Sosyal Patolojilerin Önemsizleştirilmesi

Nisan 2, 2021
İnsanların aslında korktukları bir anda "panik atak" yaşadıklarını söylediklerini ya da "depresyonda" olduklarını duymamız çok yaygındır. Bu eğilim bozuklukların ortaya çıkmasına ve patalojilerin önemsizleşmesi olarak karşımıza çıkar.

DSM V, (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association, APA) tarafından Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal el kitabının güncellenmiş 5. sürümüdür. Tanımları ve semptomları kategorize eden ve bunları farklı kategorilerde bir araya getiren, böylece insan zihnini etkileyen patolojilerin harika bir sınıflandırmasını oluşturan bir dizi araştırmacı tarafından derlenen ve denetlenen bir metindir.

Bu veriler birleşik bir teknik dil sağlar, böylece zihinsel bozukluklarla çalışan tüm profesyonellere – başta doktorlar, psikiyatristler ve klinik psikologlar – olarak bilgi aktarabilir.

Genel olarak sağlık bilimleri ve akıl sağlığı alanındaki araştırmacılar için de önemlidir. Çünkü kategorileştirme süreci net kriterlerin oluşturulmasını destekler ve tutarlı bir teşhis konulmasını sağlar.

Diğer taraftan Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tüm dünyada kullanılan ICD-10 (International Classification of Diseases) adlı uluslararası sistemin kullanılmasını önermektedir.

Bu kuruluşların ortaya çıkması (patolojilerin hastaya konması konusunda hemfikir olunsun ya da olunmasın ya da ait olduğu bağlam veya sistemi bir kenara bırakarak semptomatik hastaya yönlendirilmiştir) 19. ve 20. yüzyılına kadar gider.

Fransız, İngiliz ve İtalyan doktorlar zihinsel yabancılaşmanın yarattığı soruna cevap vermek için semptom sınıflandırmaları oluşturdular ve aynı zamanda bakım programları, hastaneler, mediko-psikolojik vb. teoriler oluşturmak zorunda kaldılar. Bu dönemde ayrıca Alman psikiyatrisinin en temsili figürü doğdu: Emil Kraepelin.

Kraepelin (1855-1926) kendini her şeyden önce akıl hastalığının fizyolojik yönlerini araştırmaya adadı: ateşlenme, kafa travmaları vb. Ona göre akıl hastası basit bir semptom dizisiydi. Bir başka deyişle, insanlara az ilgi duymasına rağmen  insanlıkla derinden ilgilendi.

Kraepelin’in bir psikiyatrist olarak bugün bir kusur olarak kabul edilen bu eğilimi, burunolojisini oluşturmasına yardımcı olan özellikti. Sadece patolojilerin oluşumunu değil, aynı zamanda hastalık öncesi öyküyü ve hastaneye kaldırıldıktan sonraki tepkiyi de ayırt eden çok sayıda klinik vaka topladı.

Bu nedenle, bu sınıflandırma, çeşitli ruhsal bozuklukları belirti ve semptomlara göre gruplandırmaya izin veren el kitabının geliştirilmesinin başlangıcını oluşturmuştur.

sosyal patoloji

Kendi kendine teşhis koyma riski

Bu el kitabında sınıflandırılan rahatsızlıkların çoğu yanlışlıkla topluma aktarılmıştır. Yani belli başlı patolojiler anlamlarına, özelliklerine veya ayırt edici işaretlerine göre çarpıtılmış ve bu da yorumlama hatalarına yol açmaktadır.

Bu yorumlama hatalarıyla ilişkili risk örneğine bakalım:

Birini belli bir rahatsızlığa sahip olarak etiketlediğimizde, sanki alnına “Ben…” yazan bir işaret koymuş ve patolojiyi eklemiş gibi oluruz.

Etiketli kişinin atadığımız kategoriye inanması, bilgi araması – bugün, her şey internette mevcutken – ve kendini bu hastalıkla ilişkilendirmesi mümkündür. Bu, asılan posterle de kendisini özdeşleştiren yakın çevrenizin görüşüyle de ​​örtüşecektir.

Böylece, her şey kendi kendini gerçekleştiren bir kehanetin yapılmasına katkıda bulunur ve bununla etiketlendiği sınıflandırma varsayımını bir gerçeklik haline getirir. Ayrıca, kategorik etiket genellikle sakinleştirici bir etkiye sahiptir. Kişi, bu patolojilerin kökenini bulup, kendi kendine “Ahhhh, neyim var artık biliyorum!” der.

Bir kişinin kendi kendine evde teşhis koyması, patolojilerin anlamının çarpıtılmasına, bozuklukların özelliklerine ve önemsizleşmesine neden olur.

Genel olarak önemsizleştirilen 5 bozukluk

Şimdiye kadar sıradan insanlar tarafından önemsizleştirilen, gerçek anlamlarını yanlış yansıtan 5 bozukluk çeşidi vardır. Çoğu durumda, sadece bozukluğun özelliklerinden sadece birine sahip olması nedeniyle sınıflandırılmışlardır.

Bu bozukluklar şunlardır: depresyon, stres, panik atak, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve bipolar.

Depresyon ≠ üzüntü veya öfke

Depresif bozukluklar, acı ve kaygı duygularının kişiyi istila ettiği ciddi patolojilerdir. Belirsizlik ve planlama eksikliği, gelecek hakkında ümitsizlik, çaresizlik, hayatın hemen her alanında enerji ve motivasyon eksikliği, düşük benlik saygısı, birçok psişik yeteneklerde azalma, başarısızlık ve hayal kırıklığı duyguları ortaya çıkar.

Çoğu zaman, depresif hastalar o kadar kayıtsızdırlar ki gün içinde karşılaştıkları zorluklarla baş edemezler, kalkmaları, yıkanmaları, yemek yemeleri, seks yapmaları zordur ve hatta artık yaşamak istemediklerini bile ifade edebilirler.

Acı ve üzüntünün, bir kişide bir ölüm, sorun, göç, hareket veya herhangi bir yaşamsal kriz nedeniyle tepkisel olarak ortaya çıkabilen ve büyümeye yönelik iç gözlemi, düşünmeyi sağlayan doğal duygular olduğunu unutmamalıyız.

Bu duygu açığa çıktığında, bir kişi üzüldüğünde veya öfke duyduğunda, hemen “depresif” olduğunu söyleyenler vardır. Ancak bunun tek nedeni her zaman depresif olmak değildir.

Stres # yorgunluk veya sinirlilik

Stres günümüzün en ciddi sorunlarından biridir. Hem organik hem de zihinsel olarak bir hastalık sürecini başlatabilen ve sürdürebilen, hastalıklar üzerinde etkisi olan bir faktördür. Soğuk algınlığından kansere kadar farklı sağlık sorunlarına yol açan, spektrumu çok geniş olan bir sorundur.

Stres, genel adaptasyon sendromudur, organizmamızın çoklu yıkıcı uyaranlarla dolu bir bağlamda dengede kalma girişimidir.

Bu sorun, bizi dengesizleştirme eğiliminde olan bir veya daha fazla uyarandan kalıcı olarak rahatsız olduğumuzda ve vücudumuzun istikrara yönelik böyle bir tehdidi desteklemeye devam etmek için aşırı gerilmesi sonucu ortaya çıkar.

Hayatımızda meydana gelen sistematik bir krize katlanmak, sinirlilik hali, yıpratıcı fikirler, hoşgörüsüzlük, öfke, anksiyete, saldırganlık, mide bulantısı, çarpıntı, bruksizm, kompulsif yeme bozukluğu, olumsuz düşünceler vb. gibi tipik stresli bir dizi davranışı durdurmaya çalışan semptomatik etkiler yaratır.

Stresin neden olduğu (organik, bilişsel, duygusal) semptomlar birbirleriyle ilişkili sağlık sorunlarına neden olur. Kişinin hayatında stres faktörlerinin olup olmadığına dair karşılık gelen analiz yapılmadan, bu semptomların varlığına ya da bu semptomları gösteren davranışların olup olmadığına bakılır. Bilindik olmayan durumlara stres etiketini yapıştırmamız çok kolaydır.

patolojilerin önemsizleştirilmesi

Panik bozukluk ≠ korkular, boğulma hissi, çarpıntı

Genel olarak kaygı bozuklukları, panik ataklar ve agorafobiler son 10 yılda çoğalmıştır. Sanki bu semptomlar, psikososyal bir bakış açısıyla, toplumun bize dayattığı hiperdinamik ritmi patolojik olarak yavaşlatmaya çalışıyor gibidir.

Boğulma, baş dönmesi, bulantı, taşikardi, ekstremitelerde terleme ve karıncalanma gibi bir dizi semptomun yanında ölümden aşırı korkma gibi belirtilerle gelen bir kişiyi herhangi bir bozukluk sınıflandırması yaklaşık 30 yıl önce yoktu. Bu durum hastayı belirsizliğe sürüklerdi. Bugün ise bunun tam tersi olmaktadır.

Bugün, bir kişi izole semptomlar yaşayabilir ve bunları “panik atak” olarak tanımlayabilir. Ardından, kişi kendi kendine teşhis koyar: “Ayy, evet, panik atak geçirdim“, der. Gerçekte ise bu durum olmamıştır.

Panik atak, ancak psikopatolojik tablo tarafından tanımlanan 13 semptomdan en az 4’ü olduğunda teşhis koyulabilir.

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ≠ detaylar veya ritüelizm

OKB, kişinin durmadan tekrarladığı belirli eylemleri gerçekleştirmekten kendini alıkoyamadığı, büyük anksiyete ve kompulsif davranışlarla karakterize bir bozukluktur.

Bunlara karşı koymak için, büyülü düşünceyle dolu ritüel davranışlar geliştirebilir. Kişi bu ritüelleri gerçekleştirmezse meydana gelebileceğini düşündüğü durumları engellemek için de gerçekleştirebilir. Ayrıca hastalık korkusu, bulaşma, bulaş vb.  durumlar nedeniyle aşırı hijyen ve titizlik gösteren davranışlarına sahip olabilirler.

Bu hareketlerin ortaya çıkmasını engellemediği durumlarda ritüeller veya hijyen davranışlarıyla durdurmaya çalıştığı, kendi düşünceleriyle mücadeleye girdiği bir zihinsel ruminasyon vardır. Kısacası, bu durumu çaresiz kılan, kişinin kaygısını daha da artıran şey derin acı ve ıstırap yaratan davranışların ve fikirlerin bütünüyle iç içe geçmesidir.

Bununla birlikte, bir kişide dış çevreden soyutlanmış temizlik alışkanlığı veya aşırıya kaçan temizlik alışkanlığı ortaya çıktığında, “OKB’si olduğunu” veya “takıntılı” olduğunu düşünenler de vardır. Bunun ortaya çıkma nedeni bazen insanların sık sık alışkanlık haline getirdiği ritüeller ya da kabala felsefesi ile obsesif kompulsif bozukluk nedeniyle ortaya çıkan davranış modellerini birbirine karıştırmalarıdır.

Patolojilerin bipolar bozukluk ≠ duygudurum dalgalanmaları olarak ortaya çıkması

Bipolar bozukluk, patolojilerin olağandışı ruh hali değişimleri yaşadığı ciddi bir durumdur. Başka bir deyişle, çok mutlu, dinamik ve aktif olmaktan aşırı derecede üzgün hissetmeye, plansız bir hayata, kısaca depresyona girerler. Bu durumlar içinden defalarca geçtikleri döngüsel bir hastalıktır.

Bir döngü ile diğeri arasında normal ruh hali boşlukları olabilir. Bununla birlikte, kişi bir döngüden diğerine en ciddi biçimde girer ve çıkar. Neşeli dönemlerine “manik” ve üzüntü dönemlerine “depresif” denir.

  • İlk başta, bir dizi kendine has davranışları ve özellikleri vardır; örneğin, heyecan ve gerginlik, ardışık ve eşzamanlı hızlı düşünceler, kalıcı gerginlik, sinirlilik, uykusuzluk, zorunlu para harcama hissi.
  • Depresyonda iken üzüntü, acı çekme, kötü ruh hali, ilgi kaybı ve isteksizlik, uyku hali ve yataktan kalkamama isteği, uykusuzluk, yavaşlık, yorgunluk, konsantrasyon eksikliği, intihar düşünceleri vardır.

Bu nedenle, herhangi bir kişinin ruh halindeki bir değişikliği – dikkatsiz bir şekilde ve herhangi bir bilimsel onay olmaksızın – “bipolar” olarak nitelendirmeden önce dikkatli olmalısınız.

İnsanlar doğrusal değildir. Sürekli adapte olmamız gereken değişen bir ortama maruz kalırız, bu nedenle bu durum, bazen kademeli ve bazen ani ruh hali değişikliği anlamına gelir. Yani bir kişi, ani bir ruh hali değişikliği yaşadığı için “bipolar” değildir.

bipolar

Sonuç

Teşhisler sadece sağlık uzmanları tarafından konulmalıdır. Bu alanda gerekli tıbbi eğitimi almayanlar veya deneyimi olmayanlar, lütfen bu konuda teşhis koymaya çalışmayın. Davranışları etiketlemeye ve onları zihinsel bozukluklar olarak sınıflandırmaya gerek yoktur.

Kişiyi etiketlemek iyi bir davranış değildir. Bu davranış kişide inme etkisi yaratır. Hiçbir tıbbi eğitime sahip olmayan bir kişi, hastalığın tüm karakteristik özelliklerini taşımamasına rağmen bir başka kişiye bu teşhisi koymaya çalışması bilime olan saygısızlığını ve kendini ilahlaştırmasının bir sonucu olarak görülür.

Alanında uzman değilsek, başkalarının davranışlarını sınıflandırmak veya etiket koymak bizim elimizde değildir.