Zayıf Merkezi Tutarlılık Teorisi ve Otizmle Bağlantısı

Zayıf merkezi tutarlılık teorisi, bazı insanların dikkatinin bir görüntünün ana fikrini işlemekten çok önce ayrıntılarına gittiğini ortaya koyuyor. Peki bu durumun ASD'lerle ilişkisi nedir?
Zayıf Merkezi Tutarlılık Teorisi ve Otizmle Bağlantısı

Son Güncelleme: 12 Kasım, 2020

Doğal yapımız itibarıyla, çevremizdeki nesneleri, doğrudan küresel imajına dayalı bir şekilde işleme eğiliminde oluyoruz. Yani, örneğin bir nesneyi aradığımızda ve çabalarımızı onu bulmak yönünde harcamaya başladığımızda, referans olarak bu nesnenin küresel anlamdaki imajını göz önüne alarak yapıyoruz. Bu nedenle de, aradığımız şeyi tek tek parçalar bazında aramıyoruz. Sahip olduğumuz anlamsal sistemimiz, bu nesnenin bir bütünlük içindeki temsili görüntüsünü saklıyor. Bunu, merkezi tutarlılık olarak bilinen bir yürütme işlevi sayesinde yapıyoruz. Bugünkü yazımızda, zayıf merkezi tutarlılık teorisi ve konuyla ilişkili diğer teorileri açıklamaya çalışacağız.

Aynı şekilde, bir nesneyi ilk kez gözlemlediğimizde, onun temsilini de küresel ve genel bir şekilde gözlemliyoruz. Genelde onu oluşturan parçaları ayrı ayrı ve tek tek fark etmiyoruz. Örneğin, insanların yüzlerini gözlemlediğimizde, onları genellikle bir bütünün parçası olarak gözlemleriz. Genellikle, diğerlerinden izole bir biçimde doğrudan burna, ağza vb. bakmayız. Bunu merkezi tutarlılık sayesinde yapıyoruz.

Ancak bazı araştırmalar bize bunun her zaman gerçekleşmediğini söylüyor. Buradaki en önemli örnek, otizm spektrum bozukluğu (ASD – Autism Spectrum Disorder) problemi olan veya yürütme işlevlerini etkileyen diğer bazı durumlara sahip olan kişiler. Bu nedenle, nörobilim, son dönemde, zayıf merkezi tutarlılık teorisine ilgi göstermekte.

Otizmli bir çocuk

Zayıf merkezi tutarlılık teorisi

Bu teori, 1989’da Uta Frith ve 1999’da da Joliffe ve Baron Cohen tarafından formüle edildi. Bu formül, ASD’li kişilerin bilgiyi tek bir tutarlı “bütün” içinde entegre etmek konusunda yaşadıkları zorluğu açıklamaya çalışıyor. Otizmli veya otizm spektrum bozukluğuna sahip olan insanlar, parçalar halinde işlem yapma şekilleriyle karakterize ediliyorlar. Bu nedenle, bu tür insanlar, küçük ayrıntılara odaklanma ve dikkatlerini bu yönde yoğunlaştırma eğiliminde oluyorlar.

Dr. Frith’e göre, ASD’li kişiler, karşılarındakilerin niyetlerini göz hareketlerinden, el hareketlerinden ve diğer bağlamsal ipuçlarından okuyarak durumları yorumlamakta güçlük çekiyorlar.

Bu onlar için açık bir dezavantaj yaratıyor. İzole parçalara odaklanmak için zaman harcıyorlar ve sonuç olarak resmin tamamını görmeleri daha uzun sürüyor. Genelden özele gitmek yerine, bu işleri tam da ters istikamette yapıyorlar.

Nöropsikolojik değerlendirme

Merkezi uyum sisteminde bir değişiklik olup olmadığını tespit edebilecek bir şekilde icra edilen nöropsikolojik değerlendirme, konulacak tanıya da yardımcı oluyor. Uzmanlar, bu yöntemi kullanarak, ASD’li kişilerin, merkezi tutarlılık konusunda genel veya küresel bir biçimde bir imajı algılama kapasitelerine zarar verecek şekilde ayrıntılara odaklanmalarına sebep olan özel yeteneklerine odaklanabilir.

Ayrıntılara odaklanma konusundaki bu özel yetenek, “maskelenmiş figürler” adı verilen görevler verilerek veya Wechsler Zeka Ölçeklerinin Küp Alt Testi kullanılarak değerlendiriliyor. Bu konuda ortaya konulmuş olan Savant becerileri, çok özel bir bilişsel tarzı temsil ediyor.

Uzmanlar, bu durumu, çizim becerilerinin nöropsikolojik değerlendirmesinde de gözlemlediler. Bu insanlar, çizimlerine de, tüm ayrıntılara odaklanarak başlama eğiliminde oluyorlar. Küresel fikrin bir taslağıyla başlamak yerine, parçaları tek tek ayrıntılı olarak çiziyorlar.

Ancak bu teori, otizm spektrum bozukluğu (ASD) olan kişilerin özelliği olan tüm klinik tabloyu açıklamıyor. Sonuç olarak, araştırmacılar, bu durumu, ayrıntı odaklı bilişsel işlemenin açıklayıcı bir teorisi olarak kullanmayı öneriyorlar.

Zayıf merkezi tutarlılık teorisi ile ASD etkileşimi

Tamamlayıcı teoriler

Bu konuda tamamlayıcı rolü olacak şekilde ortaya konulmuş bir başka teori de, “yürütücü işlev bozukluğu modeli”. Bu model, ASD semptomatolojisinin tamamını karşılamasa da, esneklik eksikliği, planlamadaki zorluklar ve yeni fikirlerin üretilmesi ve tekrarlayan davranışların varlığı gibi bazı özellikleri açıklamakta.

Bu tür kapasitelerin kullanımı, yürütme işlevlerinin yerine getirilmesiyle de doğrudan ilgili. Son zamanlarda, Rosenthal (2013) gibi araştırmacılar, yaşı nispeten daha büyük olan çocuklarda yürütme işlevlerini yerine getirme konusundaki eksikliğin ortaya çıkışında bir artış durumu tespit ettiler.

Bu nedenle, bu bozukluğun etkilerini en aza indirgemek için, bu alanlarda veya yürütücü işlev eksikliklerine yönelik olarak, erken yaşlardan itibaren nöropsikolojik müdahalenin yapılması gerekiyor.

Nörobiyolojik perspektifin ASD’lerle ilişkili geniş ve çeşitli genetik faktörlerin olduğunu ortaya koyduğu gibi, nöropsikolojik yaklaşımdan yola çıkan uzmanlar da, tespit edilen tek bir eksikliğin bozukluğun heterojenliğini açıklamadığını kabul ediyor.

Öte yandan, sosyal biliş eksikliği teorisi, ASD’li kişilerin kendilerinin ve diğer insanların zihinsel durumlarını temsil etme kapasitelerinde değişiklikler gösterdiği fikrinden yola çıkarak değerlendirmelerini yapıyor. Bu da, söz konusu teorinin açıkladığı gibi, olayları başka bir kişinin bakış açısından anlamakta yaşadıkları zorluklara ek olarak ortaya konulan bir durum oluyor.

Bu nedenle, zayıf merkezi tutarlılık teorisi, detaylara gösterilen bu tür bir dikkatin farklı bir bilişsel işlem türü olarak görülebileceğini belirtiyor. Yani, bu durumu bir eksiklik olarak görmemize gerek yok. Aslında, bu detay odaklı işlem yapma yeteneğinin birçok avantajı da bulunuyor. Sonuç olarak, bu durum, bu özelliğe sahip kişilerin, bilgileri daha normatif bir işleme yöntemine sahip insanların göremeyeceği şekilde bulundukları sisteme değerli katkılarda bulunmalarına olanak tanıyor.

İlgini çekebilir ...
Otizm İçin Psikolojik Tedavi
Aklınızı KeşfedinRead it in Aklınızı Keşfedin
Otizm İçin Psikolojik Tedavi

Otizm pek çok farklı şekilde tedavi edilebilen ve tedavi sürecinde kişinin işlevsellik seviyesinin geliştirilmesinin amaçlandığı bir bozukluktur.