Anoreksiyayı Anlamak İçin 5 Film

Aralık 22, 2018

Yeme bozukluğu terimi, kişinin yeme durumuyla ilgili birçok farklı bozukluğu içine dahil eden bir terimdir. Genellikle, çeşitli psikolojik sebeplerden ortaya çıkar ve türden türe değişiklik gösterir. Muhtemelen siz de buna sebep olan bazı şeyleri hayal edebiliyorsunuzdur: öz saygı, anksiyete, dış görünüş vb…

Anoreksiya ve bulimiya muhtemelen en bilinen yeme bozukluklarıdır, ama başka yeme bozuklukları da vardır. Bunlar, genellikle ergenlikte başlar ve kurtulması çok zordur. Ayrıca, bugünlerde erkeklerde de görülmesi sıklaşmasına rağmen yine de daha çok kadınlarda yaygındır.

Bu tür bozuklukların yol açabileceği pek çok sağlık sorunu vardır. Bunun yanı sıra, bu bozukluklar genellikle başka bozukluk ve hastalıklarla beraber görülür. Bunların bazı psikolojik sonuçları şunlardır:

Fiziksel sonuçlarından bazıları:

  • Düşük kalp atışı
  • Saç dökülmesi ve vücut tüylerinde dökülme
  • Kuru cilt
  • Dehidrasyon
  • Yorgunluk

Yeme bozukluklarına ne sebep olur?

Yeme bozukluğuna sebep olan birçok farklı şey vardır ve bunlar kişiden kişiye değişir. Genel olarak, (herkes birbirinden farklı olsa da), öz saygısı düşük olan ve aile ya da arkadaş çevresinde sorun yaşayan ve kendine çok fazla yüklenen mükemmeliyetçi kişilerde sıkça buna rastlanır. Yani bunun tek bir sebebi yoktur, genellikle bir grup sebebi vardır.

Bu bozukluklar her zaman vardı ve farklı şekillerde insanlara gösterilmişti. Ama bu hiçbir şekilde geçtiğimiz yıllarda bundan muzdarip olan insanların sayısının artmasını engelleyemedi. Bunun için net bir sebep göstermek pek de kolay değil. Ama moda dünyası ve gerçekçi olmayan vücut standartları suçlulardan bazıları olabilir.

Yeme bozukluklarının filmlere etkisi

Kadınlar için zayıflığın bir güzellik standardı haline gelmesi çok zamandır sağlıksız olduğunu göstermeye başladı. Medya bunu üzerimize o kadar baskın bir şekilde uyguladı ki çoğumuz fazlasıyla zayıf olmayı normal olarak görmeye başladık.

Buradaki asıl sorun da medyanın aslında çoğunluk için gerçekleri göstermemesidir. Hiçbirimiz aynı değiliz ve fazla zayıf olmayı normalleştirmek, toplumumuzda ciddi problemlere yol açabilir.

Tüm bunların yanında, filmlerin ve medyanın bu yolda daha farkındalık yaratıcı olması çok önemlidir. Bize gerçeğin bozuk bir görüntüsünü gösteren inceltici aynalar gibi olmamalılar. Ve reklamlar da bunu ideal, istenen ve yaygın şey olarak göstermemeli.

Sadece bir dakika durup Hollywood yıldızlarının vücutlarını gözünüzün önüne getirin. Hiçbirisi bize benziyor mu? Hiçbiri gerçekten bizimle aynı gerçeklikte yaşıyor mu sizce?

Ünlüler ve medya

Filmleri, gerçekliğin etki altında kalmamış bir temsili olarak görmek zordur. Baskın olan güzellik standartlarının dışında ne kadar az oyuncu olduğunu bir düşünün. Karakterleri, aktörleri ve modelleri idealleştiririz ve onlar gibi olmak isteriz.

Ama bu çok tehlikelidir, özellikle de genç kadınlar için. Yani, birçok ünlü kişinin anoreksiya ya da bulimiyadan muzdarip olduğunu söylemesi pek de sürpriz değildir. Allegra Versace, Mary-Kate Olsen, Victoria Beckham, Lady Gaga, ve Elton John gibi isimlerin de aralarında olduğu uzun bir liste vardır.

Ayrıca, ünlüleri kilo aldıkları için eleştiren birçok manşet de görmemiz çok mümkündür. Birkaç yıl önce diyet yapmayı bırakığında Christina Aguilera’ya olanları hatırlayın. Sadece birkaç kilo aldı ve medya onu çok ağır biçimde eleştirdi.

Ünlü olan birisi kilo alırsa ya da verirse, eleştiriler ve yorumların ardı arkası kesilmez. Ne yazık ki, dış görünüşleri gerçek yeteneklerinden daha önemli hale gelir.

“Mükemmelik, parlatılmış bir hatalar koleksiyonudur.”

– Mario Benedetti

Anoreksiya ve bunun filmlerde gösterilmesi

Eğer filmlerde gerçekliğin gösterilmesini istiyorsak, bunu temsil edebilecek aktör ve aktrisler bulmamız gereklidir. Vücutları ortalama bir insan gibi gözüken insanları görmeye ihtiyacımız var, idealleştirilmiş olanları değil. Peki anoreksiya ile ilgili bir film yapmak istersek ne olur?

Bunu filmlerde göstermeye gelince birtakım sorunlar ortaya çıkar ve bunun pek bir örneği yoktur. Birçoğu da pek güzel değildir. Anoreksiya ya da bulimiya olan karakterler vardır ama filmler genellikle bu karakterleri çok derinlemesine incelemez. Bunun gerçekte nasıl olduğunu gösteren yeterli sayıda film gerçekten de yoktur.

Herkes birbirinden farklı olduğu için bu tarz hastalıkların nasıl olduğunu göstermek pek de kolay değildir. Bunun yanı sıra, bunu yapabilmek için aktörlerin çok fazla kilo vermesi gereklidir ve bu da sağlıkları için iyi değildir. Bu türde filmler çok fazla olmasa da işte sizler için beş filmden oluşan bir seçki oluşturduk. Umarız bu konuda farkındalık yaratırlar.

1. İlk Aşk (Primo Amore)

Bu, 2004 yılında yapılmış bir İtalyan filmidir. Anoreksiyayı farklı bir bakış açısıyla ele alır: erkeklerin, fazla zayıf kadınlara olan takıntısı. Vittorio, mükemmellik takıntısı olan bir adamdır. Bu sebeple, bu arzularına uygun bir kadın bulmak istemektedir: çok zayıf bir kadın.

Film başladıktan kısa bir süre sonra bu adam, Sonia ile tanışır. Onun istediği kadar zayıf olmasa da birbirlerine aşık olurlar ve bir ilişkiye başlarlar. Sonia aşık olduğu için kilo vermeye çalışır ama sonra olanlar bir kabus gibidir.

Film bizi bu anoreksiya denilen cehennemin içine farklı bir bakış açısıyla götürür. Bu sadece anoreksiya ile ilgili değildir, ayrıca bazı belli vücut tiplerini nasıl idealleştirdiğimizle de alakalıdır.

ilk aşk afişi anoreksiya

2. Aklım Karıştı (Girl, Interrupted)

Bu film 1999’de yapılmıştır ve başrolünde Winona Ryder yer almaktadır. Aslında yeme bozuklukları filmin ana konusu değildir. Filmde ergen olmaya bağlı birçok bozukluk konu edilmektedir: yüksek derecede özgüven sorunu yaşanılan bu dönemde ortaya çıkan birçok bozukluk.

Fakat filmde anoreksiya ve bulimiya olan bazı karakterler bulunmaktadır. Bunlardan en belirgini bulimiya olan ve cinsel saldırı mağduru olan Daisy’dir.

sağa bakan kadın

3. Kötü Alışkanlıklar (Malos Hábitos)

2005’te Meksika’da yapılmış bu film, küçük bir aileye odaklanır ve bu ailedeki farklı yeme bozukluklarını konu eder. Film boyunca, mevcut güzellik standartlarına yapılan çok sert eleştirilere tanık oluruz. Örneğin, bunlardan biri kızının fazla kilolarından utanan bir anne karakteridir.

çatal ve bıçaklı film afişi

4. İnce (Thin)

Bu aslında tam olarak bir film değil, en azından kurgusal değil. Bu bir belgesel ama bu listede yer almayı kesinlikle hak ediyor. Anoreksiya ve toplumumuzun dış görünüş ile ilgili takıntısı konusunda çok derinlere iniyor. Bu film, bizlerin nasıl bu genelleştirilmiş güzellik standartlarına katkıda bulunduğumuzu düşünmemizi sağlıyor.

5. Kemiklerine Kadar (To the Bone)

Bu, 2017 Sundance Film Festivalinde karşımıza çıkan bir film. Buna yönelik büyük bir tartışma söz konusudur, çünkü bazı çevreler bu filmin ciddi bir konuyu alay edercesine anlattığını söylemektedir. Ama bazı insanlar da amacına ulaştığını düşünmektedir.

Anoreksiya olan genç bir kadın olan Ellen aracılığıyla, onun bundan kurtulmak için ne gibi savaşlar verdiğini ve bunun nasıl da her zaman etkili olmayabileceğini görüyoruz.

Bir dipnot olarak, Ellen’ı oynayan oyuncu, Lily Collins, daha sonra kendisinin de anoreksiya olduğunu itiraf etmiştir. Daha sonra bundan kurtulduğunu söylemiştir ama film için kilo verdiği dönemde herkes onu fazla zayıflığı yüzünden çok takdir etmiştir.

Bir kere daha bu güzellik standartlarının normalleştirilmesinin tehlikelerini görmüş oluyoruz. İnsanlar onu zayıf olmaya teşvik etmiş çünkü çoğumuzun ideal kadın görüntüsüne uymasını istemişlerdir.

“Bir gün evden yeni çıkmıştım ve uzun zamandır tanıdığım, annemin yaşlarında olan bir kadın bana “Wow, süper gözüküyorsun!” dedi. Ona bir rol için kilo verdiğimi anlatmaya çalıştıkça da “Hayır hayır! Böyle çok iyi görünüyorsun bunu yapmaya devam et!” dedi. Arabaya bindiğimde anneme “İşte bu yüzden bu sorun hala var.” dedim.”

– Lily Collins