Sessiz ve Uysal Bir Çocuk Her Zaman Mutlu Bir Çocuk Anlamına Gelmez

· Kasım 12, 2018

Bir köşeden dünyayı izleyen ve en uysal kişiliğe sahip olan bir çocuğun her zaman mutlu bir çocuk olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Ancak böyle bir çocuk, etrafındaki insanları “rahat” ettiren bir yapıya sahiptir. Korku, umutsuzluk ya da utanma gibi duygular hissettiğimizde sık sık kendimize ait gizli köşelere saklanma ihtiyacı hissederiz. Bu nedenle en ideal olan seçenek, çocukların kimliklerini çalan o kederin bir parçası olan körü körüne sözümüzü dinletme yöntemi ile çocuklarımızı eğitmek yerine, onlara saygı duymayı öğretmektir.

Uysal ve söz dinleyen bir çocuğa sahip olma konusunun birçok aile tarafından fazlaca önemsenen bir konudur. Bunun kimi zaman da yanlış anlaşılan bir konu olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Dahası, çoğu anne ve babadan “mutluluğun garantisi büyüklerin sözünü dinlemekten geçer” türünde klasik söylemleri de çok sık bir biçimde işitmişizdir. Ayrıca, verdikleri emirlere hiç itiraz etmeden uyan çocuklarını gördükçe kendileri ile son derece gurur duyan anne ve babaların sayısı da azımsanamayacak derecede çoktur.

Körü körüne itaat, aklını ve mantığını kullanarak zeki bir biçimde söz dinlemekle aynı şey değildir. Bu durum, özellikle korku yöntemini kullanarak söylenenlerin uygulamaya dökülmesinde geçerlidir. Çocuğun daha erken yaşlardan itibaren en önemli şeyin başkalarını memnun etme, buna karşın kendine ait ihtiyaçlarını, kriterlerini ve isteklerini bir yana atma fikrine alışması, gelişimi için son derece olumsuz bir durumdur.

Böyle bir durumda, er ya da geç bir gün gelecek ve ufaklık kendini artık değerli hissetmemeye başlayacaktır. Büyük bir olasılıkla bu andan itibaren çocuk aynı zamanda kendini savunmayı bırakacaktır. Sonuçta başkalarının ona istedikleri gibi davranmasına izin vermeye başlayacaktır.

“Eğitimin temel amacı, insanlara kendileri için nasıl öğreneceklerini göstermektir. Eğitim içinde yer alan bir diğer düşünce de telkin etmektir.”

– Noam Chomsky

Üzgün bir çocuk

Sessiz Çocuk ve Otoriter Eğitimin Etkileri

Dünyada araştırmacı yapıya sahip çocuklar bulunmaktadır. Bu tip çocuklar, her şeye dokunur, her şeyi gözetler ve sürekli olarak sorular sorar. Bu çocuklar, doyumsuz bir merakla yaşam alanlarını kaplayan hayatın küçük renkleri gibidir. Bu ufaklıklar mutlu birer çocuktur. Diğer tarafta ise, sessiz çocuklar bulunmaktadır. Bu çocuklar bir miktar içine kapanık ancak insanlarla iletişim kurma konusunda herhangi bir sorun yaşamayan çocuklardır. Bu yapıdaki çocukların parladıklarını görmek ve içlerinde saklı tuttukları inanılmaz zenginliği ortaya çıkarmak için ilgi duydukları bir konuyu bulmak yeterli olacaktır. Bu çocukları da içine kapanık ancak mutlu çocuklar olarak nitelendirebiliriz.

Yukarıda grupladığımız çocuklar dışında, etrafımızda sık bir biçimde gördüğümüz bir diğer çocuk tipi de bakışlarını sürekli olarak insanlardan kaçıran çocuklardır. Bu çocuklar, sanki içlerinde bulunan en küçük köşeleri bulup bu köşelere kıvrılarak adeta kendileri değilmiş gibi davranmaya çalışırlar. Anlamadıkları bir dış dünyaya karşı kendilerini güvende hissetmek isterler ancak aynı bu dünyaya karşı oldukça uysal bir tavır içindedirler. Bu çocuklar, hiçbir şeye karşı gelmezler, itiraz etmezler, onların sözlüğünde “neden” kelimesi yoktur. Ne etraflarını araştırmak isteyen gözleri ne de sorgulayan bir bakışları vardır…

Hiçbir itirazda bulunmadan her söylenene uyan bir çocuğun her zaman mutlu bir çocuk olduğunu söylemek pek de mümkün değildir.

Çocuklarımızın ve öğrencilerimizin belirli sınırlara ve dengeli birtakım ölçütlere ihtiyaç duydukları açık bir gerçektir. Ancak bununla birlikte, hiçbir itirazda bulunmadan ve sorgulama ihtiyacı hissetmeden söylenenleri yerine getiren bir çocuk büyük oranda otoriter bir eğitim sisteminin varlığına işaret etmektedir. Yani bu sistem içerisinde kurallar, zeka yoluyla değil tehdit yöntemi kullanılarak dikte edilmektedir.

Zeka yöntemini tercih eden yetişkinler, korku faktörünü kullanmak yerine empati kurma yoluyla eğitim seçeneğini tercih etmişlerdir. Bu insanlar aslında, çocuklarına saygı duyma duygusunu aşılamayı ve belli başlı bazı kurallara neden uyulması gerektiğini anlamaları için bir fırsat vermeyi tercih etmektedirler.

Bu bağlamda, çok önemli bir gerçeğin altını çizmeden geçmemiz de mümkün değildir. Tüm çocukların, kendilerinden istenen ve onlara sorulan her şeyin temel mantığının ne olduğunu anlamaları çok önemli bir gerekliliktir. Eğer kendimizi çocuğa sorgulamadan söz dinleme yöntemini dikte edecek şekilde sınırlarsak, bunun sonucunda olgunlaşmayan insanlar yetiştirmiş oluruz. Bu tür çocuklar nerede olurlarsa olsunlar, her an ne yapmaları ve ne yapmamaları gerektiği konusunda birilerinin kendilerine yardım etmesine ihtiyaç duyacaklardır.

Bir insanın hayatında öyle bir an gelir ki, sadece kendi kriterlerine kulak vermesi gerekir. Anne ve babalarımızın bizlere uyguladıkları kurallara kimi zaman karşı gelmemiz ve bu kuralları sorgulamamız, aslında kendi kimliğimizi betimleme konusunda ilk girişimleri hayata geçirmemizi sağlayan adımlardır. Bu durumu, anne ve babaların da iyi bir şekilde anlaması gerekmektedir.

Saçına dokunan çocuk

Mutlu Çocuklar Yetiştirmeliyiz, Körü Körüne İtaat Eden ve Elleri Kolları Bağlı Çocuklar Değil

Anneler, babalar ya da eğiticiler olarak hepimizin çok iyi bildiği bir şey vardır. Sesinizi yükseltip çocuğa “şunu  hemen şimdi yap… çünkü ben öyle söylüyorum” demek, istediklerimizi zaman harcamadan, zahmetsizce ve kısa yoldan yaptırmanın bir yöntemidir. Bu tür bir yaklaşımı, fazla zamanımız olmadığından ve aynı zamanda genelde olumlu sonuçlar aldığımızdan dolayı tercih ederiz.

Ancak bunu yaparken ne bedel ödediğimizin acaba farkında mıyız? Bağırıp çağırarak söylediklerimizin hemen yerine getirilmesinin ne gibi sonuçları olabilir? Böyle bir yöntemin yarattığı etkinin çok büyük boyutlarda olacağını belirtmek gerekmektedir. Sessiz ve karşılık vermeyen ya da karşı gelen bir çocuğu bu şekilde biçimlendirmiş oluruz. Bu tür otoriter dinamikleri uygulayarak aslında çocuklarımızla aramızda kurmamız gereken en önemli ve hayati bağı kaybetmiş oluyoruz: güven duygusu.

Bu aşamada karşımıza çıkan diğer bir sorun ise, çocuğumuza nasıl söz dinletebileceğimizdir. Bunun kolay bir iş olmadığı açıktır. Özellikle şu ana dek sözümüzü dinlemesini yalnızca tehdit ve cezalandırma yöntemleri kullanarak başardıysak bu iş daha da zor alacaktır. Ancak kimi zaman aradığımız yanıtların düşündüğümüzden çok daha basit olduklarını görürüz. Eğer bir çocuğun, ondan bir şey yapmasını ya da bir görevi yerine getirmesini istediğimizde bize karşı güven duymasını istiyorsak, bizim de aynı şekilde ona karşı güven ve saygı duymayı öğrenmemiz gerekmektedir.

Çocuğuyla konuşan anne

Saygı, öncelikle dinleyerek gösterilir. Sorularına cevap vererek, onlarla birlikte akıl yürüterek ve onları bir konuyu tartışırken karşılık verme konusunda cesaretlendirerek duyduğumuz saygıyı gösterebiliriz. Onların bize saygılarını ise, ihtiyaçlarını, tercih ettikleri şeyleri ve merak ettiklerini dikkate alarak kazanabiliriz. Böylece, çocuğun her şeyin nedenini anlamasına olanak sağlamış oluruz. Sonuç olarak çocuğun bir tür zeki bir biçimde söz dinleme alışkanlığı kazanmasına yardımcı olma şansını yakalayabiliriz. Bu şekilde çocuk, kuralların faydalarını bilerek bunları içselleştirecek bir durum gelecektir.

İstediğimiz şey, etraflarında olup bitenleri algılayabilen, öğrenmeye istekli ve mutlu çocuklara sahip olmaktır. Bu nedenle, hiçbir çocuk korku ve otoriter bir yaklaşımın gölgesiyle sessiz bir hale getirilmemelidir.