmek için buluştu. Bütün günü karnında bir sancıyla geçirdiğini ve kendini tükenmiş hissettiğini anlattı. Patronu, satış müdürü olarak yaptığı iş hakkında bazı gözlemlerde bulunmuş ve Alex’in iyi karşılamadığı bazı eleştiriler yapmıştı. Bu sözlerden o kadar etkilendi ki iş arkadaşları bütün gün onunla dalga geçti. Daha da kötüsü, ofiste herkesin ona “her şeyi büyütüp ilgi çekmeye çalışan biri” gözüyle baktıklarını biliyordu.

“Kimsenin hasssiyetini göz ardı etmeyin. Hassasiyetimiz bizim dehamızdır.”

Charles Baudelaire

Bu basit örnek, pek çok aşırı hassas erkeğin yaşadığı gerçekliği görebilmemize yardım ediyor. Aslında aşırı hassaslık, sadece kadınlara özgü bir şey değildir. Aşırı hassas nüfusun yarısı erkeklerden oluşmaktadır ve hassas erkekleri kabul etmeyen bir toplumda kendilerini baskı altında hissetmektedirler. İçinde yaşadığımız kültür, duygularını zor zapteden, eleştirileri can yakıcı bulan, kolayca ağlayan, yalnız yaptığı sporları tercih eden ve çevresindekilere karşı büyük empati duyan erkek fikrini reddetmektedir.

alacakaranlıkta deniz kıyısında

Aşırı hassasiyetin artık bilinen bir konu olmasına karşın, hâlâ karanlıkta saklanan pek çok insan var. Sessizce, dikkat çekmeden etraflarına bakıyor ve acı çekmemek için mesafelerini koruyorlar. Keskin dönemeçlerle dolu bir dünyada her birimizin kendimize özgü yollarla ayakta kaldığımızı biliyoruz. Ama saygı ve “yaşa ve yaşat” ilkesi, gerçek kişisel mutluluğa ulaşabilmemiz için hepimizin hayatında önemli bir yer tutmalıdır.

Bunlar da ilginizi çekebilir