Trenleri Beklemeyi Bıraktım, Şimdi Ben Sürücü Koltuğundayım

28 Mart, 2018

Üzerinde adımın yazdığı trenleri beklemeyi bıraktım. Parçalanmış umutlar ve asla gerçekleşmeyen hayaller geride kaldı artık. Çünkü artık hareketi yöneten, yolu oluşturan kişi benim.

Benimle birlikte bu keşif yolculuğuna katılmak isteyen herkese kapım açık. Ama istemiyorsanız, sonraki istasyonda inebilirsiniz.

Bu basit ama cesur tavrı takınmak, kişisel gelişimimiz ve sürekli değişen duygusal dengemizde muhteşem bir adım olacaktır.

Ne var ki yapmaya alışık olduğumuz bir şey olduğunu kabul etmeliyiz: beklemek. Çaresiz hayaller ve gerçekçi olmayan bir mükemmellik yontusuyla doldururuz bekleyişimizi.

“Fırsat yaratılmak zorundadır. Ayağınıza gelmesini beklemeyin.”

– Francis Bacon

Dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta: bizi hayat boyu bekleme odasına götüren şey, her tarafa uzattığı yapış yapış dokunaçlarıyla toplumun kendisidir.

Buna rağmen kimse tavrımıza el koyamaz. Hiç kimse içimizdeki gücü, ateşi çalamaz.

Bu yüzden, ilk bakışta bütün trenlerin farklı istikamette gidiyor gibi gözükmesinin bir önemi yoktur. Çünkü yolunuzda, hayal ve idealleriniz konusunda kararlı ve açıksınız. Bekleyemezsiniz. Duramazsınız.

ayışığında tren

“Beklemek” hayatımız beklemedeymiş gibi hissetmemize neden olur

Hayatımızda birisinin duraklama düğmesine bastığını hissettiğimiz zamanlar vardır.

Belki de bir ilişkimizin olmaması, işsiz olmak, başarısız olmak ya da profesyonel ya da duygusal olarak reddedilmekten kaynaklanır bu.

Bu örnekler pek çoğumuz için gerçektir. Bizi hareketsizleştirene kadar varlığımızın derinliklerinde barınırlar.

Aslında, hayatın hiç duraklamadığını anlamalıyız. Yaşam sürekli titreşimdedir ve hareket edip yayılmaktadır. Ancak bizi durduran şey ruhumuz, irademiz ve motivasyonumuzdur.

Bernice Neugarten, yetişkin gelişimini inceleyen ilk psikologlardan biriydi. İnsanların yaşamlarının durduğunu hissettikleri yaşam döngüsünün karmaşık dönemlerini inceledi. Gri, hareketsiz, sıkıcı bir çerçevede donup kalmış gibi.

Neurgarten, “Beklemedeki Yaşam” teorisini, nasıl yüzleşmeyi öğrenmesi gereken bir geçiş olarak kurdu. En büyük sorun, çoğu zaman belirsiz, şüpheli ve hatta kötümser olan geleceğe dair bir vizyon sahip olmamızdır.

“Trenim çoktan kalktı. Doğru insanı bulamayacağım,” ya da “İyi bir iş bulmayacağım kesin,” gibi düşünceler. Bütün bunlar bu bekleme sürecini daha da uzatacak bir düşünce tarzını ele verir. Ayrıca daha iyi bir şeye geçişi daha da güçleştirir.

giden trenin ışığındaki kız

Asla gerçekleşmeyen hayaller platformundan nasıl çıkarız?

“Yarın tekrar gelin,” “Döneceğim size,” “Bunu yaparsan, bunu elde edersin,” dünyasında yaşıyoruz. Sonsuz bekleme odalarında yaşıyoruz. sürekli olarak mutluluk denen o şeyin bir aldatmaca mı yoksa yeterince puan kazanınca elde ettiğiniz bir ödül mü olduğunu soruyoruz kendimize.

Trenler gelip geçer fırsatlar gelip gider ama bunların hiçbirinde adımız yazılı değildir. Bu belirsizlikler senaryosu içinde dünyada nasıl ayakta kalabiliriz ki?

“Dünden ders çıkarmak, şu anda yaşamak, yarın için umutlu olmak. Önemli olan şey, her şeyi sorgulamaktan asla vazgeçmemektir.”

– Albert Einstein

Birazdan üzerinde düşüneceğiniz basit noktalar paylaşacağız. 

suyun altındaki raylarda giden tren

Hayatınızı hareket ettirmek için 3 sır

  • Birinci sır çok açık: hedefleriniz konusunda açık olmalısınız, ufukta baktığınız noktayı görmelisiniz. Ancak becerilerinize uyan kesin ve gerçekçi bir hedef belirlemek önemlidir. Ama potansiyelinizi asla hafife almadan yapmalısınız bunu.
  • Bernice Neugarten’ın hayat geçişleri hakkında bize verdiği ikinci ipucu ise gelecekteki her günümüz için prova yapmaktır. Sadece hayal kurmak yetmez.

İyi bir partner olmak istiyorsam öncelikle kendime bakmalı, bir birey olarak gelişmeli ve başkalarında bulmak istediğim şey olmalıyım. Eğer iyi bir işim olsun istiyorsam her gün kendimi profesyonel ve zihinsel anlamda hazırlamalıyım.

  • Bu planın üçüncü kısmı da oldukça ilginç . Proaktif ve yaratıcı kahramanlar olarak hissetmeliyiz kendimizi. Birinin ya da bir şeyin aşağısında olduğumuzu hissetmeyi bırakmalıyız. Toplumun bana verdiği bir yer yoksa belki de kendisi için alan yaratması gereken benim.

Belki de yeni bir şey icat etmeli, iş gücüne yeni bir katkıda bulunmalıyım. Belki de etrafı hareketsizlikle sarılı ama hareket hâlinde olan tren ben olmalıyım… Son olarak, bir zamanlar birinin dediği gibi hayat sadece ölümden kaçmaktan değil varlığımızın tadını çıkarmaktan ibarettir. Kendimizi nefes almaya ve işlerin kendiliğinden gerçekleşmesine kısıtlamaktan ibaret değildir. Aktif olalım, umutlu ve gerçekçi ama iyimser kişiler olalım. Bu dünyaya müthiş şeyler katabilen muhteşem varlıklar olalım. Aynı zamanda kendi mutluluğumuzu, gerçekten hak ettiğimiz mutluluğu yaratalım.