Saldırganlık ve Nörobiyolojik Temelleri

Beynin yapısının saldırganlık içeren davranışlarla nasıl bir ilişkisi vardır? Bu tür davranışlarda hormonlar ve nörotransmiterler nasıl bir rol oynar? Bunu size anlatıyoruz.
Saldırganlık ve Nörobiyolojik Temelleri

Son Güncelleme: 09 Mayıs, 2021

Saldırganlık, çoğu canlıda mevcut olan bir davranıştır. Hayvanlar, avcılara karşı kendilerini savunmanın veya yiyecek elde etmenin bir yolu olarak bunu kullanırlar. İnsanlar da birçok durumda intikam için ya da bir tür psikopatoloji nedeniyle saldırgan bir eylem gerçekleştirirler. Bütün bunlar saldırganlığın nörobiyolojik temellerini bilmeyi önemli kılar.

Saldırgan davranışlar gerçekleştirmenin  beyin düzeyinde etkilerini belirleyebiliriz. Sadece beynin bazı bölümlerinin değil, aynı zamanda bazı hormonların ve nörotransmiterlerin de bu davranışlarda öncü rol oynadığını anlamak gerekir. Beyin, saldırgan davranışları kontrol etmeye veya sürdürmeye önemli bir şekilde yardımcı olur.

saldırganlık

Saldırganlık Nedir?

Saldırganlık kelimesi, Türkçeye ‘saldırı’ olarak çevrilen Latince aggredi kelimesinden gelir. Bu nedenle terim, yıkım veya şiddetle ilişkilendirilen bir nitelik taşır. Öte yandan saldırganlığın, farklı psikopatolojilerde de mevcut olmasına rağmen, canlıların hayatta kalması için gerekli olduğu gösterilmiştir. Bu şekilde, farklılıkların ince ve önemli olduğu bir boyuttan söz ediyoruz.

Saldırganlığı sınıflandırmanın farklı yolları vardır. Bunlardan biri, Halsband ve Barenbaum (2008) tarafından geliştirilen saldırganlığın dürtüsel veya önceden belirlenmiş olabileceği fikrini öne süren bir varsayımdır.

  • Birincisi, suç veya tehdit olarak algılanan uyarıcıya verilen tepkidir. Bu nedenle, genellikle korku veya öfke ile motive edilir. Bu durumda saldırgan davranış geliştiren kişiler, bunun sonuçlarını çok iyi değerlendiremeyebilirler.
  • Diğer taraftan, önceden belirlenmiş saldırganlık belirli bir amaç için tepki olarak ortaya konmaktadır. Bu durumda reaksiyon hesaplanır ve düşünülür, bu da eylemi daha tehlikeli hale getirebilir.

Yapısal düzeyde, saldırganlığın nörobiyolojik temelleri nelerdir?

Bilindiği üzere, yapılan araştırmalar sonucunda dürtüselliğe eğilimli, daha az çekingen, daha riskli davranışlarda bulunan ve aceleci davranan hastalar olduğu görülmüştür. Bu, karar vermeyi etkileyen agresif tepkilere veya davranışlara yol açar.

Tüm bunlar, beyin düzeyinde saldırganlığın nörobiyolojik temellerinin olduğu fikrini akla getirir. Bunları aşağıda inceleyelim:

Kortikal seviye

Farklı araştırmalar, prefrontal korteksin saldırganlığın nörobiyolojik temelinin bir parçası olduğunu göstermiştir.

Bu durumda saldırganlığın, orbitofrontal ve ventromedial kortekste işlevsellikle doğrudan bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Aslında, bu alanlarda agresif tepkilerin engellenmesini etkileyen ve sinirlilikte artışa neden olan bir hipoaktivasyon vardır.

Aynı şekilde, bu yapının sahip olduğu işlevler nedeniyle saldırganlıkla bir bağlantısı olduğu bulunmuştur. Bunların arasında duygusal kontrol ve düzenleme, davranış planlama ve etik ahlaki davranış bulunur. Bütün bunlar kişinin saldırganlıkla ilgili davranışlarını, özellikle dürtüsel tipte olanları artırmasına neden olur.

Subkortikal seviye

Nörogörüntüleme tekniklerinin kalitesindeki iyileşme, saldırganlığın nörobiyolojik temellerinin bir parçası olan çeşitli subkortikal yapıların keşfedilmesini kolaylaştırmıştır.

İlk sırada saldırgan davranışların gelişiminde hayati bir rol oynayan amigdala vardır. Bunun nedeni, bu yapının aşağıdakiler gibi bir dizi sinirsel süreçle ilgili olmasıdır:

  • Sosyal farkındalık.
  • Duygunun düzenlenmesi.
  • Ödülün işlenmesi.
  • Duygusal hafıza.
  • Çevreden gelen tehditlerin tespiti.
  • Saldırganlık veya kaçış tepkisi uyaranı.

Tüm bu süreçler yanıtları artırabilir veya geliştirmeye yardımcı olabilir. Daha agresif insanlarda özellikle amigdala hacminde bir azalma olduğu bulunmuştur. Bunun yanı sıra agresif davranışlar mevcut olduğunda bu alana daha fazla aktivasyon bildirilmektedir.

İkinci sırada, hipotalamus vardır. Bu yapı, duygusal durumun otomatik ifadesinin koordinasyonundan sorumludur. Spesifik olarak, iç değişiklikleri kaydeder ve sunulan bir uyarana duygusal özellikler veren sinir ağlarını etkinleştirir.

Bu nedenle, hipotalamus aynı zamanda saldırganlığın nörobiyolojik temellerinin bir parçasıdır çünkü bu sayede mevcut olan bir dış uyarana özel bir reaksiyon oluşturabilir.

Hipotalamus

Kimyasal düzeyde saldırganlık dürtüsünün nörobiyolojik temelleri

Bu davranış sorunuyla en çok ilgisi olan; nörotransmiter serotonindir (5-HT). Düşük serotonin seviyelerinde, agresif davranışların belirgin şekilde arttığı bulunmuştur. Bu azalma, özellikle yüzleşmeyi önceden tahmin etmek ve buna hazırlanmakla sorumlu olan beynin ödüllendirme merkezinde meydana gelir.

Duygusal düzenlemeden ve daha karmaşık beyin işlevlerinden sorumlu olan prefrontal kortekste serotonin de azalır.

Benzer şekilde, noradrenalin de saldırganlığın nörobiyolojik temellerinin bir parçasıdır. Farklı araştırmalar, bu nörotransmiterin aktivitesi azaldığında saldırgan davranışların azaldığını göstermiştir. Bu nedenle aşırı norepinefrin agresif davranışlara neden olabilir.

Dopaminin ayrıca agresif davranışlarla da bağlantısı vardır. Aslında, intersinaptik boşlukta bulunan yoğunluk artışı, agresif davranışla ilişkilidir. Daha titiz bir analiz yaptığımızda, dopamin reseptörüne bağlı olarak agresif davranış olasılığının da azaldığını görürüz.

Öte yandan irdelediğimiz bu konuda hormonların da baş rolü olduğunu görürüz. Örneğin, artan androjenlerin öfke yarattığı ve saldırgan eğilimlere yol açabileceği bulunmuştur.

Agresif davranışlardaki artışla ilişkili olarak özellikle testosteron artışından söz edilmektedir. Benzer şekilde, bu araştırmalar vazopressin ve oksitosinde artış olduğunda agresif davranışlarda artış olduğunu göstermiştir.

Gördüğümüz gibi, agresif davranışlarda beynin kortikal ve subkortikal yapıları rol oynar. Bunun yanı sıra bazı hormonlar ve nörotransmiterlerin açık bir etkisi vardır. Bu, bazı saldırgan davranışların karmaşıklığını ve bazı durumlarda bir akıl sağlığı uzmanının müdahale etmesi gerektiğini gösterir.

İlginizi çekebilir ...
Menopoz: Her Kadının Hayatındaki Doğal Aşama
Aklınızı Keşfedinsayfasında okuyun Aklınızı Keşfedin
Menopoz: Her Kadının Hayatındaki Doğal Aşama

Her kadının hayatında, olgunluğun kapısını çalacağı o dönem gelir çatar. Menopoz, o kapıyı açan ve olgunluğu içeri buyur eden eldir. Bu yüzden, normalin dışında bir şeylerin yaşandığı, hayatın diğer alanlarındaki düzene de yansıyan çok önemli fizyolojik bir andan bahsediyoruz.