Psikolojinin Kökenleri: Tarihi, Önemli Kişiler ve Modeller

Mart 13, 2021
Psikolojinin kökeni yüzyıllar öncesine dayanır. Bu yazımızda, konu hakkında bilgilerimizi tazelemek ve artırmak için tarihe kısa bir gezinti yapacak ve bu disiplinin dönüşümüne damga vuran önemli gelişmeleri ve kişileri inceleyeceğiz.

Psikoloji günümüzde sağlam ve olgunlaşmış bir bilim dalı olarak görülmektedir. Bununla birlikte halen etki alanını genişletmeye ve çok sayıda disiplinden beslenerek gelişip serpilmeye devam etmektedir. Günümüzde psikoloji sayesinde pek çok kavramı anlayabiliyor, insanlara yardımcı olabiliyor ve bilgilerimize derinlik katabiliyoruz. Peki psikolojinin kökenleri nereye dayanıyor?

Bu soruya diğer başka bir soruyu da ekleyelim… Psikoterapinin kökleri nereye kadar uzanıyor? Yani “her şey” nerede başladı? Gördüğümüz gibi bu iki kavram birbiri ile yakından bağlantılı. Bu yazımızda psikolojinin en tarihi dönüm noktalarını bir araya getirdik. Bu sayede kökenlerini, gelişimini ve şu anki durumunu anlamaya çalışacağız. Eğer siz de merak ediyorsanız, bu yazımızı kaçırmayın!

Psikolojinin Kökenleri

Psikolojinin kökenlerine tarihsel açıdan bakıldığında oldukça geniş, pek çok farklı kavramın, yazarın ve ilginç olayların katkıda bulunduğu bir süreçle karşı karşıya kalırız. Bu nedenle aşağıda sadece en önemli dönüm noktalarına, bu disiplinin ortaya çıkmasını sağlayan en temel faktörlere ve aynı zamanda genel anlamda psikoterapiye odaklanacağız.

Modern Psikoterapinin Çıkış Noktası

Psikolojinin kökenlerinden bahsedebilmek için, 0ldukça geriye giderek psikoterapinin ortaya çıkmasından önceki  döneme bakmamız gerekir. M.Ö. 5 ila 4’üncü yüzyıllarda kabile niteliğindeki ilk topluluklar antik Yunan’da ve diğer bölgelerde ortaya çıkmıştır. O dönemlerde insan ruhuyla ilgili her şey doğaüstü metaforlara ve sihirli açıklamalara dayandırılmıştır.

Bu çağlarda hastalıklar ruhun ele geçmesi olarak algılanmış ve çoğu kez insanları “tedavi etmek” için (hastalık kelimesi ile aynı zamanda ruhsal hastalıklar da kastedilmektedir) şeytan çıkarma yöntemi kullanılmıştır. Her ne kadar bu yöntem çok başarılı olmasa da modern psikoterapinin kökeni olarak kabul edilmektedir. Çünkü bu uygulamada kişinin “sıra dışı” davranışları ve fikirleri ile ilgili endişeler söz konusudur. Bu dönemde ilk filozoflar olarak karşımıza Pisagor, Platon, Aristo gibi isimler çıkmaktadır.

Aristo heykeli

Hipokrat ve Galen

Daha sonraki dönemlerde, M.Ö. 4’üncü yüzyılda Hipokrat ve M.S. 2’nci yüzyılda ise Galen’le karşılaşırız. Hipokrat, hastalıkların, organizmanın içsel durumunun bir ürünü olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda, dört sıvı kuramını öne sürmüş ve insan mizacıyla aşağıdaki maddeler arasında ilişki kurmuştur:

  • Kan: Neşeli mizaç.
  • Balgam: Soğukkanlı ve duygusuz mizaç.
  • Safra: Asabi mizaç.
  • Melankoli: Melankolik mizaç.

Hipokrat’a göre sağlık bu dört sıvının dengesi sayesinde, buna karşın hastalık ise bunlar arasındaki dengesizlik nedeniyle ortaya çıkar.

Galen ise antik ilaçların bir sentezini yapmış ve bunları birbirinden ayırarak sınıflandırmıştır. Bu bağlamda, doğal şeyler (mizaç), doğaüstü şeyler (hastalıklar) ve doğal olmayan şeyler (çevre) olarak üç farklı sınıf ortaya koymuştur. Tedavi ise doğal şeylerin doğal olmayan şeyleri kullanarak değiştirilmesi ya da düzeltilmesi olarak ifade edilmiştir.

Psikolojinin Kökenleri: Ortaçağ, Rönesans ve Modern Çağ

Ortaçağda Batılı inanç felsefesi çok güçlü bir biçimde “ruhsal hastalıkların şeytanın meyvesi” olduğunu savunmuştur. Aziz Augustine, “günah çıkarma” yöntemi ile bazı ruhsal egzersizler yaparak kişisel değişimin yakalanabileceğini öne sürmüştür.

Daha sonra Rönesans çağında ruhsal hastalıklar sahiplik kavramından ayrılmış, ancak yine de yanlış tedaviler ve zaten yüzyıllardır süregelen ruhsal hastalıklara sahip insanları diğer insanlardan ayrı tutma uygulaması devam etmiştir.

Modern çağda ise Gassner ortaya çıkmış ve rahiplerin uğraş alanına giren doğaüstü hastalıklar ile doktorların uzmanlık alanı içinde yer alan doğal hastalıkları birbirinden ayırmıştır.

Psikoterapinin Ortaya Çıkışı

Psikolojinin kökenlerini ararken, psikoterapinin de çıkış noktası ile el ele olduklarını göz ardı edemeyiz. 19. ve 20. yüzyıllar arasında önce canlısal manyetizma akımı, daha sonra da hipnoz ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde yazılarından birinde “psikoterapötik” kavramını kullanan F. Cobbe’un ön plana çıktığının altını çizmek gerekir.

Canlısal manyetizma (animal magnetism, mesmerism) olarak adlandırılan kavram, Van Helmont tarafından bulunmuştur. Bu doktrinler elektrik, manyetizma ve astronomiyi kilit eksenler olarak birbirine bağlar. Bu doktrinler sayesinde özellikle belirli hastalıklar (ruhsal hastalıklar da dahil) nedeniyle bozulan kişinin dengesinin yeniden eski haline getirilmesi amaçlanır. Bunların tümü başlangıçta mıknatıslar, daha sonra ise kişinin kendi bedenindeki sıvılar ile yapılır.

“Tüm teorileri bilin. Her türlü teknikte ustalaşın ancak bir insanın ruhuna dokunduğunuzda sadece başka bir insanın ruhu olun.”

– Carl G. Jung

Hipnoz Okulları

Daha sonraki yıllarda psikoloji öncesi iyileşme süreci ile psikanaliz arasında bir bağ olarak yükselen hipnoz gelmiştir. Bu konuda iki okul ön plana çıkmaktadır. Bunlardan biri Nancy Okulu (Lièbault ve Bernheim gibi figürlerle tanınır), diğer ise Salpetriere Okulu (Charcot ve Janet) olarak tarihteki yerlerini almıştır. Aslında bu noktada 19. yüzyılda en yaygın biçimde kullanılan terapötik prosedürün hipnoz olduğunun altını çizmek gerekir.

Bunlardan sonra hipnoz ve histeri konusundaki çalışmalarıyla Binet (1889), psikolojinin prensiplerini şekillendiren W. James (1890) ve bilinçli durumdaki hastaları tedavi eden J. Benedikt (1882) ön plana çıkmıştır.

Katartik Metottan Psikanalize

Psikolojinin kökenlerini anlamamıza katkı sağlayacak bir diğer faktör, o dönemlerde kullanılmış olan metotlardır. Bu bağlamda karşımıza katartik metot ve günümüzde de halen kullanılmakta olan psikanaliz çıkmaktadır.

Katartik metodu bulan kişi Beuer’dir. Bu metodu geliştirmesindeki amaç hastanın hipnoz altında rahatlaması ve travmatik anılarla ilgili patojenik duyguların atılmasıdır. Bu yöntem Freud’un çizdiği akımın bir tür öncüsü olma niteliği taşır. Freud sahne aldığında ise duyguların psikolojik olarak başkasına yönelmesi (transferans), direnç (rezistans), baskı ve savunma gibi metotlar da ortaya çıkmıştır.

Psikoterapinin Gelişimi ve Güncel Uygulamalar

Şimdi psikoterapinin gelişim aşamasına varıyoruz. Bilimsel psikolojiyle uygulamalı psikolojiyi birbirinden ayıran bir çizgi çeken kişi, psikoterapinin başlangıcına da imza atan isim olan Wundt’tur. Psikanalitik ve projektif (yansıtmalı) teknikler, özellikle psikometrik yaklaşımların yetersiz bulunması nedeniyle I. Dünya Savaşı’yla birlikte güçlenmiştir. 20. yüzyılda aşağıda sıralanan şu önemli gelişmeler yaşanmıştır:

  • 1930’lu yıllar: Allen, Allport, Murray, Rogers ve pek çok diğer isim tarafından kişilik konusundaki ilk çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
  • 1940’lı yıllar: Bilimsel psikoloji ve psikanaliz yaklaşımı ortaya çıkmıştır. “Sorunlara pratik ve hızlı çözüm” bulmak amacıyla davranış psikolojisi ortaya atılmıştır (Skinner ve Wolpe).
  • 1950’li yıllar: Felsefi ve sosyal bir hareket olarak hümanistik psikoloji çıkmış, Maslow gibi yazarlarla birlikte “Üçüncü Kuvvet” tanımı bilimsel çalışmalarda yer almıştır.
  • 1960’lı yıllar: Ellis, Beck ve Mahoney ile birlikte bilişsel model ortaya çıkmıştır.
psikolojik terapi

Psikolojinin Kökenleri ve Günümüzde Gelinen Nokta

Psikolojinin kökenlerine yaptığımız yolculukta bu bilimsel disiplinin evrimine yön veren farklı yazarlar, teknikler ve psikoterapi tekniklerine kısa bir göz attık.

Günümüzde 250 ila 300 civarında psikoterapi modeli bulunmaktadır. Ancak son dönemde daha kapsamlı bir yöntem sunmak amacıyla farklı terapötik akımların katkılarını bir araya getiren seçmecilik (eklektizm) daha yaygın olarak tercih edilmektedir.

Yani aslında farklı yönelimlerin çoğalması psikolojinin hem “Aşil tendonu” hem de güçlü noktasıdır. Çünkü artık çok farklı insanların ihtiyaçlarına cevap verecek niteliğe sahiptir. Ancak aynı zamanda çözümlemesi pek de kolay olmayan ve sürekli kafa karışıklığına neden olan noktalar da günden güne artmaktadır.

Son yıllarda bilişsel modellerin önemli oranda arttığını söyleyebiliriz. Davranış psikolojisi geçerliliğini korurken, hümanizm yaklaşımı güçlenmiş ve diğer pek çokları gibi sistemik model tam anlamıyla bir gelişim süreci içine girmiştir.

“Psikoloji insanlara hayatlarını nasıl sürmeleri gerektiğini söylemez. Ancak onlara kişisel ve sosyal değişim sürecini etkilemek için gerekli olan yöntemleri ve araçları sunar.”

– Albert Bandura

  • Bateman, A., Brown, D., Pedder, J. (2005). Introducción a la psicoterapia. Manual de la teoría y técnica psicodinámicas. Ed. Albesa. Barcelona.
  • Berstein, D. y Nietzel, M. (1982). Introducción a la Psicología clínica. McGraw Hilll. Madrid.
  • Botella, C. (1987). Introducción a los tratamientos psicológicos. Promolibro. Valencia.
  • Gondra, J. (1997). Historia de la Psicología. El nacimiento de la psicología científica. Madrid: Síntesis.
  • Hothersall, D. (1997). Historia de la Psicología. México: McGraw-Hill.